2Ey îman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin! Birbirinize yüksek sesle hitab ettiğiniz gibi, ona da yüksek sesle hitab etmeyin! Yoksa haberiniz olmadan amelleriniz boşa gidiverir. Bu âyete dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız: 1- Mü’minler Seslerini Peygamberin Sesinden Yükseltmemelidir: "Ey îman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin!" âyeti ile ilgili olarak Buhârî ve Tirmizî şu rivâyeti kaydetmektedirler: İbn Ebi Müleyke'den dedi ki: Bana Abdullah b. ez-Zübeyr'in anlattığına göre Akra' b. Habis, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzuruna geldi, Ebû Bekir: Ey Allah'ın Rasûlü! Sen bunu kavmine başkan tayın et, dedi. Ömer de: Hayır, ey Allah'ın Rasûlü sen bunu başkan tayin etme dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda bu şekilde karşılıklı konuştular ve nihayet seslerini yükselttiler. Ebû Bekir Ömer'e: Senin bütün istediğin bana muhalefet etmektir. Ömer ise: Hayır ben sana muhalefet etmek istemedim, dedi. Bunun üzerine şu: "Ey îman edenler! Sesinizi peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin" âyeti indi. (Abdullah b. ez-Zübeyr) dedi ki: Bundan sonra Ömer Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda konuştu mu ne dediğini açık söylemesini (yüksek sesle tekrarlamasını) istemedikçe konuşmasını duyamıyordum. (İbn Ebi Müleyke) dedi ki: Abdullah b. ez-Zübeyr dedesinin -yani Ebû Bekir'in- sözünü etmedi. (Tirmizî) dedi ki; Bu garib, hasen bir hadistir. Bazıları da bu hadisi İbn Ebi Müleyke'den mürsel olarak rivâyet etmiş olup, bu hadisin senedinde: "Abdullah b. ez-Zübeyr'den" diye zikretmemişlerdır. Tirmizî, V, 387; Bühari, IV, 1833,. 2662; Müsned, IV, 6; (Buhârî ile Müsnedde kimin kimin tayin edilmesini istediği tayin edilmeksizin; "biri onlardan birisinin, diğeri ise diğerinin görevlendirilmesini istedi" anlamındadır.) Derim ki: Sözünü ettiği kişi Buhârî’dir. O şöyle demiştir: İbn Ebi Müleyke dedi ki: Hayırlı iki sahabi Ebû Bekir ve Ömer neredeyse helâk olacaklardı. Onlar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda Temimoğulları kafilesi geldiği sırada seslerini yükseltmişlerdi. Birileri Mücaşîoğullarından olan el-Akra' b. Habis'in (emir tayin edilmesi için) diğeri ise bir başka adamın (emir tayin edilmesi için) görüş belirtmişti. Nafî' dedi ki: Bu diğer adamın ismini bilemiyorum. Ebû Bekir, Ömer'e: Sen bana muhalefet etmekten başka bir maksal gütmüyorsun, dedi: Sana muhalefet etmek istemedim, dedi. Bu hususta sesleri yükseldi, yüce Allah da: "Ey Îman edenler! Sesinizi peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin" âyetini indirdi. İbn ez-Zübeyr dedi ki: Bu âyet-i kerimeden sonra Ömer, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne dediğini tekrar sormadıkça, Rasûlullah'a sesini işittirmiyordu. (Abdullah b. ez-Zübeyr) aynı hususta babasını -Ebû Bekir es-Sıddîk'i kastediyor (çünkü Ebû Bekir annesi Esma'nın babası idi)- aynı şekilde sözkonusu etmemektedir Buhârî, IV, 1833, VI, 2662; Müsned, IV, 6. el-Mehdevînin, kaydettiği bir rivâyete göre, Ali (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Yüce Allah'ın: "Sesinizi peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin" âyeti benim, Cafer'in ve Zeyd b. Harise'nin sesi yükselmesi üzerine, bizim hakkımızda inmiştir. Biz Zeyd'in Mekke'den Hamza'nın kızını getirmesi üzerine tartışmaya koyulmuştuk. