23Elinize geçiremediğinize tasalanmayasınız ve sîze verdiğine sevinmeyesiniz diye, Allah böbürlenip, kibirlenen kimseleri sevmez. "Elinize geçiremediğinize tasalanmayasınız" yani elinize geçiremediğiniz rızık sebebiyle üzülmeyesiniz... Çünkü onlar, rızkın tesbit edildiğini ve bu hususta herşeyin olup bitmiş olduğunu bildikleri takdirde o azıktan ele getiremedikleri için üzülmezler. İbn Mes’ûd'dan rivâyete göre yüce Allah'ın Peygamberi şöyle buyurmuştur; "Sizden herhangi bir kimse kendisine isabet eden bir şeyin isabet etmemesinin imkânsız olduğunu, isabet etmeyen bir şeyin de isabet etmesinin imkansız olduğunu bilmedikçe imanın tadını alamaz." Heysemî, Mecmâ', I, 55, -ravi Katâde'nin Abdullah b. Mes'ûd'dan hadis dinlememiş olduğu kaydıyla-, VII, 197 -de Ebû'd-Derdâ yoluyla gelen rivâyetin râvilerinin sika (güvenilir) kimseler olduğu belirtilmektedir-, VII, 199 -Sdmândan-; Müsned, VI, 441, -Ebû'd-Derdâ'dan-. Daha sonra da yüce Allah'ın: "Elinize getiremediğinize tasalanmaydınız..." âyetini okudu. Yani dünyalıktan ele geçiremediğinize üzülmeyesiniz diye. Çünkü ele getiremediğiniz şeyler sizin için takdir edilmemiş demektir. Eğer sizin için takdir edilmiş olsaydı ele geçirememeniz sözkonusu olmazdı. "Ve size verdiğine sevinmeyesiniz diye." İbn Abbâs'ın açıklamasına göre dünyalıktan, Said b. Cübeyr de afiyet ve bolluk türünden... diye açıklamışlardır. İkrime de İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivâyet etmiştir; Üzülmeyen ve sevinmeyen hiçbir kimse yoktur. Fakat mü’min musibetini sabıra, elde ettiği ganimeti de şükre dönüştürür. Yasak kılınan hüzün ve sevinç ise bunları ağarak câiz olmayan şeylerin işlenmesine sebeb teşkil edenleridir. Nitekim yüce Allah: "Allah böbürlenip kibirlenen kimseleri sevmez." Yani sahib olduğu dünyalık sebebiyle büyüklük taslayan, insanlara karşı bunlarla böbürlenen kimseleri sevmez diye buyurmaktadır. "Size verdiğine" anlamındaki âyette, genel olarak "elif" med ile; diye okunmuştur ki, dünyadan size verdikleri... demektir. Ebû Hatim de bu okuyuşu tercih etmiştir. Ebû'l-Âl-iye, Nasr b. Âsım ve Ebû Amr ise elifi kasr ile; diye okumuşlardır ki, Ebû Ubeyd de bunu tercih etmiştir, size gelen demektir. Bu da; "Elinize geçiremediğiniz "e muâdildir (aynı vezindedir). Bundan dolayı bu lâfız diye gelmemiştir. Cafer b. Muhammed es-Sadık dedi ki; Ey Âdem oğlu, sana ne oluyor ki geçtikten sonra sana geri gelmesi imkânsız olan elinden çıkan şeye üzülüyorsun, veya ölümün elinde bırakmayacağı varlığın dolayısıyla seviniyorsun? Berze Cemher'e: Ey hakîm kişi, niçin ele gegiremediğine üzülmüyor ve elde ettiğine sevinmiyorsun, diye soruldu, o da şu cevabı verdi: Çünkü ele geçmeyenin gözyaşı dökmekle telafi edilmesi mümkün değildir, ele geçenin de sevinçle devam ettirilmesine imkân yoktur. Bu hususta el-Fudayl b. Iyad da şöyle demiştir; Dünya yok edici ve fayda sağlayıcıdır. Yok ettiği şeylerin geri dönüşü yoktur, faydalandırdığı şey de yola koyulmayı haber verir. "Böbürlenen" kendisine öğünmek nazarıyla bakan kimse; "Kibirlenen" ise başkalarına küçümseyici güzle bakan kimse demektir, her ikisi de gizli şirktir. "Kibirlenen" kimse sütü toplansın diye memeleri bağlanan koyun gibidir. Böylelikle onu satın alacak kişi bu koyunun bu kadar süt topladığının normal hali olduğunu zanneder, oysa gerçekte durum böyle değildir. İşte insanlara kendisinin belirli bir hal ve süsünün bulunduğunu gösterip bununla birlikte birtakım (asılsız) iddialar da ileri sürüyorsa, o kimse kibirlenen bir kimse demektir. |
﴾ 23 ﴿