16O halde; gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Dinleyin, itaat edin. Kendiniz İçin de hayır olmak üzere infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarını elde edenlerin ta kendileridir. "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Dinleyin, itaat edin. Kendiniz için de hayır olmak üzere infak edin..." âyetine dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız: 1- Güç Yettiğince Allah'tan Korkmak ile "Allah'tan Gereği Gibi Korkmak": Tevil bilginlerinden bir topluluk bu âyet-i kerimenin yüce Allah'ın: "Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun" (Âl-i İmrân, 3/102) âyetini neshettiği görüşündedir. Katade, er-Rabî b. Enes, es-Süddî ve İbn Zeyd bunlar arasındadır. Taberi şu rivâyeti zikreder: Bana Yûnus b. Abdi’l-A'lâ anlattı dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi dedi ki: İbn Zeyd yüce Allah'ın: "Ey îman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun" (Al-i İmrân, 3/102) âyeti hakkında dedi ki: Bu çok ağır bir emir olarak geldi. Ashab: Bunun nasıl olması gerektiğini kim bilebilir yahut ona kim ulaşabilir. Yüce Allah bu işin onlara çok ağır geldiğini bildiğinden bu âyeti neshederek hükmünü onlar üzerinden kaldırdı ve bu âyet) indirerek: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" diye buyurdu. Âyetin muhkem olduğu, onda herhangi bir neshin olmadığı da söylenmiştir. İbn Abbâs dedi ki: Yüce Allah'ın: "Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun" (Al-i İmrân, 3/102) âyeti nesholmamiştır, fakat Allah'tan gereği gibi korkmak Allah için gereği gibi cihad etmekle ve Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasının etkisi altında kalmamakla, kendi öz nefisleri babaları ve oğulları aleyhine olsa dahi adaleti ayakta tutmakla olur. Bu daha önceden (Âl-i İmrân, 3/102. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. 2- Bu İki Ayet ile Âl-i İmrân, 3/102. Âyeti Nasıl Anlaşılabilir? Bu âyet-i kerîme nesholmayıp, muhkem olduğuna göre et-Teğâbun Sûresi'nde yüce Allah'ın: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyeti nasıl açıklanır ve Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa, öylece korkmak emri ile gücümüz yettiğince O'ndan korkmak emri birarada nasıl anlaşılabilir? Allah'tan gereği gibi korkmak emri, Kur'ân-ı Kerîm âyeti ile herhangi bir tahsis sözkonusu olmaksızın ve herhangi bir şarta da bağlı olmayarak Kur'ân ile farz kılınmaktadır. Gücümüz yettiğince Allah'tan korkmak emri ise bir şarta bağlı olarak ondan korkmak emrini ihtiva etmektedir diyenlere şöyle cevap verilir: Yüce Allah'ın: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyetinin delâlet ettiği ile; "Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun" (Al-i İmrân, 3/102) âyetinin anlamı ile ilgisi yoktur. Yüce Allah: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyeti ile şunu kastetmektedir: Ey insanlar! Artık Allah'tan korkun ve sizin için fitne kılınan mallarınızın ve evlatlarınızın fitnesi sizi yenik düşürmesin diye O'nun gözetimi altında olduğunuzu bilin. Bunlar, sizin için farz olan küfür diyarından, İslam diyarına hicret etmekten alıkoyarak hicret etme gücünüz ve imkânınız varken, hicret etmeyi terk edecek hale gelmeyiniz. Çünkü yüce Allah: "Nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacağı kimselere melekler... İşte Allah'ın onları affedeceği umulur" (en-Nisa, 4/97-99) âyeti ile gücü yetmeyen kimseleri hicreti terkettiklerinden dolayı mazur görmekte; sirk diyarında herhangi bir çare ya da hicrete yol bulamadığı için kalmaya devam eden kimseleri affettiğini haber vermektedir. İşte yüce Allah'ın: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyeti da aynı şekilde şirk diyarından, İslam diyarına hicret etmeyi, mallarınızın ve evlatlarınızın fitnesine kapılarak terketmeyiniz, demektir, bu açıklamanın doğruluğunun delillerinden birisi de yüce Allah'ın: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyetinin, hemen: "Ey îman edenler! Muhakkak ki eşleriniz ve evlatlarınızdan size düşman olanlar vardır. O halde onlardan sakının" (et-Teğâbun, 64/14) âyetinden sonra gelmesidir. Az önceden geçtiği üzere bu âyet-i kerîmelerin çoluk çocuklarının kendilerini engellemeleri neticesinde şirk diyarından, İslam diyarına hicret etmekte geciken ve önceleri kâfir olan birtakım kimseler sebebiyle indiği hususunda seleften Kur'ân-ı Kerîm'in tevilini bilen İlim ehli arasında herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Bütün bunlar Taberi'nin tercih ettiği görüşlerdir, "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyetinin nafile olarak yapılan ameller yahut sadakalar ile ilgili olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın: "Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun" (Al-i İmrân, 3/102) âyeti inince, bu müslümanlara ağır geldi ve topukları şişinceye, alınları yaralanıncaya kadar namaz kılmaya koyuldular. Yüce Allah onların bu yüklerini hafifletmek üzere; "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun" âyetini indirdi ve bundan önceki âyet-i kerimeyi neshetti. Bu açıklamayı İbn Cübeyr yapmıştır. el-Maverdî dedi ki: Eğer bu nakil sabit değilse, bir masiyet işlemeye zorlanan kimsenin bundan dolayı sorumlu olmaması ihtimali de vardır. Çünkü bu durumdaki bir kişi, o masiyetten sakınabilme gücüne sahih değildir. "Dinleyin, İtaat edin" âyeti, size verilen öğütleri dinleyin, -size verilen emir ve yasaklara itaat edin; demektir. Mukâtil dedi ki: "Dinleyin" Allah'ın Kitabından üzerinize İndirilenlere kulak verin demektir. Dinlemenin asıl anlamı budur. "İtaat edin" size verdiği emir ya da yasaklarda Rasûlüne itaat edin, demektir. Katade dedi ki: Buna bağlı olarak; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a dinleyip itaat etmek esası üzere bey'at edilmiştir. Bir başka açıklamaya göre: "Dinleyin" yani dinlediğiniz şeyi kabul edin, demektir. Kabul etmenin "dinlemek" diye ifade edilmesi dinlemenin neticesinin bu oluşundan dolayıdır. Derim ki: el-Haccac bu âyet-i kerimeyi okuyup, hükmünün münhasıran Abdu'l-Melik b. Mervan hakkında olduğunu ileri sürüp de: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Dinleyin, itaat edin" âyeti Allah'ın emiri ve halifesi olan Abdu'l-Melik b. Mervan hakkındadır. Bunun bir istisnası yoktur. Allah'a yemin ederim eğer ben bir adama: Mescidin bir kapısından çıkmasını emredip, o da bir başka yerden çıkacak olursa hiç şüphesiz kanı bana helaldir; derken işi alabildiğine aşırıya götürmüş ve âyet-i kerimeyi bu şekilde tevil çtmekle yalan söylemiştir. Evel, bu âyet-i kerîme herşeyden önce Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkındadır, sonra onun ardından gelen emir sahibleri hakkındadır. Bunun delili de yüce Allah'ın: "Allah'a itaat edin, Rasûle de itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de" (en-Nisâ, 4/59) âyetidir. "İnfak edin" âyeti ile kastedilenin zekât olduğu söylenmiştir. Bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır, Nafile olan nafakanın kastedildiği de söylenmiştir. ed-Dahhak: Bu cihad uğrundaki harcamadır, demiştir. el-Hasen ise; Bu kişinin kendisi için yaptığı harcamadır, demiştir. İbnu'l-Arabî dedi ki: Bu görüşü ileri sürenin bu kanaati belirtmesine sebeb, yüce Allah'ın: "Kendiniz için" diye buyurmuş olmavSi ve fakat ister farz, ister nafile olsun bütün sadaka türü infakların, kişinin kendisine yaptığı infak ve harcamalar olduğunu farkedememiş olmasıdır. Yüce Allah ise: "Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük ederseniz kendi aleyhinize." (el-İsrâ, 17/7) diye buyurmaktadır. Kişinin hayır namına yaptığı herbir şey aslında ancak kendi lehinedir. Doğrusu ise bu âyeti kerimenin umumi olduğudur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan rivâyet edildiğine yöre bir adam una: Yanımda bir dinarım var (onu ne yapayım), diye sormuş, Peygamber: "Onu kendine harca" diye cevap vermiş. Adam: Bir dinarım daha var deyince, "onu hanımına harca" diye buyurmuş. Bir dinarım daha var deyince, "onu çocuklarına harca" diye buyurmuş. Bir dinarım daha var deyince, "onu sadaka ver" diye buyurmuştur İbn Hibbân, Sahih, X, 47; Hâkim, Müstedrek, I, S7S; Ebû Dâvûd, II, W, Müsned, II, 251, 471 Böylelikle önce kişinin kendisinden sonra eşinden, sonra çocuklarından başlayarak devam etmiş ve bundan sonra sadakayı sözkonusu etmiştir. İşte şeriatta aslolan da budur. 5- "Kendiniz İçin Hayır Olmak Üzere": "Kendiniz İçin de hayır olmak üzere" âyetindeki: "Hayır olmak üzere" lâfzı Sîbeveyh'e göre hazfedilmiş bir fiil dolayısıyla nasbedilmiştir. Buna da "infak edin" fiili delâlet etmektedir. Şöyle buyurmuş gibidir: İnfak hususunda kendiniz için hayırlı olan şeyler yapınız. Yahutta mallarınızdan kendiniz için önden hayır gönderiniz, demiş gibidir, el-Kisaî ve el-Ferrâ'ya göre ise hazfedilmiş bir mastarın sıfatıdır. "Kendiniz için hayırlı olan bir infak yapınız" demektir. Ebû Ubeyde'ye göre ise gizli bin 'nin haberidir. Bu da: "Sizin için hayır olacak (bir infak yapın)" demektir. "Hayır"ı malın kendisi kabul edenlere göre ise bu lâfzın nasb ile gelmesi "infak edin" âyeti sebebi iledir. (Buna göre âyet: ...kendiniz için hayır (mal) infak edin, demek olur.) "Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, İşte onlar umduklarını elde edenlerin ta kendileridir" âyetine dair açıklamalar daha Önceden (el-Haşr, 59/9. âyet, 11, başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. |
﴾ 16 ﴿