29Ta ki kîtab ehli Allah'ın lütfundan hiçbir şeye nail olmayacaklarını, muhakkak lütfün Allah'ın elinde olduğunu, onu dilediğine verdiğini bilsinler. Allah çok büyük lütuf sahibidir. "Ta ki kitab ehli... bilsinler" âyetindeki: âyeti; "Ta ki bilsinler" demektir. Buna göre: fazladan tekid edici olarak gelmiş bir sıladır. Bu açıklamayı el-Ahfeş yapmıştır. el-Ferrâ' da şöyle demektedir: Âyet: "Bilsinler diye" anlamında olup red ve inkârm bulunduğu bütün ifadelerde zâid bir sıladır. Katade dedi ki: Kitab ehli müslümanları kıskandılar. Bunun üzerine "Ta ki kitab ehli... bilsinler" âyeti nâziİ oldu ki; şu demektir: Kitab ehlinin kendilerinin "Allah'ın lütfundan hiçbir şeye nail olamayacaklarını, muhakkak lütfün Allah'ın elinde olduğunu... bilsinler" demektir. Mücahid dedi ki: Yahudiler şöyle dediler: Elleri ve ayakları kesecek bir peygamberin aramızdan çıkması zamanı yaklaşmış bulunmaktadır. Ancak bu peygamber Araplar arasından çıkınca bunu inkâr ettiler, bu sefer "Ta ki kitab ehil.., hiçbir şeye nail olamayacaklarını" yani kendilerinin hiçbir şeye güc yetiremeyeceklerini "... bilsinler" âyeti nazil oldu. Bu da yüce Allah'ın: "Onun hiçbir sözlerine karşılık veremediğini..."'(Ta-Ha, 20/89) âyetine benzemektedir. el-Hasen'den: "Ta ki kitab ehli... bilsinler" anlamındaki âyeti; okuduğu nvayet edilmiştir. Bu İbn Mücahid'den de rivâyet edilmiştir. Kutrub ise bunun "lam" harfi kesitli, "ye" harfi de sakin olarak okunduğunu (yine el-Hasen'den) rivâyet etmektedir. Cer harfi olan "lâm'ın üstün olarak okunması bilinen bir söyleyiştir. "Ye" harfînirr sakin okunuşuna gelince, şöyle açıklanır: in hemzesi hazfedilince, bu sefer olur. Daha sonra "nun", "lam" harfine idgam edilince: olur, "Lam'lar bir araya gelince, onlardan ortada olanlarının yerine "ye" harfi getirilir. Nitekim Arapların: lâfzını diye kullanmaları da buna benzemektedir. İşte diye "lam" harfini kesreli olarak okuyanların kıraati ile ilgili açıklama da bunun gibidir. Şu kadar var ki o, bu hususta meşhur olan söyleyişe uygun olarak "lâm"ı hazfetmemiştir. Bu bakımdan bu okuyuş bu cihetiyle daha kuvvetli görülmektedir. İbn Mes’ûd'dan "Ta ki ... bilsinler" diye okuduğu, Hittan b. Abdillah'tan; İlla ki bilmeleri için" diye, İkrime'den de: "Bilmesi için, bilsin diye" diye okudukları da rivâyet edilmiştir. Ancak bunlar mushafta yazdı olan şekle muhaliftir. "Allah'ın lütfundan" âyeti İslam diye açıklandığı gibi mükâfat diye de açıklanmıştır. el-Kelbî Allah'ın rızkından, diye açıklamıştır. Sayılıp dökülmesi imkânsız olan Allah'ın nimetleridir, diye de açıklanmıştır. "Muhakkak lütfün Allah'ın elinde olduğunu" onların elinde olmadığını dolayısıyla peygamberliği Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan başka sevdikleri kimseye yönlendirmek imkânına sahib olmadıklarım... bilsinler diye "muhakkak lütfün Allah'ın elinde olduğunu" âyeti lütuf yalnız O'nundur diye de açıklanmıştır. "Onu dilediğine verdiğini bilsinler." Buhârî’de şöyle denilmektedir: Bize el-Hakem b. Nafi anlattı, dedi ki; Bize Şuayb, ez-Zührîden nakletti, dedi ki: Bana Salim b. Abdillah haber verdi. Abdullah b. Ömer dedi ki; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı -minber üzerinde ayakta duruyorken- şöyle buyururken dinledim: "Sizin, sizden önceki ümmetlere göre kaldığınız süre ikindi namazından güneşin batışına kadar olan süre gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi, onlar da günün ortasına kadar bu Tevrat gereğince amel ettiler. Sonra acze düştüler, onlara birer kırat, birer kırat verildi. Daha sonra İncil sahiplerine İncil verildi, onlar da ikindi namazına kadar onunla amel ettiler, Sonra acze düştüler, onlara birer kırat, birer kırat verildi. Sonra size Kur'ân verildi, siz de güneş (batıncaya) kadar onunla amel ettiniz. O bakımdan size ikişer kırat, ikişer kırat verildi, Tevrat ehli şöyle dedi: Rabbimiz bunların amelleri daha az, fakat mükâfatları daha çok. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ben sizi herhangi bir şeyin ecrinden mahrum ederek size zulmettim mi, dedi. Onlar: Hayır dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: İşte bu Benim lütfumdur, Ben onu dilediğim kimseye veririm." Bir rivâyette de şöyle demektedir: "Yahudiler ve hristiyanlar öfkelendiler ve: Rabbimiz ... dediler." Buhâri, I, 204, VI, 2716, 2740; Müsned, II, 121, 129. "Allah çok büyük lütuf sahibidir." el-Hadid Sûresi'nin tefsiri (burada) sona ermektedir. Yüce Allah'a hamdolsun. |
﴾ 29 ﴿