34

Yalanlayanların o gün vay haline!

Bu âyette yüce Allah kıvılcımları miktarları itibariyle kasra (verilen anlamlara göre) benzettikten sonra, rengi itibariyle onu

"sarı develere" benzetmiştir. Bu sarı develerden kasıt ise siyah develerdir. Çünkü Araplar siyah develere

"sarı develer" derler, Şair de şöyle demiştir:

"İşte benim atlarım ondandır ve işte develerim de

Onlarsa sarıdır, yavruları da (siyah) kuru üzüm gibidir."

Develerinin siyah olduğunu anlatmak istemektedir.

Siyah develerin

"sarı" diye nitelendirilmesi onların siyahlıklarının bir miktar sarı ile karışık olmasından dolayıdır. Tıpkı beyaz ceylanlara beyazlıkları üzerinde bir çeşit bulanıklık olduğundan dolayı: Siyah ceylanlar" denilmesi de buna benzemektedir.

“Kıvılcım."; etrafa uçuşup yere düştüğü vakit onda ateşin bir miktar kalıntısı da vardır ki; bu haliyle siyah develere -onda bir miktar sarılık da bulunduğundan dolayı- çokça benzemektedir. İmrân b. Hittan el-Haricî'nin bir beyiti şöyledir;

"En yüksek sesiyle çağırdı onları ve attı onlara

Sarı develer gibi (kıvılcımları) ve yüzlerinin derilerini yüzücüdür o."

Ancak Tirmizî bu açıklamayı zayıf bularak şöyle demiştir: Sözlükte herhangi bir şeye az miktarda bir karışım bulunduğu için camamının bu az miktardaki karışıma nisbet edilmesi imkânsız bir şeydir. Bu şekilde açıklama yapanlara hayret edilir. Çünkü yüce Allah: Sarı halatlar" diye buyurmuştur. Bizler dilde bu türden bir şey bilmiyoruz.

Bize göre de açıklaması şöyledir: Nar (ateş) nurdan yaratılmıştır. O halde o ışık saçıcı bir ateştir. Allah, bir yer olan cehennemi yaratınca o yeri ateşle doldurdu ve ona egemenliğini ve gazabını saldı. Egemenliğinden ötürü simsiyah kesildi ve yakıcılığı daha da arttı. Normal ateşten ve hatta her şeyden daha simsiyah kesildi. Kıyâmet gününde cehennem insanların durdukları yere (Mevkıfe) getirileceğinde kıvılcımlarını orada bulunanların üzerine -Allah'ın gazabı dolayısıyla gazablanarak- atacaktır. Bu kıvılcımlar ise siyahtır, çünkü siyah bir ateşin kıvılcımlarıdır. Cehennem kıvılcımlarını düşmanlara atacaktır. Onlar da ateşin siyahlığından ötürü simsiyah kesileceklerdir; fakat bu tevhid ehline ulaşmayacaktır. Çünkü onlar, o Mevkıfte (hesab için durdukları yerde) etraflarını çepeçevre kuşatmış, rahmetten bir sur içerisinde olacaklardır. Bu da şanı yüce ve mübarek Rabbin, gelişinde görülecek olan buluttur; fakat mü’minler bu şekildeki kıvılcım atılışını gözleriyle göreceklerdir. Onlar bu kıvılcımları görecekleri vakit yüce Allah, o kıvılcımlar üzerindeki egemenlik ve gazabını onların görüşlerinde- kaldıracak ve böylelikle onları arı göreceklerdir. Bu yolla muvahhid kimseler Allah'ın egemenlik ve gazabı içerisinde değil de Allah'ın rahmetinde olduklarını bilmiş olacaklardır, İbn Abbâs şöyle diyordu: "Sarı halatlar" adamların kuşakları gibi oluncaya kadar birbiri üstüne katılıp, bir araya getirilecek olan gemi haladandır. Bunu da Buhârî zikretmiştir. Buhârî, IV, 1H«O

İbn Abbâs bu lâfzı "cim" harfini ötreli olarak: diye okurdu. Mücahid ve Humeyd de "cim" harfini ötreli olarak böylece okumuşlardır ki; kalın halatlara verilen addır. Aynı zamanda bunlar "gemi halatları" demektir. Gemi haladarına: da denilir, tekili: ...diye gelir.

Yine İbn Abbadan gekn rivâyete göre, bunlar bakır parçalarıdır. Şu kadar var ki kalın halatın bilinen ismi "mim" harfi şeddeli olarak 'dir. Daha önceden el-A'raf Sûresi'nde (7/40, âyetin tefsirinde) geçtiği gibi.

Develer" şeklinde "cim" harfi ötreli olarak kullanım, tekil olarak "cim" harfi kesreli olan; 'in çoğuludur. Bu da: Deve" lâfzının çoğulu gibidir. Taş" lâfzının çoğulunun; şeklinde, Zeker" lâfzının çoğulunun diye gelmesi gibi.

Yakub, İbn Ebi İshak, Îsa ve el-Cahderî ise "cim" harfini ötreli ve tekil olarak; diye okumuşlardır ki bu da "bir araya getirilmiş pek büyük şey" demektir.

Hafs, Hamza ve el-Kisaî; diye okurken, yedi kıraat İmâmlarının geri kalanları; diye okumuşlardır.

el-Ferrâ' dedi ki: Bu okuyuşun: 'in çoğulu olması mümkündür. Adam" lâfzının çoğulunun; ile diye gelmesi gibidir.

Onları "develerde benzetmesinin sebebi, hızlıca hareketi olduğu da söylenmiştir. Ardı arkasına geldiğinden dolayı, diye de açıklanmıştır. Saray" lâfzı 'in tekilidir. Karanlığın karışması" anlamındadır. Ona kasr vakti -yani akşam üzeri- gittim" denilir. O halde bu lâfız müşterek (birden çok mana hakkında ortak olarak kullanılan) bir lafızdır. Şair de şöyle demiştir:

"Sanki onlar akşam vakti bir rahibin kandilleri gibidir

Mevaen denilen yerdeki o rahib fitilini yağ ile beslemiştir."

Odun, Kömür vb. Şeyleri Saklamak:

Bu âyet-i kerimede -temel gıdalardan olmasa dahi- odun ve kömürün saklanmasının câiz olduğuna delil vardır. Bu da kişinin maslahatının gereklerinden, ihtiyaç duyacağı vakit kendisini ihtiyaçtan kurtaracak hususlardandır. Bunlar da aklın, ihtiyaç duymadan önce kazanılmalarını gerekli gördüğü hususlar arasındadır. Böylelikle daha ucuz bir yolla elde edilebilsin ve bulunabilme imkanının daha yüksek olduğu zamanlarda temini sözkonusu olsun. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da kendi kazancından ve malından olmak üzere, temel gıdalarını, genel olarak bulundukları zamanlarda alır ve saklardı. Herşey de buna göre açıklanır. İbn Abbâs da bu hususu şu sözleriyle açıklamıştır: Biz, bir keresteyi alır ve bunu üç zira boyunda yahut daha kısa olarak keser, kış için bunu saklardık ve biz buna "el-kasar" ismini verirdik Bk. Buhârî, IV, 1879, Bu hususla en sahih görüş budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

34 ﴿