10Fısıltı ancak şeytandandır. Îman edenleri kederlendirmek içindir. Halbuki Allah'ın izni ile olmadıkça bu, onlara hiçbir zarar vermez. O halde mü’minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler. Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız: "Fısıltı ancak şeytandandır." Şeytanın süslemesinden ileri gelir, "Îman edenleri kederlendirmek içindir." Çünkü müslümanların seriyyelerde zarar gördükleri kanaatine sahib olmuşlardı. Yahutta onlar (yani münafıklar) müslümanlara tuzak kurmak için toplantı yapıyorlardı. Kimi zaman Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile fısıl daşıyorlar, müslümanlar da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın nezdinde kendilerini küçük düşürmeye çalıştıklarını sanıyorlardı. "Halbuki Allah'ın izni" yani meşîeti, bir açıklamaya göre ilmi, İbn Abbâs'tan rivâyete göre de emri "İle olmadıkça bu" fısıldaşma "onlara hiçbir zarar vermez. O halde mü’minler, yanlız Allah'a tevekkül etsinler." İşlerini yanlız Ona havale etsinler. Bütün durumlarını ve hallerini O'nun yardımına bıraksınlar. Şeytandan ve her türlü kötülükten O'na sığınsınlar. Çünkü kulu sınamak ve denemek maksadı ile vesveselerle şeytanı (kulunun üzerine) salan O'dur. Dilerse şeytanın tasallutunu ondan elbetteki uzak tutar. 2- Fısıldaşmanın Mahiyeti ve Yasaklanıştndaki Hikmet: Buhârî ile Müslim'de İbn Ömer'den rivâyete göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Üç kişi olduğu takdirde biri dışarıda tutularak iki kişi birbiriyle fısıldaşmasın." Müslim, IV, 1717; Tirmizi, V, 128; İbn Mâce, t, 1241, Muvatta’; II, 988, 989; Müsned, II, 9, 32, 73, 79. Abdullah b. Mesud'dan dedi ki; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Üç kişi olduğunuz takdirde sair insanlarla karışıncaya kadar birisi dışarıda tutularak iki kişi kendi arasında -onu kederlendirmesinler diye- fısıtdaşmasınlar. " Buhari, V, 2319; Müslim, IV, 1718; Tirmizi. V, ]2S; Dârimi, II, 367; İbn Mâce, II, 12-41; Müsned, 1, 376, 431, 460. BU Hadîs-i şerîf fısıldanmanın yasak olduğu nihai sınırı açıklamaktadır. Bu da üçüncü kişinin -İbn Ömer'in yaptığı gibi- kendisiyle konuşacak bir kimse bulmasıdır. Şöyle ki İbn Ömer bir kişi ile konuşurken bir diğeri onunla fısıldagmak isteği ile yanına geldi. Dördüncü bir kişiyi yanına çağırmadıkça onunla fısıldaşmadı. Ona ve birincisine: Siz bir kenara çekiliniz, dedikten sonra özel olarak konuşmak isteyen adam ile sessizce konuşmaya başladı. Bunu Mâlik, Muvatta’'da rivâyet etmiş bulunmaktadır. Muvatta’', II, 9S8; İbn Hitıbân, Sahih, II, 344. Aynı şekilde bu hadiste "onu kederlendirmemek için" âyeti ile bunun gerekçesine de dikkat çekilmektedir. Yani o kişinin kalbine üzülmesine sebep teşkil edecek düşünceler gelebilir. Bu da içinden yapılan bu gizli konuşmanın kendisinin hoşuna gitmeyecek, kendisi hakkında olduğunu yahutta onların bu konuşmalarına kendisini de katmaya onu ehil görmedikleri için böyle konuştuklarını ya da buna benzer şeytanın telkin ya da nefsin vesveseleri insanın hatırına gelmesidir. Bütün bunlar ise kimsenin tek başına kalmasından dolayı ortaya çıkar. Eğer beraberinde bir başka kişi bulunacak olursa, bunlardan yana emin olur. Buna göre bu hususta bütün sayılar arasında fark gözetilmez. Dolayısıyla dört kişi bir kişiyi dışarda bırakarak, on ya da mesela bin kişi birisini dışarda bırakarak özel konuşmazlar. Çünkü böyle bir husus (yasaklamayı gerektiren husus) onun hakkında gerekçe olarak varlığını sürdürmektedir. Özellikle üç kişinin sözkonusu edilmesi ise bu anlamda bu işin gerçekleşebileceği en az sayının onlar olmasıdır. Hadisin zahiri bütün zaman ve halleri kapsar, İbn Ömer, Malik ve Cumhûr'un kanaati de budur. Fısıldanılan konu ister bir mendub, ister mubah, isterse de vacib olsun farkutmez. Çünkü onun sebebiyle üzüntü ve keder ortaya çıkar. Bazıları da bunun İslâmın ilk dönemlerinde böyle olduğu kanaatindedirler. Çünkü bu münafıkların halinden görülen bir şeydi. Münafıklar mü’minleri dışarıda tutarak birbirleriyle fısıldamıyorlardı. İslam yayılınca bu da ortadan kalktı. Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: Böyle bir yasak kişinin karşıda kinden emin olmadığı yerlerdeki yolculuk haline özeldir. İkamet halinde ve insanların bulunduğu yerde ise bunun mahzuru yoktur. Çünkü böyle bir yerde kişi kendisine yardım edecekleri bulur. Halbuki yolculuk halinde böyle değildir. Yolculukta kişinin suikaste uğraması ve buna karşılık kendisine yardım edecek kimsenin bulunmaması ihtimali vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. |
﴾ 10 ﴿