20

Şüphe yok ki Rabbin senin ve seninle beraber olanlardan bir kesimin gecenin üçte ikisinden az, yarısı ve üçte biri kadar ayakta durduğunu(zu) bilir. Gece ve gündüzü yalnız Allah takdir eder. O, sizin bunu sayamayacağınızı bildiği için size doğru yöneldi. Artık Kur'ân'dan kolay(ınıza) geleni okuyun. Allah sizden hastalananlar olacağını, diğer bir kısmının da Allah'ın lütfundan arayarak yeryüzünde yol tepeceklerini, başka bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bilir. O halde ondan kolayınıza geleni okuyun, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel bir surette borç verin. Nefisleriniz İçin önden ne hayır gönderirseniz, onu hem daha hayırlı, hem de ecir bakımından daha büyük olmak üzere Allah'ın yanında bulursunuz. Allah'tan mağfiret de dileyin. Şüphesiz ki Allah çok mağfiret buyurandır, çokça merhamet edendir.

Bu âyete dair açıklamalarımızı onüç başlık halinde sunacağız:

1- Geceleyin Namaza Kalkılan Miktar:

"Şüphe yok ki Rabbîn senin... ayakta durduğunu bilir" diye başlayan bu âyet-i kerîme, yüce Allah'ın:

"Birazı müstesna geceleyin kalk. Yarısı kadar yahut ondan biraz eksilt yahut ona (biraz) ekle!" (2-3. âyetler) âyetlerinin -önceden de geçtiği gibi- tefsiridir ve bu âyet-i kerîme yine önceden geçtiği üzere, gece namaz kılmanın farz oluşunu neshedicidir.

"Ayakta durduğunu" âyeti, namaz kıldığını... demektir. (Daha) az" demektir. "Üçte Dd" anlamındaki âyeti İbn es-Semeykâ, Ebû Hayve ve Şamlılardan Hişam, şeklinde "lam" harfini sakin olarak okumuşlardır.

"Yarısı ve üçte biri" anlamındaki âyetleri de genel olarak "üçte ikisi" âyetine atf İle; şeklinde kesreli okunmuşlardır ki; anlam şöyle olur: Senin gecenin üçte ikisinden, yarısından, Üçte birinden daha az (namaz kılmak suretiyle) ayakta durduğunu bilir. Bu okuyuşu Ebû Ubeyd ve Ebû Hatim tercih etmiştir. Bu da yüce Allah'ın:

"O sizin bunu sayamayacağınızı bildiği için" âyetine benzemektedir. Onlar onu sayamadıklarına göre nasıl olur da (tam olarak) yarısını veya üçte birini ayakta (namaz kılarak) geçirebilirle:?

İbn Kesîr ve Kûfeliler; şeklinde nasb ile ve: Az" lâfzına atf ile okumuşlardır ki, ifadenin takdiri şöyle olur: Gecenin üçte ikisinden azını, yarısını ve üçte birini (namaz kılarak) ayakta geçirdiğini (bilir).

el-Ferrâ' dedi ki: Daha doğru okuyuşun bu olması daha uygundur. Çünkü önce "üçte ikisinden az" diye buyurdu, sonra bizzat az olan miktarın kendisini sözkonusu etti, Yoksa az olandan daha azını değil.

el-Kuşeyrî dedi ki: Bu okuyuşa göre; onlar üçte bir ve yarısı kadarını isabet ettirmiş oluyorlardı. Çünkü bu kadar namaz kılmak onlara ağır gelmiyordu. Daha fazla kıldıkları da oluyordu. Daha fazla kılındı mı maksat olarak gözetilen miktar da isabet ettirilmiş olurdu. Üçte ikisini namazla geçirmek ise onlara ağır geldiğinden, bu miktarı tutturamıyorlar; fakat ondan daha aşağı bir süre namaz kılıyorlardı. Gecenin yarısı kadar namaz kılmakla emrolunmuş olmaları ve bundan daha fazla ve daha az kılmak hususunda da kendilerine ruhsat verilmiş olması ihtimali vardır. Bundan dolayı onlar yaklaşık üçte ikisine ulaşıncaya kadar arttırıyor ya da üçte bire kadar da yandan eksiltebiliyorlardı.