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da bu hususta Cafer'in lehine hüküm vermişti. Çünkü kızın teyzesi onun hanımı idi. Daha önce bu hadis Al-i İmrân Sûresi'nde (3/44. âyet, 4. başlıkla) geçmiş bulunmaktadır. Buhârî ve Müslim'de de Enes b. Malik'ten gelen rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Sabit b. Kays'i göremeyince bir adam: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben senin için onun durumunu öğreneyim, dedi. Sabit'in yanına gitti, onu evinde başını önüne eğmiş oturuyor görünce, ona: Durumun nedir diye sordu. Sabit: Çok kötü dedi. O (kendisini kastediyor) sesini Peygamberin sesinden yüksek çıkartıyordu. O bakımdan onun ameli boşa gitmiş bulunuyor, o cehennemliklerdendir. Adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a gelerek durum şöyle şöyledir, diye haber verdi. (Senetteki ravilerden birisi olan Mûsa b. Enes) dedi ki: İkinci bir defa ona pek büyük bir müjde ile geri döndü, dedi ki: "Git ona ve de ki: Sen cehennemliklerden değilsin. Aksine sen cennetliklerdensin." Buhârî, III, 1322, 1833; İbn Kesîr, Tefsir, IV, 207, "hadis bu yolla bu şekilde sadece Buharinin rivâyet ettiğini" kaydetmektedir Buharînin lâfzı ile hadis böyledir. Burada sözü edilen kişi Sabit b. Kays b. Şemmas'dır. Hazreçli olup, oğlu Muhammed'in ismi ile Ebû Muhammed künyelidir. Ebû Abdurrahman olduğu da söylenmiştir. Harre gününde Muhammed, Yahya ve Abdullah adında üç çocuğu öldürüldü. Oldukça beliğ bir hitabeti vardı. Bu özelliğiyle tanınırdı. Kendisine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın hatibi denilirdi. Tıpkı Hassan'a Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şaui denildiği gibi. Temimoğulları heyeti Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzuruna gelip de müfahare (karşılıklı öğünme) talebinde bulunduklarında onların hatibi kalktı ve kendilerini övdü. Sonra Sabit b. Kays kalktı, oldukça beliğ, akıcı bir hutbe verdi. Onları yenik düşürdü. Daha sunra Temimlilerin şairi Akra' b. Habis ayağa kalkıp şu beyitleri okudu: "İnsanlar üstünlüğümüzü bilsin diye geldik sana, Üstün ahlaki değerler sözkonusu. edildiğinde bize muhalefet ettiklerinde, Biz herbir topluluğun arasından insanların başlarıyız, Esasen Hicaz topraklarında Darimliler gibileri yoktur. Yaptığımız herbir baskında ganimetin dörtte biri bizimdir. İster Necid'de olsun, ister Tîhame topraklarında." Bunun üzerine Hassan ayağa kalkarak şunları söyledi: "Ey Darimoğulları öğünmeyiniz, çünkü öğünmeniz Üstün ahlaki değerler sözkonusu olunca aleyhinize bir vebal olarak döner. Yanımıza geldiniz öğünerek halbuki siz Ya bir süt annelik olarak yahut bir hizmetkar olarak bizim emrimizde çalışanlardınız." şeklinde birkaç beyit devam eden şiirler söylediler. Bunun üzerine Temimliler: Hatibleri bizimkinden daha hatib, şairleri şairimizden daha şair, dediler. Derken seslerinin perdesi yükseldi. Bunun üzerine yüce Allah: "Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle hitab ettiğiniz gibi, ona da yüksek sesle hitab etmeyin" âyetini indirdi. Atâ el-Horasanî dedi ki: Sabit b. Kays'ın kızı bana anlatarak dedi ki: Yüce Allah'ın: "Ey îman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin" âyeti nazil olunca babası odasına girdi ve kapısını üzerine kapattı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu göremeyince durumunun ne olduğunu öğrenmek üzere ona bir elçi gönderdi. Sabit: Ben sesi gür çıkan birisiyim, amelimin boşa çıkmış olmasından korkarım, dedi. Peygamber: "Hayır, sen onlardan değilsin. Hayır ile yaşayacak, hayır ile öleceksin" diye buyurdu. Sonra yüce Allah: "Çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenen kimseleri sevmez" (Lukman, 31/18) âyetini indirdi. Yine kapısını kapatıp, ağlamaya koyuldu. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu göremeyince, yine ona bir elçi gönderip haberini sordu. Ey Allah'ın Rasûlü dedi. Ben güzelliği seven birisiyim. Kavmimin de önde olduğunu göstermeyi severim, dedi. Peygamber: "Sen onlardan değilsin. Bilakis sen hep öğülen bir kişi olarak yaşayacak, şehid olarak öldürülecek ve cennete gireceksin." Kızı dedi ki: Yemame gününde Halid b. el-Velid ile birlikle Müseylime'nin üzerine gitmek üzere yola çıktım. İki ordu karşılaştıklarında müslümanlar çekilir oldular. Bunun üzerine Sabit ile Ebû Huzeyfe'nin azatlısı Salim: Biz Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte böyle savaşmıyorduk, dediler. Sonra onların herbirisi kendisi için bir çukur kazdı ve orada sağlamca kaldılar. Öldürülünceye kadar çarpışmalarını sürdürdüler. O gün Sabit'in üzerinde çok nefis bir zırh vardı. Müslümanlardan bir kişi onun yanından geçti ve o zırhı aldı. Yine bir müslüman uykuda iken Sabit rüyasında ona: Sana bir vasiyette bulunacağım. Sakın bu bir rüyadır diyerek bunu yerine getirmemezlik etme. Dün ben öldürüldüğümde müslümanlardan bir kişi yanımdan geçti, benim zırhımı aldı. Onun kaldığı yer insanların en uzak yerindedir. Çadırı yanında ipi kazığa bağlı bir at vardır. Zırhın üzerine bir toprak çömlek yerleştirmiş, onun üstünde de eğeri koymuştur. Haydi Halid'e git, birisini gönderip, zırhımı aldırmasını söyle. Medine'ye Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın halifesine -Ebû Bekir'i kastediyor- ulaşacak olursan, ona da şöyle de: Üzerimde şu kadar şu kadar borç var. Kölelerimden filanı ve filanı da azad ediyorum. Adam Halid'e gidip, durumu haber verdi, o da birisini göndererek zırhı aldırıp getirdi. Ebû Bekir'e gördüğü rüyayı anlattı, o da onun vasiyetini uygulamaya koydu. (Atâ el-Horasanî) dedi ki: Biz Sabit'in dışında ölümünden sonra vasiyeti yerine getirilmiş bir kimse bilmiyoruz. Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Bunu Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr), el-İstiab (fi Marifeti’l-Ashab) adlı eserinde zikretmiş bulunmaktadır İbn Abdi’l-Berr, el-İstiab, I, 202-203; İbnü’l-Esir, Üsdu'l-Gabe, I, 275-276; Ebû Nuaym, Delailu'n-Nübüvve, s. 223; İbn Beşkuval, Ğavanidu'l-Esmai'l-Mübheme, II, 833* 2- Peygambere Hitabın Edebi: "Birbirinize yüksek sesle hitab ettiğiniz gibi, ona da yüksek sesle hitab etmeyin!" Yani ona ey Muhammed, ey Ahmed diye hitab etmeyin. Ey Allah'ın Peygamberi, Rasûlullah diye ona gereken saygıyı göstererek hitab edin. Denildiğine göre münafıklar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda zayıf müslümanlar kendilerini taklid etsin diye seslerini yükseltiyorlardı. Bu şekilde davranış müslümanlara yasak kılındı. "Ona da yüksek sesle hitab etmeyin." âyetini lam harf-i cerri yerine ala harf-i cerri kullanılarak: "Ona yüksek sesle hitab etmeyin" demek olduğu da söylenmiştir. Nitekim: "Ağzı üzerine düştü" demek için: denilebildiği gibi da denilebilir. "Birbirinizle yüksek sesle hitab ettiğiniz gibi" âyetindeki "kef (gibi)" benzetme edatı olup, nasb mahallindedir. "Siz ona birbirinizle yüksek sesle bağırdığınız gibi öyle bir yüksek sesle bağırmayınız." Bu âyette onlara kendi aralarında ancak fısıltı ve gizli bir şekilde konuşabilecek şekilde yüksek sesle konuşmanın mutlak olarak yasaklanmadığına, onlara belli bir nicelikte kayıtlı olmak üzere özel bir şekildeki bağırmanın yasaklandığına delil vardır. Yani onlara yasak kılınan, kendi aralarında alışageldikleri şekilde nitelikleri belli yüksek sesle bağırmaktır. Bu şekildeki bir davranışta ise peygamberliğin parlak makamına riayetsizlik, onun üstün mevkiine -istediği kadar yüksek olsun diğer bütün rütbelerin onun mertebesinden aşağıda oluşuna- uygun olmayan bir davranış şeklidir "Yoksa haberiniz olmadan amelleriniz boşa gidiverir." Basralıların açıklamasına göre; amelleriniz boşa gideceğinden (böyle davranmayın) demektir. Kûfelilere göre ise amelleriniz boşa gitmesin diye (böyle davranmamalısınız) demektir. 3- Âyetin Anlamı ve Peygamber Efendimizle Konuşurken Ses Tonunun Sınırı: Ayet-i kerimenin anlamı Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın tazim edilmesi, ona gereken saygının gösterilmesi, onunla konuşurken huzurunda sesi alçaltmanın emredilmesidir. Yani o konuşurken siz de konuşacak olursanız, sesinizin sesinin ulaştığı sınırı aşmamasına dikkat etmelisiniz. Sesinizi öyle kısmalısınız ki, onun sözleri sizin sözlerin perdesinden daha yüksek, onun sesini yükseltmesi sizinkinden üstün olmalıdır; ta ki onun size üstünlüğü açıkça ortaya çıksın, sizin önderiniz olduğu belirgin bir şekilde görülsün, yüksek sesiyle, siyah beyaz renkli bir atın farklı renkleri gibi, sizin kalabalığınızdan ayrı olduğu ortaya çıksın. Gürültünüzle sesini bastırmamalısınız, birbirine karışan seslerinizle onun konuşmasını gölgelememelisiniz, Abdullah b. Mesud'un kıraatinde: "Sesinizi... fazla yükseltmeyin" anlamındaki âyet şeklinde ("be" harfi ziyadesiyle)dir. Bazı ilim adamları Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın kabrinin yanında sesi yükseltmeyi mekruh görmüşlerdir. Bazı âlimler de âlimlerin meclislerinde -onların şereflerinin üstünlüğüne işaret olmak üzere- sesi yükseltmeyi mekruh kabul etmiştir. Çünkü onlar peygamberlerin mirasçılarıdır. 