46Onların onu görecekleri gün, (günün) bir akşamından veya kuşluğundan başka durmamışlar gibi gelecek onlara. "Onların onu" kâfirlerin kıyâmeti "görecekleri gün" dünyalarında "bir" günün "akşamından" bir akşam vakti kadarından "veya kuşluğundan" yahut o akşamdan sonra gelen bir kuşluk vakti kadarından "başka durmamışlar gibi gelecek onlara." Âyetten maksat, dünya süresinin azlığına dikkat çekmektir. Nitekim yüce Allah, bir başka yerde: "...sanki yalnızca bir gündüzün bir saati kadar kalmışlar gibi gelecek onlara" (el-Ahkaf, 46/35) diye buyurmaktadır. ed-Dahhak, İbn Abbâs'dan şöyle dediğini rivâyet etmiştir: Onlar kıyâmeti görecekleri gün, sadece bir gün kalmışlar gibi gelecek onlara. Şöyle de açıklanmıştır: Kabirlerinde; "bir akşamdan veya kuşluğundan başka durmamışlar gibi gelecek onlara." Çünkü onlar, görecekleri dehşetlerden ötürü kabirlerinde kaldıkları süreyi çok kısa bulacaklar. " el-Ferrâ' dedi ki: Bir kimse: Akşamın kuşluğu olur mu, diye sorabilir. Çünkü kuşluk ancak gündüzün ilk vakitlerindedir. Fakat burada "kuşluk" akşama izafe edilmiştir. Bu da Arapların adetinde bu vaktin içinde bulunduğu gün(e nisbet edilir.) Onlar şöyle derler: Ben sana sabah veya onun (o sabahın) akşamı geleceğim" ve: Sana akşam ya da onun (o akşamın) sabahı geleceğim" denir. Bu durumda "akşam" günün son bölümü anlamında; "sabah" da günün başı anlamındadır. (el-Ferrâ'') dedi ki: Ukayloğullarından birisi de bana şu mısraları okudu: "Biz Âmir (oğulları)na sabahleyin yurtlarında baskın yaptık. Çıplak atlarımızla günün iki tarafında koşarak Ayın akşam vakti (doğması) ya da kaybolması zamanında" Şair burada, hilalin akşam vakti doğması ya da akşam vakti gözükmemesi zamanlarını kastetmiştir. Bu tabir; Sana sabahleyin ya da onun akşamı geleceğim" ifadesinden daha doğrudur. (en-Nâzîât Sûresi'nin tefsiri burada sona ermektedir. Allah'a hamd olsun). |
﴾ 46 ﴿