6Gece kalkışı (var ya); o hem daha etkilidir, hem de söyleyişi itibarı ile daha sağlamdır. Bu âyete dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız: 1- Gece Kalkışı: "Gece kalkışı (var ya)" âyeti hakkında ilim adamları şöyle demişlerdir: "Gece kalkışı" gece vakitleri ve anları demektir. Çünkü onun vakitleri sırasıyla ortaya çıkar. O bakımdan bir şey önce başlayıp, ondan sonra ardı arkasına gelecek olursa: Bir şey ortaya çıktı, meydana geldi, meydana gelir" denilir. Bu durumda olana da: (........) denilir. Allah onu var etti, o da var oldu" demektir. Bulutun Allah tarafından meydana getirilip, görülmesini anlatmak üzere kullanılan; tabiri de buradan gelmektedir. O halde buradaki: bu fiil "fail" vezninde bir kelimedir. Yüce Allah'ın: "Süs için yetiştirilmekte olan ve tartışma esnasında (delilini) açıklayamayanları mı (ona) evlât diye isnâd ediyorlar?" (ez-Zuhruf, 43/18) âyetinde de (aynı kökten gelen) fiil kullanılmaktadır. Maksat: " Şüphesiz ki meydana gelen gece saatleri..." demektir. Nitdik zikredilerek ismin zikredilmesine gerek görülmemiştir. Bu lâfzın müennes olarak gelmesi ise "saat: an" lâfzının müennesliğinden dolayıdır. Çünkü her bir 'saat (an)" yeniden meydana gelmektedir, lâfzının "gece namazı kılmak" anlamında mastar olduğu da söylenmiştir. Günah islemek" ile Yalan söylemek" anlamında kullanılması gibi. Yani şüphesiz ki gecenin meydana gelip, ortaya çıkması daha sağlamdır, demek olur. Bir başka görüşe göre: "Bu, gece kalkışı demektir. İbn Mes’ûd dedi ki: Habeşliler: fiilini "kalktı" anlamında kullanırlar. Belki o, bu açıklamasıyla bu kelime aslında Arapçadır, fakat Habeşçe'de de yaygındır ve onlar tarafından çoğunlukla bu kullanılmaktadır, demek istemiştir. Yoksa Kur'ân-ı Kerîm'de Arapça olmayan bir söz yoktur. Buna dair açıklamalar yeteri kadarıyla kitabın Mukaddime'sinde geçmiş bulunmaktadır. 2- Gece Namazının Fazileti: Yüce Allah, bu âyet-i kerimede gece namazının gündüz namazından daha faziletti olduğunu, mümkün olduğunca bu gece namazında çokça Kur'ân okumanın ecri daha arttırıp, sevabı daha çok gerektireceğini açıklamakladır. İlim adamları "gece kalkışı" ile neyin kastedildiği hususunda farklı görüşlere sahiptir, İbn Ömer ve Enes b. Malik şöyle demişlerdir: Bundan kasıt, akşam ile yatsı arasıdır. Onlar bu görüşlerini ileri sürerken; (........) fiilinin "başlama" anlamını vermesini gözönünde bulundururlar. Dolayısıyla bunun ilk vaktinin kastedilmesi daha uygundur. Şairin şu beyitinde de bu anlamdadır: "Eğer Nusayb eğlenceye yöneldi, denilmeyecek olsaydı, Ben kendim için yaşım küçük ve henüz yetişkinliğe erişmedim, diyecektim." Ali b. el-Huseyn akşam ile yatsı arasında namaz kılar ve: "Gece kalkışı" işte budur, derdi. Atâ ve İkrime: Bu, gecenin başlangıcıdır, demişlerdir. İbn Abbâs, Mücahid ve başkaları da: O gecenin tamamıdır, demişlerdir. Çünkü gündüzden sonra onaya çıkan gecedir. Malik b. Enes'in tercih ettiği görüş de budur. İbnu'l-Arabî dedi ki: Lâfzın verdiği anlam ve dilin gerektirdiği husus da budur. Âişe ve yine İbn Abbâs ile Mücahid şöyle demişlerdir: "Gece kalkışı" ancak uykudan sonra geceleyin kalkıp namaz kılmaya denir. Uyumadan önce gecenin ilk saatlerinde namaz kılan bir kimse "gece kalkışanı gerçekleştirmiş olmaz. Yemân ve İbn Keysân şöyle demişlerdir: Gece kalkışı, gecenin son vakitlerinde kalkmaktır. İbn Abbâs dedi ki: Onlar namazlarını gecenin ilk saatlerinde kılarlardı. Çünkü insan uyudu mu ne zaman uyanacağını bilemez. es-Sıhah'ta şöyle denilmektedir: “Gece kalkışı" gecenin ilk saatlerine denir. el-Kutebi dedi ki: Bu gecenin çeşitti vakitleri demektir. Çünkü bu vakitlerin biri diğerinden sonra ortaya çıkar. el-Hasen ve Mücahid'den bu yatsı namazından sonra sabah namazına kadar devam eden bir vakittir, demişlerdir. Yine el-Hasen'den gelen rivâyete göre, yatsıdan sonraki her vakit "nâşie; gece kalkışı"dır demiştir. Geceleyin yapılan, meydana gelen yeni itaatler anlamında geldiği de söylenmiştir. Bunu da el-Cevherî nakletmektedir. 