13

O günde münafık erkeklerle, münafık kadınlar mü’minlere: "Bizi bekleyin de nurunuzdan aydınlanalım" diyecekler. "Arkanıza dönün de nûr arayın" denilecek. Aralarında iç tarafında rahmet, dış tarafında ise önünde azap bulunan, kapısı olan bir duvar çekilecektir.

"O günde münafık erkeklerle... diyecekler" âyetindeki:

"O günde" âyetindeki âmil:

"İşte bu büyük kurtuluşun ta kendisidir" (12. âyet) âyetidir. Bunun daha önce geçen:

"o günde" lâfzından bedel olduğu da söylenmiştir.

"Bizi bekleyin... aydınlanalım" âyeti genel olarak baştaki "elif'in ötreli "zf harfine vasl ile: "Bekledi" fiilinden gelen bir emir olarak okunmuştur. Bu ise beklemek (intizar) anlamında olup, bizi bekleyiniz demektir,

el-Âmeş, Hamza ve Yahya b. Vessab ise "kat' elifi" ile ve: den gelen bir emir olarak "21" harfini esreli okumuşlardır ki, bu da bize mühlet veriniz, bize süre tanıyınız, demektir. "Onu erteledim, ona süre verdim" demektir. "Ondan mühlet istedim" anlamındadır, el-Ferrâ'' dedi ki: Araplar: "Bana mühlet ver, bana süre tanı" derler deyip, Amr b. Kulsum'un şu beyitini (bu anlamdaki kullanılışa kanıt olarak) zikretmektedir:

"Hind'in babası bize acele etme,

Ve bize mühlet tanı da, biz sana kesin olanı haber vereceğiz."

Burada görüldüğü gibi "bize süre tanı" anlamındaki fiil: anlamındadır.

"Nurunuzdan aydınlanalım." Nurunuz ışığında aydınlanalım demektir. İbn Abbâs ve Ebû Umame dedi ki: Kıyâmet gününde insanları bir karanlık bürüyecektir. -el-Maverdi dedi ki: Zannederim bu herkes hakkında ayırdedici hükmün verilmesinden sonra olacaktır- sonra da kendilerine aydınlığında yürüyecekleri bir nûr verilecektir.

Müfessirler dedi ki: Yüce Allah Kıyâmet gününde mü’minlere amellerine göre ışığında Sırat üzerinde yürüyecekleri, bir nûr verecektir. Münafıklara da aynı şekilde onları aldanışa düşürmek üzere bir nûr verecektir. Buna delil de yüce Allah'ın;

"Halbuki o hilelerini başlarına geçirir" (en-Nisâ, 4/142) âyetidir.

Bir başka açıklama da şöyledir: Onlara nûr verilmesinin sebebi, kâfirler dışında hepsinin daveti kabul edenler arasında görünmesinden dolayıdır. Daha sonra da münafıklığından ötürü münafığın nuru alınacaktır. Bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır.

Ebû Umame de şöyle demiştir: Mü’mine nûr verilir, kâfir ile münafık ise nursuz olarak terkedilir.

el-Kelbî şöyle demektedir: Hayır, münafıklar mü’minlerin nuru ile aydınlanırlar. Ayrıca onlara nûr verilmez. Onlar yürümekte iken Allah onların arasına bir rüzgar ve bir karanlık gönderecek ve bununla münafıkların nurunu söndürmüş olacaktır. İşte yüce Allah'ın:

"Rabbimiz bize nurumuzu tamamla!" (et-Tahrim, 56/8) âyeti bunu anlatmaktadır. Bu sözü, mü’minlerin nurları münafıklardan alıkonulduğu gibi, kendi nurları alıkonulur korkusuyla söyleyeceklerdir. Münafıklar karanlıkta kalacaklarında ayaklarını koyacakları yerleri göremeyecekler ve mü’minlere:

"Bizi bekleyin de nurunuzdan aydınlanalım" diyeceklerdir.

"Arkanıza dönün de nûr arayın denilecek" Yani melekler onlara:

"Arkanıza dönün... diyeceklerdir." Hayır, bu mü’minlerin kendilerine söyleyecekleri bir sözdür diye de açıklanmıştır. Yani bizim nuru aldığımız yere

"arkanıza dönün" nuru kendiniz adına orada arayın. Sizler bizim nurumuzdan aydınlanamazsınız, diyeceklerdir. Böylece onlar geri dönüp de nûr aramak için ayrılacaklarında:

"Aralarına... bir duvar çekilecektir." Denildi ki: Yani sizler îman etmek suretiyle ne diye dünyada nûr aramadınız denilecektir.

"Bir duvar" âyetindeki "be" sıladır (zaiddir). Bu açıklamayı el-Kisâî yapmıştır. Buradaki

"Sûr: duvar" cennet ile cehennem arasındaki bir engeldir. Rivâyet olunduğuna göre bu Sûr cehennem vadisi diye bilinen Beytu’l-Makdîs'in yakınındaki bir yerdedir.

"İç tarafında" yani mü’minlerin bulunduğu tarafta

"rahmet, dış tarafında ise" yani münafıklara bakan tarafında

"önünde azap bulunan kapısı olan bir duvar çekilecektir."

Ka'b el-Ahbar dedi ki: Bu da Beytu'l-Makdis'te Rahmet kapısı diye bilinen kapıdır.

Abdullah b. Amr dedi ki: Bu Beytu'l-Makdis'in doğu tarafındaki bir Sûr (duvar)dır. Onun iç tarafında mescid vardır,

"dış tarafında ise önünde azap" yani cehennem

"bulunan kapısı olan. bir duvar çekilecektir." Buna yakın bir açıklama da İbn Abbâs'tan yapılmıştır.

Ziyad b. Ebi Sevade dedi ki: Ubade b. es-Samit, Beytu'l-Makdis'in doğu tarafındaki duvarı üzerine dikildi ve ağlayıp dedi ki: İşte Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize buradan cehennemi gördüğünü haber vermiştir.

Katade dedi ki: Bu cennet ile cehennem arasındaki bir duvar olup

"iç tarafında rahmet" yani cennet

"dış tarafında ise önünde azap" yani cehennem

"bulunan, kapısı olan bir duvar çekilecektir."

Mücahid dedi ki: Bu el-A'raf Sûresi'nde geçtiği gibi bir perdedir. Bu hususa dair açıklamalar daha önceden el-A'raf Sûresi'nde (7/46. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

İç tarafındaki rahmetin mü’minlerin nuru, dış tarafındaki azâbın münafıkların karanlığı olduğu da söylenmiştir.

13 ﴿