Diğer bir ihtimal de şudur: Onlara gecenin yarısı ve üçte birine kadar eksilterek; yarısına da üçte ikiye ulaşıncaya kadar daha fazlası, miktar olarak tesbit edilmişti. Aralarından bunu yerine getiren de vardı ve erkeden de vardı. Bu hüküm nesholuncaya kadar böylece devam etti.

Bir kesim de şöyle demiştir; Allah onlara dörtte bir kadarını farz kılmıştı; fakat onlar dörtte birden daha az kılıyorlardı. Ancak böyle bir görüş dayanaksızdır.

2- Geceyi ve Gündüzü Takdir Eden Allah'tır;

"Gece ve gündüzü yalnız Allah takdir eder." Yani gece ve gündüzün miktarlarını gerçek şekliyle O bilir. Sizler ise hatanın sözkonusu olabileceği şekilde araştırmakla ve ictihad ile bunu bilebilirsiniz.

"O, sizin bunu sayamayacağınızı bildiği için ..." Sizlerin bunun hakikatlerini ve gereğini yerine getirmeyi bilemeyececeğinizi bildiği için.., demektir. Sizin geceyi namazla geçiremeyeceğinizi bilmiştir, diye de açıklanmıştır. Ancak birinci görüş daha doğrudur. Çünkü hiçbir zaman gecenin tamamım namazla geğirmek, farz kılınmış değildir.

Mukâtil ve başkaları dedi ki: "Birazı müstesna geceleyin kalk. Yarısı kadar yahut ondan biraz eksilt yahut ona ekle" âyeti nazil olunca bu(nun gereklerini yerine getirmek) onlara ağır geldi. Kişi gecenin yarısını, üçte birini ayırdedemiyordu. O bakımdan yanılmak korkusuyla sabaha kadar namaz kılıyordu. Bundan dolayı ayakları şişti ve benizleri soldu. Yüce Allah, onlara merhamet buyurup, yüklerini hafifleterek: "O, sizin bunu sayamayacağınızı bildiği İçin..." diye buyurdu.

"O sizin bunu sayamayacağınızı bildi" âyetinde ki; (........) şeddelisinden hafifletilmiş şeddesiz okunmuşadır. Yani, sizin bunu asla sayamayacağınızı bilmiştir. Çünkü sizler buna bir şeyler ilave edecek olursanız, size ağır gelir ve bu durumda farz olmayan bir şeyle kendinizi yükümlü tutarsınız. Eğer daha az kılacak olursanız bu da size ağır gelir.

3- "Allah'ın Tevbesi (Yükü Hafifletmesi)" :

"Size doğru yöneldi." Yani sizi affetti. Bu âyet vermiş olduğu emri aralarından kısmen terkcdenlerin olduğunu göstermektedir.

Şöyle de açıklanmıştır: âciz kaldığınız için gece namazını size farz kılmaktan tevbe elti (döndü), demektir. Çünkü önceden de geçtiği gibi "tevbe"nin asıl anlamı dönmektir. O halde âyetin anlamı şöyle olur: Yükümlülüğün ağırlığından onu hafifletmeye, zorluktan kolaylığa olmak üzere sizin lehinize döndü.

Onlara araştırmak suretiyle de vakitlere dikkat etmeleri emrolunmuştu. Bu araştırma yükümlülükleri de hafifletildi.

Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: "Gece ve gündüzü yalnız Allah takdir eder." Onları, belirli bir miktarları tesbit edilmiş olarak yaratır. Yüce Allah'ın:

"Herşeyi yaratıp, onu inceden inceye takdir ve tayin etmiştir" (el-Furkan, 25/2) âyetine benzemektedir.

İbnu'l-Arabî dedi ki: Yaratılmış ile ilgili takdire herhangi bir hüküm taalluk etmez. Ancak yüce Allah, dilediği yükümlülük görevlerini onunla irtibatlandırır.

