11Bununla beraber Rabbinin nimetini anlat! 4- Rabbinin Nimetini Anlatmak: "Bununla beraber Rabbinin nimetini anlat" âyetine gelince, Allah'ın sana vermiş olduğu nimeti şükür ve övgü ile yay, demektir. Allah'ın nimetlerini anlatıp, onları itiraf etmek bir şükürdür. İbn Ebî Necih, Mücahid'den: "Rabbinin nimeti", Kur'ân demektir; yine ondan peygamberlik demektir, dediği de nakledilmiştir. Yani Rasûl olarak seninle gönderilenleri tebiiğ et! Hitab Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a olmakla birlikte, hüküm umumi olup, hem onu, hem başkasını kapsar. el-Hasen b. Ali (radıyallahü anhüma)'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Bir hayır elde eder, yahut bir hayır İşlersen güvendiğin kardeşlerine onu anlat! Amr b. Meymun'dan dedi ki: Kişi kardeşlerinden güvendiği kimseler ile karşılaştığı vakit ona: Dün, yüce Allah, bana şu kadar şu kadar namaz kılmayı nasib etti, de. Ebû Firas Abdullah b. Galib sabah oldu mu şöyle dermiş: Dün Allah bana şunu ihsan etti, şunu okudum, şu kadar namaz kıldım, Allah'ı şu kadar zikrettim, şunları yaptım. Biz ona: Ey Ebû Firas senin gibi böyle bir şeyi söylememeli, dedik. O şu cevabı verdi: Yüce Allah: "Bununla beraber Rabbinin nimetini anlat!" diye buyuruyor, siz ise: Allah'ın nimetlerini anlatma, diyorsunuz. Buna yakın bir rivâyet Eyub es-Sahtiyânî ve Ebû Recâ el-Utaridi (radıyallahü anhüm)'dan da nakledilmiştir. Bekr b. Abdullah el-Müzeni dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Her kime bir hayır verilir de, o (hayrın izleri) onun üzerinde görülmezse, o kimse: Allah'a buğzeden, Allah'ın nimetlerine düşmanlık eden kimse, diye adlandırılır eş-Şa'bi, Numan b. Beşir'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Aza karşı şükretmeyen kimse, çoğa karşı da şükretmez. İnsanlara teşekkür etmeyen kimse Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerini anlatmak bir şükürdür, bunu terketmek ise bir küfür (nankörlük)dür. Cemaat rahmettir, ayrılık ise azapdır." Müsned, IV- 278, 375; Bezzar, Müsned, VIII, 226; Heysemî, Mecma', V, 217, VIII, 182. Nesâî, Malik b. Nadla el-Cüşemi'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda oturuyordum. Üzerimdeki elbiselerin eski püskü olduğunu görünce şöyle dedi: "Senin malın var mı?" Ben: Evet ey Allah'ın Rasûlü, her çeşidinden, dedim. "Allah sana bir mal vermiş ise, onun izi senin üzerinde görülmelidir" diye buyurdu. Nesâî, VIII, 1H0, İSİ; Tirmizî, IV, 364; Ebû Davud, IV. 51; Müsned, III, 473, IV. 137. (4) Taberani Ebû Said el-Hudri, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: "Şüphesiz Allah güzeldir, güzelliği sever ve o kulunun üzerinde nimetinin izlerini görmeyi sever." Taberani , Evsat, V, 61-62 (tim Ömer'den) 5- Duha Sûresi'nden İtibaren Sûrelerin Sonunda Tekbir Getirmek: el-Bezzi'nin, İbn Kesîr'den rivâyetine göre Kur'ân okuyan kimse "Duha" Sûresi'nin sonuna vardı mı, herbir sûreden sonra Kur'ân'ı hatmedinceye kadar tekbir getirir ve bu tekbiri sûrenin sonu ile bitişik olarak söylemez. Sûre ile tekbir arasını bir sekte ile ayırır. Tekbir getireceğine dair görüş, Mücahid tarafından, İbn Abbâs'tan diye de rivâyet edilmiştir. Sanki bu şöyle bir anlam taşır gibidir: Vahyin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a gelmesi bir kaç gün gecikince müşriklerden birtakım kimseler arkadaşı onu bıraktı, terketti ve ona darıldı, dediler. Bunun üzerine bu sûre nazil oldu, Peygamber de "Allahuekber" dedi. Mücahid dedi ki: Ben İbn Abbâs'a (Kur'ân) okudum, bana bunu (tekbir getirmeyi) emretti ve bunu bana Ubey'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan rivâyet ettiği haberini verdi. Fakat diğer kıraat İmâmlarının kıraatinde tekbir getirilmez. Çünkü bu Kur'ân'da fazlalık yapmaya doğru götüren bir yoldur. Derim ki; Kuran sûreleri, âyetleri ve harfleriyle mütevatir nakil ile sabit olmuştur. Onda fazlalık ve eksiklik yoktur. Buna göre tekbir Kur'ân'dan değildir. Mushaflarda mushafın hattı ile yazılan; "bismillahirrahmanirrahim" Kur'ân olmadığına göre, hiç yazılı olmayan tekbir, nasıl Kur'ân olarak algılanabilir. Ama bu ahad nakille sabit olmuş bir sünnet olduğundan İbn Kesîr bunu müstehab kabul etmiştir. Yoksa bunu terk edenin hata işlemiş olduğunu kabul edecek şekilde vacib görmüş değildir. Hafız Hakim Ebû Abdillah Muhammed b. Abdillah, Buhârî ve Müslim'e hazırladığı "el-Müstedrek" adlı eserinde şunu zikretmektedir: Mekke'de Mescid-i Haram'da İmâmlık yapan mukri' (Kur'ân o kutucusu) Ebû Yahya Muhammed b. Abdillah b. Muhammed b. Abdillah b. Yezid anlattı dedi ki: Bize Ebû Abdillah Muhammed b. Ali b. Zeyd es-Saığ anlattı dedi ki: Bize Ahmed b. Muhammed b. el-Kasım b. Ebi Bezze anlattı: İkrime b. Süleyman'ı şöyle derken dinledim: Ben İsmail b. Abdullah b. Kustantin’e (Kur'ân'ı) okudum. "Ve'd-Duha"ya varınca, bana her sûrenin sonunda Kur'ân'ı hatmedinceye kadar tekbir getir, dedi. Çünkü ben Abdullah b. Kesir'e (Kur'ân'ı) okudum. "Ve’d-Duha"ya gelince, hatim edinceye kadar tekbir getir dedi. Ona da Abdullah b. Kesir haber verdiğine göre o, Mücahid'e Kur'ân'ı okumuş, Mücahid'in de ona haber verdiğine göre İbn Abbâs kendisine bunu emretmiş. İbn Abbâs'ın kendisine haber verdiğine göre Ubeyy b. Ka'b kendisine böyle yapmayı emretmiş. Ubeyy b. Ka'b'in ona haber verdiğine göre de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona bunu emretmiş. Bu sahih bir hadis olmakla birlikte Buhârî ve Müslim bunu (kitaplarında) rivâyet etmemişlerdir. Hâkim, Müstedrek, III, 344 (Duha Sûresi burada sona ermektedir. Allah'a hamd olsun). |
﴾ 11 ﴿