35Bu sebeble gevşeklik göstermeyin ve sizler üstün iken barışa çağırmayın. Allah sizinledir, amellerinizi de asla eksiltmez. Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: "Gevşeklik göstermeyin." Savaşmaktan yana zayıf düşmeyin, demektir. "…. demektir. " Kişi kendisi zayıf düştü"; "Başkası onu zayıf düşürdü" demektir. Buna göre fiil hem geçişli, hem geçişsizdir. Şair de şöyle demiştir: "Şüphesiz ki beti (hastalıktan dolayı) zayıf düşmüş ve beli ağrıyan birisi değilim." "He" harfi kesreli olarak: "Zayıf düştü" demektir. "Zaafa uğramadılar" (Al-i İmrân, 3/146) âyetinde de "he" harfi hem ötreli, hem kesreli olarak; diye okunmuştur. Daha önce Al-i İmrân Sûresi'nde (3/146. âyetin tefsirinde) geçmişti. "Ve sizler" Allah'ı onlardan daha iyi bilenler olarak "üstün iken barışa çağırmayın." Bu, delil itibariyle siz onlardan üstün iken, diye de açıklanmıştır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Bazı hallerde görünürde onlar size üstünlük sağlasalar bile, siz mü’min olduğunuz için gerçek galipler sizlersiniz. Katade dedi ki: Karşı tarafa yalvaran kesimlerin ilki siz olmayınız. 3- Ayet Mensuh mudur, Değil midir? İlim adamları bu âyetin hükmü hususunda farklı görüşlere sahihtir. Bu âyetin yüce Allah'ın: "Onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş!" (el-Enfal, 8/61) âyetini neshettiği söylenmiştir. Çünkü yüce Allah eğer müslümanların barışa ihtiyaçlan yoksa, barışa meyilli olmayı yasaklamış bulunmaktadır. Bir başka görüşe göre bu âyet-i kerîme yine yüce Allah'ın: "Onlar barışa yanaşırlarsa, sende ona yanaş" (el-Enfal, 8/61) âyeti ile neshedilmiştir. Âyetin muhkem olduğu da söylenmiştir. Her iki âyet-i kerîme farklı halleri bulunan iki ayrı zamanda inmiştir. Bir başka görüşe göre yüce Allah'ın; "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş" âyeti muayyen bir topluluk hakkında hususi bir âyettir, diğeri ise umumidir. Dolayısıyla ancak zaruret halinde kâfirlerle barış yapmak câiz olabilir. Bu da müslümanların zayıflıkları sebebiyle bizim onlara karşı koymaktan aciz olmamız halinde böyledir. Bu anlamdaki yeterli açıklamalar daha önceden (el-Enfal, 8/61) âyeti açıklanırken geçmiş bulunmaktadır. "Allah" yardım ve desteği ile "sizinledir." Bu da yüce Allah'ın; "Muhakkak ki Allah ihsan edenlerle beraberdir" (el-Ankebut, 29/69) âyeti gibidir. "Amellerinizi de asla eksiltmez." İbn Abbâs'tan ve başkalarından, amellerinizin karşılığını eksik vermez diye açıkladıkları nakledilmiştir. Bir yakını öldürülüp de kanını alamayan kimseye denilmesi de bu kökten gelmektedir. Yine aynı kökten olmak üzere: " Ona (hakkını) eksik verdi, eksik verir, eksik vermek" denilir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın: "Her kim ikindi namazını vaktinde kılamayacak olursa, sanki malını ve ailesini kaybetmiş olur" Müslim, I, 43fi; Buhârî, I, 203; Dârimi, I, 306; Nesâî, I, 237, 238; Müsned, M, 145 hadisinde de bu anlamda kullanılmıştır. Aynı şekilde "Ona hakkını eksik verdi" demektir. Yüce Allah'ın: " Amellerinizi de asla eksiltmez" âyeti; "Amellerinizde asla eksiklik bırakmaz" demektir. Bu da; "Eve girdim" derken: "Evin içine girdim" demek istemeye benzer. Bu açıklamayı el-Cevherî yapmıştır. el-Ferrâ'' dedi ki: " Amellerinizi de asla eksiltmez" âyetindeki fiil tek anlamına gelen "vitr"den türemiştir. Buna göre mana: Allah sizi asla mükâfatsız olarak tek başınıza bırakmayacaktır, demek olur. |
﴾ 35 ﴿