4- Kur'ân'dan Kolayına Geleni Okumak:

"Artık Kur'ân'dan kolay(ınıza) geleni okuyun" âyeti ile ilgili iki görüş vardır. Birincisine göre maksat, bizzat Kur'ân okumanın kendisidir. Yani geceleyin kıldığınız namazlarda size kolay geleni, zor gelmeyeni okuyun. es-Süddî yüz âyet-i kerîme demiştir. el-Hasen: Her kim bir gecede yüz âyet-i kerîme okuyacak olursa, Kur'ân onunla tartışmayacaktır. Ka'b da söyle demiştir: Bir gecede yüz âyet-i kerîme okuyan bir kimse kanitlerden diye yazılır. Saîd, elli âyet demiştir.

Derim ki: Ka'b’ın görüşü daha doğrudur. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kim on âyet-i kerîme okuyarak namaz kılarsa, gafillerden yazılmaz. Kim yüz âyet okuyarak namaz kılarsa, kânitlerden yazılır. Kim bin âyet okuyarak namaz kılarsa, kantarlarla ecir alanlardan yazılır." Ebû Dâvûd, II, 57. Hadisi Ebû Dâvûd et-Tayâlisî Müsned'inde Abdullah b. Amr'ın rivâyet ettiği bir hadis olarak zikretmektedir. Biz bu hadisi kitabın Mukaddimesi'nde (Kur'ân’ın Faziletlerine Dair Başlıkta) zikretmiş bulunmaktayız.

İkinci görüşe göre;

"artık Kur'ân'dan kolay(ınıza) geleni okuyun" âyeti kolayınıza gelecek kadar namaz kılın, demektir. Nitekim namaza da; "Kur'ân" denildiği olur. Yüce Allah'ın:

"Sabah Kur'ân'ını da" (el-İsra, 17/78) âyetine benzer ki, bu da sabah namazını da, demektir.

İbnu'l-Arabî dedi ki: Daha sahih olan budur. Çünkü yüce Allah namaza dair haber vermektedir, söylenenler de onunla İlgilidir.

Derim ki: Hitabı lâfzın zahirine göre yorumlayarak birinci görüş daha sahihtir. İkinci görüş ise mecazdır. Çünkü bu, bir şeye onun amellerinden bir bölümünün adım vermek kabilindendir.

5- Gece Namazı Farz mıdır?:

Kimi ilim adamına göre yüce Allah'ın:

"Artık Kur'ân'dan kolaycınıza) geleni okuyun" huyruğu gecenin tamamım, yarıyım, yandan azını ve yarıdan fazlasını namazla geçirme hükmünü neshetmiştir.

Diğer taraftan yüce Allah'ın:

"O halde, ondan kolayınıza geleni okuyun"

âyetinin iki anlama gelme ihtimali vardır. Birincisine göre; bu ikinci bir farzdır, çünkü onunla başka bir farz kaldırılmış bulunmaktadır. Diğer bir görüş de bunun kendisiyle başkası kaldırıldığı gibi, yine kendisinin başkası ile kaldırıldığı neshülmuş bir farz olma ihtimalidir. Çünkü yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:

"Gecenin bir kısmında da sana has nafile olmak üzere onunla (Kur'ân ile) gece namazı kıl! Umulur ki (şüphesiz) Rabbin seni öğülmüş bir makama gönderir." (el-İsra, 17/79) Bu durumda yüce Allah'ın:

"Gecenin bir kısmında sana has nafile olmak üzere onunla gece namazı kıl" âyetinin kendisine farz kılınanın dışında, kendisine kolay geleni okuyarak teheccüd kılması ihtimalini de taşımaktadır.

O bakımdan Şâfiî şöyle demektedir: Bu durumda yapılması gereken sünnet ile bu iki manadan birisine dair delili araştırıp, bulmaktır. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın sünnetinin, beş vaktin dışında farz bir namazın bulunmadığına delâlet ettiğini gördük.