3- Gece Namazının, Etkisi: "O hem daha etkilidir" âyetindeki: Etkili" lâfzını Ebû'l-Âl-iye, Ebû Amr, İbn Ebi İshak, Mücahid, Humeyd, İbn Muhaysın, İbn Âmir, el-Muğîre ve Ebû Hayve "vav" harfini kesreli, "ti" harfini üstün ve medli olarak: diye okumuşlardır. Ebû Ubeyd de bunu tercih etmiştir. Diğerleri ise "vav" harfini üstün, "ti" harfini sakin ve medsiz olarak diye okumuşlardır. Ebû Hatim de bunu tercih etmiştir. Bu da Sultanlarının baskısı, etkisi o kavmin üzerinde daha da arttı" yani onlara yüklediği yükümlülükler ağırtaştı, tabirinden alınmıştır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın: "Allah'ım, Mudar üzerindeki baskını daha da arttır" Buhârî, l, 277, 341, III, 1072, IV, lf>79, V, 2290, 234»; Müslim, I, 466, 467; Ebû Dâvûd, II, 68; Nesâî, II, 201; İbn Mâce, I, 394; Müsned, II, 239, 255, 271, 418, 470. 502, 521. ifadesi de buradan gelmektedir. Buna göre, anlam şöyle olur: Gece kalkışı namaz kılana gündüzün saatlerinden daha ağır gelir. Çünkü gece uyuma, rahat etme ve dinlenme zamanlarıdır. Bu vakitleri ibadetlerle geçiren bir kimse, büyük bir meşakkate katlanmış olur. Bu kelimeyi med ile okuyanlara göre bu: (Ona) muvafakat ettim, muvafakat etmek"den mastar olur. İbn Zeyd dedi ki: o iş üzere ona muvafakat ettim, muvafakat etmek" demektir. Filanın ismi benim ismime muvafık (uygun)dır." O şey üzere anlaştılar, ittifak ettiler" demektir. O halde anlam: Böylesi kalb, göz, kulak ve dil arasındaki uyumu, muvafakati daha ileri derecede sağlar. Çünkü bu vakitte sesler ve hareketler kesilmiş olur. Bu açıklamayı Mücahid, İbn Ebî Miileyke ve başkaları yapmıştır. İbn Abbâs da bu anlamda bir açıklama yapmıştır. Yani bu durumda kulak ile kalb birbirine uygun düşer. Nitekim yüce Allah'ın: "Allah'ın haram kıldığına sayıca uysunlar diye" (et-Tevbe, 9/37) âyetinde bu lâfız: "Uygun düşsünler, muvafakat etsinler diye" anlamındadır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Bu zaman, düşünmek ve tefekkür için daha uygun bir vakittir. (...........) Örtünün zıttı bir anlam ifade eder. Bu kelimenin "ti" harfinin sakin, "vav" harfinin üstün okunuşunun, gündüzden daha bir sebat vericidir, anlamına geldiği de söylenmiştir. Çünkü geceleyin insan yaptıkları ile başbaşa kalır. Bu onun amelini daha sağlamlaştırır ve kalbi oyalayıp, meşgul eden şeyler, bu vakit daha çok kolay bir şekilde uzaklaştırılabilir. Sebat" demektir. O bakımdan: Ayağımla yerde sabit durdum" denilir. el-Ahfeş, kıyamı itibariyle daha sağlamdır, diye açıklamıştır. el-Ferrâ' kıraat ve kıyamı itibarı ile daha sağlamdır, diye açıklamıştır. Yine el-Ferrâ''dan ' gelen rivâyete göre; "hem daha etkilidir" yani daha çok ibadet elmek isteyen kimse için amelini daha bir sağlamlattınu ve onu daha bir sürekli kılıcıdır. Geceleyin çalışma ve geçim meşguliyetlerinin olmadığı bir zamandır. Bu durumda gecenin ibadeti devamlılık arzeder ve kesintisizdir. el-Kelbî dedi ki: "Daha etkilidir" yanı namaz kılmak hususunda kişinin daha çok şevk ve arzulu olmasını sağlar. Çünkü bu namaz, kişinin dinlenmesi zamanında gerçekleşir, Ubade dedi ki: "Daha etkili" olması namaz kılan için daha rahat ve daha hafif olması, kıraatini daha bir sağlam yapması anlamındadır. 