11Peygamberlerin belirli vakti geldiği zaman, "Peygamberlerin belirli vakti geldiği zaman..." Peygamberler kıyâmet gününde toplanacakları zaman demektir. Vakit kendisine ertelenen bir şeyin gerçekleştiği vade demektir. Buna göre anlam şöyle olmaktadır: Kendileri ile ümmetleri arasında ayırdedici, hükmün verilmesi için, belirli bir vakit tayin edilmiştir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah peygamberleri toplayacağı gün..." (el-Mâide, 5/109) Şöyle de açıklanmıştır: Bu husus dünyada olacaktır. Yani peygamberler kendilerini yalanlayan kimseler hakkında -kâfirlere mühlet verilmek suretiyle- azâbın indirilmesi için onlara belirli bir süre tayin edilip, o sürede bir araya getirilecekleri zaman, demektir. Kıyâmet gününde ise bütün şüpheler ortadan kalkmış olacaktır. Birinci açıklama daha güzeldir. Çünkü süre belirlenmesinin anlamı, kıyâmet gününde meydana gelecek bir şeydir. Bu da yıldızların söndürülmesi, dağların savurulması, semanın varılmasıdır. Dolayısıyla kıyâmet gününde, önce bunun için sürenin belirlenmesi uygun düşmez. Ebû Ali dedi ki: Din ve ayırdetme günü, onun için vakit olarak cesbit edilmiştir, demektir. Vakit tesbit edildi; Vaad olundu, süresi belirlendi" anlamında olduğu söylenmiştir. Bir diğer açıklamaya göre bu, yüce Allah'ın bildiği ve irade ettiği şekilde, bilinen vakitlerde peygamberler gönderildiği zaman demektir. Buradaki hemze "vav"den bedeldir. Bu açıklamayı el-Ferrâ'' ve ez-Zeccâc yapmıştır. el-Ferrâ'' dedi ki: Ötreli olup, ötresi her zaman değişmeyen herbir "vav"ın yerine hemze getirmek caizdir. Mesela: Topluluk herbiri bir başına namaz kıldı" denildiği zaman son kelimenin hemzesi "vav'a dönüştürülerek; denilebilir. Yine: Bunlar, güzel yüzlerdir" derken "vav" yerine hemze ile: da denilebilir. Çünkü "vav"ın ötreli teiaffuzu ağırdır, fakat yüce Allah'ın: "Aranızdaki fazileti unutmayınız." (el-Bakara, 2/237) âyetinde "vav"ın ötresi lazım (her zaman sabit) olmadığından ötürü "vav" yerine hemze telaffuzu câiz olmaz. Ebû Amr, Humeyd, el-Hasen, Nasr ve Âsım'dan gelen bir rivâyet ile Mücahid "vav" ile "kaf' harfi de şeddesiz olarak asla uygun diye okumuşlardır. Ebû Amr dedi ki: Bunu; diye okuyanlar; Yüzler" lâfzının diye okunacağını kabul edenlerdir. Ebû Cafer, Şeybe ve el-Arec ise "vav" harfi ile ve "kaf" harfi de şeddemiz olarak: diye okumuşlardır. Bu lâfız "vııkf'den 'fu'ilet" veznine nakledilmiş bir kelimedir, "Vakitleri belli bir farz" (en-Nisa, 4/103) âyetinde de bu kökten gelmektedir. Yine el-Hasen'den iki "vav'lı olarak: diye okuduğu rivâyet edilmiştir ki; bu da yine aynı şekilde "va'd"den "fu'ilet" vezninde Onunla ahidleşildi" demeye benzer. Eğer bu iki kıraate göre de "vav" "elife kalbedilecek (dönüştürülecek) olursa bu da câiz olur. Yahya, Eyyub, Halid b. İlyas ve Sellam ise hemzeli ve şeddesiz ularak; diye okumuşlardır. Çünkü bu kelime mushafta "elif ile yazılmıştır. |
﴾ 11 ﴿