6- Gece Namazı Ümmet Hakkında Nesh Olmuş, Peygamber Hakkında Farz Kalmaya Devam Etmiştir:

el-Kuşeyrî Ebû Nasr dedi ki: Meşhur olan, gece namazının nesholuşunun ümmet hakkında olduğudur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında da farz kalmaya devam etmiştir.

Belirli bir miktar ile kılmak nesholmuştur, fakat aslı itibariyle vacib kalmaya devam etmiştir, diye bir görüş de vardır. Yüce Allah'ın:

"Kurbandan kolayına geleni kessin" (el-Bakara, 2/196) âyetine benzemektedir. Kurban kesmek kaçınılmaz bir şeydir. İşte burada da mutlaka gece namazı kılmak gereklidir. Fakat bunun ne miktarda olacağı namaz kılanın tercihine bırakılmıştır. Buna binaen kimileri şöyle demiştir: Az da olsa gece namazı kılmak farziyyeti devam etmektedir. Bu, güzel bir görüştür.

Bir başka kesim de şöyle demektedir: Gece namazının farz oluşu tamamıyla riesh olmuştur. Gece namazı asla farz değildir. Şafii'nin kabul ettiği görüş budur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için farz kalmaya devam edenin bu olma ihtimali vardır. O da onun geceleyin namaz kılmasıdır. Miktarını tesbit etmek ise onun tercihine havale edilmiştir.

Gece namazı kılmanın farz olmadığı sabit olduğuna göre yüce Allah'ın:

"O halde ondan kolayınıza geleni okuyun" âyeti; eğer sizin için bu mümkün olursa Kur'ân okuyun ve isterseniz namaz kılın, demek olur.

Bazıları da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın hakkında da dahil olmak üzere gece namazının bütünüyle nesh olduğu kanaatini benimsemiştir. Gece namazı ona dahi farz değildi, derler. Yüce Allah'ın:

"Sana has nafile olmak üzere" (İsra 17/79) âyetindeki "nafile" lâfzı gerçek anlamı ile anlaşılmalıdır.

Belirli bir miktar nesh olmuş, fakat gece namaz kılmanın farziyeti asıl olarak devam ettikten sonra nesholmuştur, diyenlerin görüşüne gelince, bu ikinci nesh, namaz vakitlerinin açıklanması ile gerçekleşmiş olmaktadır. Yüce Allah'ın:

"Güneşin (batıya doğru) kaymasından... kadar namazı dosdoğru kıl" (el-îsra, 17/78) âyeti ile:

"Akşamladığınız zaman ve sabahladığınızda Allah'ı tesbih edin" (er-Rum, 30/17) âyetinde olduğu gibi. Ayrıca gelen haberlerde beş vakit namazdan fazla kılınanların tatavvu (nafile) olduğu da belirtilmektedir.

Nesh, yüce Allah'ın:

"Gecenin bir kısmında da sana has nafile olmak üzere onunla (Kur'ân ile) gece namaz kıl" (el-İsra, 17/79) âyeti ile gerçekleşmiştir. Burada hitab hem Peygambere hem de ümmetedir. Nitekim yüce Allah’ın:

"Ey sarınıp, bürünen! Birazı müstesna geceleyin kalk" (1. âyet) âyetinde hitab, her ne kadar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)e ise de, namazın farziyeti hem onun için, hem başkası için umumidir.

Yüce Allah'ın gece namazını farz kılışının hicretten sonrasına kadar devam ettiği ve Medine'de nesh olduğu da söylenmiştir. Çünkü yüce Allah:

"Allah sizden hastalananlar olacağını, diğer bir kısmının da Allah'ın lütfundan arayarak yeryüzünde yol tepeceklerini başka bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bilir" diye buyurmaktadır. Cihad ise ancak Medine'de farz kılınmıştır. Buna göre namaz kılınacak vakitlerin açıklanması Mekke'de olmuştur. Gece namazı(nın farziyeti) ise yüce Allah'ın:

"Geceleyin de sana has bir nafile olmak üzere onunla (Kur'ân ile) namaz kıl" (İsra, 17/79) âyeti ile nesholmuştur.