4- Gece Namazında Okunan Kur'ân: "Hem de söyleyişi itibari ile daha sağlamdır" âyeti geceleyin okunan Kur'ân'ın gündüzünkine göre daha sağlam ve daha dosdoğru olnmı demektir. Yani o vakit okunan Kur'ân, daha dosdoğru ve doğruluk üzerinde daha devamlılık arzeder. Çünkü o saatlerde sesler dinmiş, dünya sükûna ermiş olur. Namaz kılan okuduklarını şaşırmaz. Katade ve Mücahid dedi ki: Kıraati daha doğru, söylenen sözü daha sağlam olur, demektir. Çünkü bu zaman iyice anlayıp kavrama zamanıdır. Ebû Ali dedi ki: "Söyleyişi itibarîyle daha sağlamdır" geceleyin insanın zihnini meşgul eden şeyler olmadığından ötürü daha doğrudur, demektir. Geceleyin yapılan duanın kabulü daha çabuk olur, diye de açıklanmıştır. Bu açıklamayı İbn Şecere nakletmiştir. İkrime dedi ki: Gece ibadeti daha bir gayretle, daha eksiksiz bir ihlâsla yapılır ve daha bereketlidir. Zeyd b. Eslem'den şöyle dediği nakledilmiştir: Kur’ân'ın anlamlarını iyice kavramaya daha yatkındır, el-A'meş'ten şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Enes b. Mâlik: "Gece kalkışı (var ya) o hem daha etkilidir, hem de söyleyişi itibari ile daha sağlamdır" âyetini; daha doğrudur" diye okudu. Onu: Daha sağlamdır" diye düzektiler. O şöyle dedi: ile ve kelimeleri anlam itibariyle aynıdır. Ebû Bekr el-Enbârî dedi ki: Sapık birtakım kimseler işi: Her kim Kur'ân'ın manasına uygun bir kelime ile okuyacak olursa, eğer manaya muhalefet etmiyor, Allah'ın maksad olarak gözettiğinden başka bir şey söylemiş olmuyor ise, isabet eden birisidir, demek noktasına kadar götürmüş ve Enes'in bu sözünü delil olarak göstermişlerdir. Ancak bu hiçbir zaman kabul edilecek ve söyleyenine kibar edilmesini gerektirecek bir söz değildir. Çünkü mana itibariyle yakın olmakla birlikte genel anlamını kapsayacak şekilde Kur'ân lâfızlarına uymayan birtakım lâfızlar ile okumaya kalkışacak olunursa, o vakit: Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" yerine: Şükür yaratılmaların mutlak maliki yaratıcıya mahsustur" diye okumak câiz olmalıydı. İş bu hususta o kadar geniş bir alana yayılır ki, Kur'ân'ın tamamının lâfzı batıl olur. bu durumda onu okuyan bir kimse de yüce Allah'a iftira etmiş, Rasûlüne de yalan söylemiş bir kimse olur. Böyle diyenlerin İbn Mes’ûd'un: Kur'ân yedi harf üzere inmiştir. Bu sizden herhangi birinizin: Gel" demesi (halinde aynı manadaki farklı lâfızlar) demesine benzer, şeklindeki sözlerinde lehlerine delil yoktur. Çünkü bu hadis şunu gerektirmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan sahih senetler ile nakledilmiş olan kıraatlerin eğer lâfızları farklı olmakla birlikte anlamları aynı ise; o vakit bu gibi kıraat farklılıkları "gel" lâfzı için farklı kelimeler, lâfızlar kullanmaya benzer. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ashabının ve onlara tabi olanların okumadıkları şekilde okumaya gelince, bu hususta Kur'ân-ı Kerîm'de bir harfi dahi farklı okuyan doğru yolun dışına çıkmış, sapmış ve iftira etmiş bir kişi olur. Ebû Bekr (el-Enbârî devamla) dedi ki: Bu sapıklıklarında kendilerine dayanak kabul ettikleri hadis ise, ilim ehlinden hiçbir şekilde sahih olmayan bir hadistir. Çünkü bu el-A'meş'in, Enes'ten yaptığı bir rivâyete dayanmaktadır. Böyle bir hadis ınaktûclur. Muttasıl değildir ki; delil olarak alınabilsin. Çünkü el-A'meş her ne kadar Enes'i görmüş ise de, ondan hadis dinlemiş değildir. |
﴾ 6 ﴿