4- Peygamberin Hadislerine Karşı Takınılması Gereken Tavır: Kadı Ebû Bekir İbnu'l-Arabî dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın saygınlığı hayatta iken nasılsa, vefatından sonra da öyledir. Ölümünden sonra ondan nakledilen sözler derece itibariyle ondan lâfız olarak işitilen sözleri gibidir. Onun sözleri okunduğu takdirde huzurda bulunan herkesin sesini ondan daha yükseltmemesi, ondan yüz çevirmemesi icab eder. Tıpkı bizzat o sözü lâfız olarak söylemesi esnasında onun meclisindeymiş gibi davranması gerekir. Şanı yüce Allah sözü edilen bu saygının çağlar boyunca devam edeceğine: "Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun..." (el-Araf, 7/204) âyeti ile dikkatimizi çekmektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın sözü de zaten vahyin bir parçasıdır. Açıklaması, fıkıh kitablarında yer alan birtakım istisnalar dışında, Kur'ân-ı Kerîm'in hikmeti gibi onun sözünün de hikmetleri vardır. 5- Küçümsemek Maksadıyla Peygambere Karşı Sesi Yükseltmek Küfür Olduğundan Âyette Asıl Maksat, Mücerred Sesi Yükseltmektir: Sesi yükseltmek ya da bağırmaktan maksat hafife almak ve küçümsemek kastı ile sesin yükseltilmesi değildir. Çünkü böyle bir davranış küfürdür. Bu âyete muhatab olanlar ise mü’minlerdir. Burada maksat bizatihi sesin kendisidir. Büyük şahsiyetlere karşı saygı ve onlara karşı gösterilmesi gereken tazime uygun düşmeyen yüksek ton ile çıkartılan sesin kendisidir. Bundan dolayı kişi sesini kısmaya çalışarak emrolunduğu saygı ve ihtiramı açıkça onaya koyacak bir sınıra çekmelidir. Buradaki nehy aynı zamanda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın rahatsız olacağı sesi yükseltmeyi de kapsamaz, Bu da savaşta yahut inatçı bir kimseyle tartışırken, bir düşmanı korkuturken ya da buna benzer hallerdeki seslerini yükseltmeleridir. Hadîs-i şerîfte belirtildiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Huneyn günü insanlar bozguna uğrayıp kaçtıklarında Abdu’l-Muttalib oğlu Abbas (radıyallahü anh)'a: "İnsanlara yüksek sesle bağır" diye buyurmuştur. Hz. Abbas da insanlar arasında sesi en yüksek olanlardan birisi idi. Müslim, III, 1398 Rivâyet edildiğine göre bir gün onlara ani bir baskın yapılmış, Abbas (radıyallahü anh): Eyvah sabah baskını! diye seslenmiş, sesinin yüksekliğinden ötürü hamileler karnındaki yavruları düşürmüş. İşte Nabiğa el-Cadî bu olay hakkında şunları söylemektedir: "Ebû Urve'nin (Abbas b. Abdu'l-Muttalib'in) yırtıcı hayvanlara bağırması, Onların koyunlar arasına karışmalarından korktuğu zaman" Ravilerin iddia ettiğine göre; o koyunlara saldırmak isteyen yırtıcı hayvanlara öyle bir bağırırdı ki hayvanın içindeki öd kesesi patlayıveriyordu, ez-Zeccâc dedi ki: "Amelleriniz boşa gidiverir" âyeti: Çünkü amelleriniz boşa gider" takdirindedir. Yani amelleriniz boğa çıkar. Buna göre burada takdiren varlığı kabul edilen "lam" oluş bildiren (sayruret) "lam'ıdır. Yüce Allah'ın: "Yoksa haberiniz olmadan amelleriniz boşa gidiverir" âyeti insanın farkında olmadan kâfir olmasını gerektirmez. Kâfir bir kişi ancak küfre kendi iradesiyle imanı küfre tercih ettiği takdirde mü’min olduğu gibi, mü’min de küfrü tercih ve kastetmediği sürece icma ile kâfir olmaz. Kâfir de aynı şekilde farkında olmadan kâfir olmaz İbare Kurtubrde bu şekildedir. Muhtemelen bir yanılma vardır. İfadenin doğru şekli şöyle olmalıdır: Aynı şekilde kâfir de farkında olmadan (yaptığı işlerle) mü’min olmaz. |
﴾ 2 ﴿