İbn Abbâs dedi ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye gelince; yüce Allah'ın:

"Şüphe yok ki Rabbin senin ... ayakta durduğunu bilir" âyeti gece namazının farziyyetini nes İletmiştir.

7- Gece Namazı Yükümlülüğünün Hafifletilmesinin Sebebi;

"Allah sizden hastalananlar olacağını..." buyruklarıyla yüce Allah, gece namazı kılma yükümlülüğünü hafifletmesinin gerekçesini açıklamaktadır. Çünkü insanlardan kimi hastadır, geceleyin ona namaz kılmak ağır gelir. Aynı şekilde namaz kılamamaları da onlara ağır gelir. Ticaret maksadıyla yolculuk yapan kimseler geceleyin namaz kılamazlar. Allah yolunda cihad tiden de böyledir. İşte bunlar dolayısıyla yüce Allah hepsinin yükümlülüğünü hafifletmektedir,

"Olacağını" âyetindeki; şeddelisinden hafitletilmiştir. Durum şu ki Allah ... olacağını bilir" demektir'.

8- Helâl Mal Kazanmanın ve Allah Yolunda Cihad Etmenin Fazileti:

Yüce Allah, bu âyet-i kerimede mücahidler ile kendisinin çoluk çocuğunun nafakasını başkalarına iyilik ve lütufta bulunmak için helâl mal kazanmaya çalışanları eşit bir ifadede zikretmektedir. Dolayısıyla bu, mal kazanmanın, cihad seviyesinde olduğuna delildir. Çünkü yüce Allah bunu Allah yolunda cihad ile birlikte zikretmiş bulunmaktadır. İbrahim'in rivâyetine göre, Alkame şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Bir beldeden bir başka beldeye yiyecek bir şey getirip de onu o günün fiyatına satan bir kimsenin Allah katındaki mertebesi mutlaka şehidler mertebesinde olur." Daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

"... diğer bir kısmının da Allah'ın lütfundan arayarak yeryüzünde yol tepeceklerini, başka bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bilir" âyetini okudu. Halil Bağdadi Tarilıu Bağdâd, XIII, 472. Ancak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in âyeti okuduğundan söz etmeden.

İbn Mes’ûd dedi ki: Her kim bir şehirden müslümanların şehirlerinden birisine sabrederek, ecrini Allah'tan umarak bir şeyler getirecek olup da onu o günün fiyatına (orada) satacak olursa, Allah nezdinde şehitler mertebesine yükselir. Daha sunra: "... Diğer bir kısmının da Allah'ın lütfundan arayarak yeryüzünde yol tepeceklerini..." âyetini okudu.

İbn Ömer dedi ki: Allah yolunda ölümden sonra, ölmek istediğim ölümler arasında, yeryüzünde dolaşarak Allah'ın lütfundan aramak üzere bineğimin yükleri arasındaki ölümden daha çok seveceğim bir ölümü Allah yaratmamıştır.

Tavus dedi ki: Dul ve yoksul için çalışan bir kimse, Allah yolunda cihad eden gibidir.

Seleften birisinden nakledildiğine göre, o Vâsıfta bulunuyor iken, Basra'ya gitmek üzere bir gemi buğday yükledi. Oradaki vekiline şunu yazdı; Bu geminin Basra'ya gireceği günü buğdayı sat, sakın ertesi güne bırakma. Geminin geldiği vakit fiyatların düşük olduğu bir zamana denk geldi. Diğer tacirler vekile şöyle dedi: Sen bunu bir hafta erteleyecek olursan, onun iki katı kâr edersin. Gerçekten o da bir hafta erteledi ve bir kaç kat fazlasıyla kâr etti. Durumu arkadaşına yazdı. Bu sefer buğdayın sahibi ona şunu yazdı: Ey adam! Bizler dinimizin esenlikte olması ile birlikle az bir kâra kanaat etmiştik. Sense bize karşı bir cinayet işledin. Bu mektubum sana gelince hemen o malı al ve Basra fakirlerine onu dağıt. Keşke bu yolla da -lehimde ya da aleyhimde olmaksızın- kârsız ve zararsız olarak ihtikârdan (kara borsacılık yapmaktan) kurtulabilsem.

Rivâyet olunduğuna göre Mekkelilerden bir genç mescide devamla gider gelirdi. İbn Ömer onu göremeyince evine kadar gitti. Annesi; O kendisine ait olan bir buğdayı satmakla meşguldür, dedi. İbn Ömer onunla karşılaşınca yna: Oğlum dedi. Senin buğdayla işin ne? Niye deve, niye inek, niye koyun alıp satmıyorsun? Çünkü buğday ticaretçisi kuraklığı sever. Buna karşılık davar sahibi kimse yağmur yağmasını sever.

9- Gece Namazı Kılmanın Fazileti:

"O halde ondan kolayınıza geleni okuyun" âyeti mümkün olduğu kadar namaz kılın, demektir. Yüce Allah, kolay gelen kadarıyla gece namazı kılmayı farz kılmıştır. Daha sonra -önceden de geçtiği gibi- beş vakit namazı farz kılmakla bunu da neshetmiştir.

İbnu'l-Arabî dedi ki: Bir kesim şöyle demiştir: Gece namazının farziyeti bu âyet-i kerîme ile iki rekat olarak tesbit edilmiştir. Bunu Buhârî ve başkaları demiştir. Buhari açtığı bir babta şu hadisi zikreder: "Şeytan, sizden herbirinizin başının arka tarafına uykuya daldığı vakit üc tane düğüm bağlar. Herbir düğümü ona ait olan yerde: Önünde uzun bir gece var uyumaya devam et, diye tesbit eder. Kişi uyanıp Allah'ı anacak olursa, düğümlerin biri çözülür. Abdest alırsa, bir diğer düğüm çözülür. Namaz kılarsa, bütün bu düğümler çözülür. Böylelikle hoş, bir gönülle dinç bir şekilde sabahı eder. Aksi takdirde kötü bir ruh haliyle ve tembel olarak sabahı eder." Buhâri, I, 3*3, III, 1193; Müslim, I, 53»; Ebû Dâvûd, II, il; Nesâi, III, 203, İbn Mâce, 1, 421; Muvatta’, I, 176; Müsned, II, 243, 253, <İ97, 111, 315 (Câbir -ra- den yakın bir rivâyet).

Semura b. Cündüb'ün Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan rüyaya dair naklettiği hadisini de zikreder. (Peygamber) buyurdu ki: "Başı taşla yarılan kimseye gelince, o kimse Kur'ân'ı öğrenir, ondan sonra onu terkeder ve farz kılınan namazı kılmadan uyur." Buhârî, I, 3«4, VI, 25fi5; Müsned, V, a

Abdullah b. Mesud'un rivâyet ettiği şu hadisi de kaydeder: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), huzurunda gecenin tamamını uykuyla geçiren birisinden sözedilince şöyle buyurdu: "Bu, şeytanın kulaklarına işediği bir adamdır." Buhârî, I, 3H4, III, 1193; Müslim, I, 597; Nesâî, III, 2(M; Müsned, I, 427, II, 260. 427 (son iki yerde: Ebû Hüreyreden).

İbnu'l-Arabi dedi ki; İşte bu hadisler mutlak olarak namazın zikredilmesinin farz olan namaza yorumlanmasını gerektirmektedir. Bu durumda mutlak olan -o anlamı da ihtiva etme ihtimalinden dolayı- mukayyede hami edilir. Böylelikle bunların muayyen olarak gece namazı hakkında olduğunu iddia edenlerin iddiası çürümektedir.

Sahih'de -lâfız Buhari'nin olmak üzere- Abdullah b. Amr dedi ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana dedi ki: "Ey Abdullah! Sen filan gibi olma! O önceleri gece namaz kılardı, sonra geceleyin namaz kılmayı terketti." Buhârî, I, 3«7; Müslim, II, H14; Nesâî, Jll, 253; İbn Mâce, I, 422; Müsned, II, 170. Eğer bu farz olsaydı, elbetteki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) o kimseyi o hali üzere bırakmazdı, ona dair böyle bir şekilde haber de vermezdi. Aksine onu alabildiğine yererdi.

Yine Sahih'de Abdullah b. Ömer'den şöyle dediği zikredilmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın hayatında bir kimse bir rüya gördü mü onu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a anlatırdı. Ben de bekar bir genç idim. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın döneminde mescidde uyurdum, Uykuda sanki iki meleğin beni gelip aldığını ve beni cehenneme götürdüklerini gördüm. Kuyu gibi içinin kapatılmış olduğunu gördüm. İki boynuzu olduğunu gördüm. İçinde kendilerini tanıdığım birtakım insanlarla karşılaştım. Bu sefer, cehennem ateşinden Allah'a sığınırım, demeye koyuldum. Sonra bizimle bir başka melek karşılaştı. Bana; Artık senin için korku yok, dedi. Ben bunu (ablam) Hafsa'ya anlattım. Hafsa bunu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a anlattı. Peygamber şöyle buyurdu: "Abdullah ne iyi bir adamdır! Keşke gecenin bir bölümünde de namaz kılsaydı!" Bundan sonra gecenin az da olsa bir bölümünde namaz kılmadan uyumazdım. Buhârî, I. 378. 3S8, HI, 13f)7; Müslim, IV, 1927; Müsned, II, 146

Eğer gece namaz kılmayı terketmek bir masiyet olsaydı, melek; Senin için korku yoktur, korkma, demezdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

10- Namazda Okunması Gereken Kur'ân-ı Kerîm Miktarı;

Gece namaz kılmanın farz olmadığı ve yüce Allah'ın;

"Artık Kur ân'dan kolay(ınıza) geleni okuyun" âyeti ile;

"o halde ondan kolayınıza geleni okuyun" âyetlerinin zahiri üzere, namazda Kur'ân okumaya yorumlanacağı sabit olmakla birlikte, ilim adamları namazda okunması gereken Kur'ân miktarı hususunda farklı görüşlere sahibtir.

Malik ve Şafii: Bu miktar Fâtihatu'l-kitab'tır. Onu okumamak câiz değildir. Onun bir bölümünü okumakla da yetinilemez, elerler.

Ebû Hanife ise bu miktarı Kur'ân'ın neresinden olursa olsun bir âyet diye takdir etmiştir. Yine ondan gelen bir rivâyete göre bu miktar üç âyettir. Çünkü en az sûredeki âyet sayısı bu kadardır.

Birinci görüşü el-Maverdî, ikincisini de İbnu'l-Arabî zikretmiştir. Fakat sahih olan Malik ve Şafii'nin görüşüdür. Daha önce kitabın baş taraflarında el-Fâtiha Sûresi'nde (Fâtiha'nın hükümleri bölümleri 21. başlık ve devamında) açıkladığımız gibi.

Bundan maksadın namazın dışında Kur'ân okumak olduğu da söylenmiştir. el-Mave;dî dedi ki: Bu görüşe göre bu emrin mutlak olması vücuba yahutu vücub olmaksızın müstehablığa yorumlanır. Çoğunluğun görüşü de budur. Çünkü okuması ona vacîb olursa, o miktarı ezberlemesi de onun için vacib olur.

İkinci görüşe göre, Kur'ân'ın i'cazını, ondaki tevhidin delillerini, peygamberlerin gönderilişinin delillerini bilmek için Kur'ân okumasının vacib olduğu şeklinde yorumlanır. Fakat Kur'ân'ı okuyup i'cazını ve ondaki tevhid delillerini öğrendiği takdirde ayrıca ezberlemesi gerekmez. Çünkü Kur'ân'ı ezberlemek vacib olmayıp, müstehab olan Allah'a yakınlaştırıcı amellerdendir.

Bu emrin ihtiva ettiği kıraat miktarının ne kadar olduğu hususunda beş görüş vardır:

1. Kur'ân'ın tamamı. Çünkü yüce Allah Kur'ân'ı kullarına kolaylaştırmıştır. Bu görüş ed-Dahhak'ındır.

2. üçte birini. Bunu da Cuveybir nakletmiştir.

3. İkiyüz âyettir. Bu görüş es-Süddî'ye aittir.

4. Yüz âyettir. Bu da İbn Abbâs'ın görüşüdür.

5. En kısa sûre gibi üç âyettir. Bu da Ebû Halid el-Kinânî'nin görüşüdür.

11- Namazı Kılın, Zekâtı Verin:

"Namazı dosdoğru kılın" âyeti ile kasıt, farz olan beş vakit namazı vaktinde kılmaktır.

"Zekâtı verin." Mallarınızda farz olan zekâtı verin, demektir. Bu açıklamayı İkrime ve Katade yapmıştır. el-Hâris el-Uklî dedi ki: Bundan maksat, fıtır sadakasıdır. Çünkü malların zekâtı daha sonradan vacib olmuştur. Bunun nafile sadaka olduğu da söylenmiştir. Bütün hayır fiilleri olduğu da söylenmiştir. İbn Abbâs: Allah'a itaat ve O'na ihlastır, diye açıklamıştır.

12- Allah'a Güzel Şekilde Borç Vermek:

"Ve Allah'a güzel bir surette borç verin" âyetindeki

"güzel surette borç (karz-ı hasen)" helâl olan maldan ihlasla Allah rızasının maksat olarak gözetildiği borçtur. Daha önce buna dair açıklamalar el-Hadid Sûresi'nde (57/18. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Zeyd b. Eslem dedi ki: Karz-ı hasen aile halkına gerekli infakı (harcamaları) yapmaktır. Ömer b. el-Hattâb ise: Karz-ı hasen Allah yolunda harcamaktır, demiştir.

13- "Nefisleriniz İçin Önden Ne Hayır Gönderirseniz,

"Onu ... Allah'ın Yanında Bulursunuz.": (Bu âyet daha önce) el-Bakara Sûresi'nde (2/110. âyetçe geçmişti),

Ömer b. el-Hattâb'dan rivâyet edildiğine göre o, hurma ile süt karışımı bir içecek hazırlamışken gelen bir yoksula alıp onu verdi. Onlardan birileri: Bu yoksul bunun ne olduğunu ne anlasın, dedi. Ömer: Fakat o yoksulun Rabbi bunun ne olduğunu bilir, dedi. Bununla yüce Allah'ın:

"Nefisleriniz için önden ne hayır gönderirseniz onu hem daha hayırlı... olmak üzere Allah'ın yanında bulursunuz" âyetini buna yorumlamış gibidir. Yani sizin terkettiğiniz, geride bıraktığınız, hem cimrilikten ve bu husustaki kusurlu hareketlerinizden daha hayırlı "hem de ecir bakımından daha büyük bulursunuz.

Ebû Hüreyre dedi ki: (Bu ecir) cennettir. Ecir itibariyle daha büyük olma ihtimali de vardır. Çünkü yüce Allah, bir haseneye karşı on katıyla mükâfat verecektir.

"Hem daha hayırlı... daha büyük" lâfızlarının nasb ile gelmesi

"bulursunuz" âyetinin ikinci mef'ûlleri oluşlarından dolayıdır. O" Basralılara göre fasıl zamiridir. Kûfelilerin görüşüne göre de imaddır. İ'rabta bunun yeri yoktur.

"Ecir bakımından" lâfzı ise temyizdir.

"Allah'tan mağfiret de dileyin." Günahlarınızın bağışlanmasını O'ndan isteyin.

"Şüphesiz ki Allah" cevherden önce yapılanları

"çok mağfiret buyurandır." Tevbeden sonralarını da size

"çokça merhamet edendir."

Bu açıklamayı Said b. Cübeyr yapmıştır.

Müzzemmil Sûresi burada sona ermektedir. Allah'a hamd olsun.

20 ﴿