4Derken orada toz çıkaranlara, Bununla baskın yaptığı yerde oldukça hızlı koşmalarından ötürü toz çıkartan allıları kastetmektedir. Abdullah b. Revaha dedi ki: "Ölsün bütün çocuklarım eğer görmezseniz atlarımızı Keda dağının her iki yanından tozları dumana kattıklarını." " Orada" lâfzındaki zamir "yer"mc yahutta baskının gerçekleştiği mekana racidir. Anlam bilindiği takdirde daha önce kendisinden açıkça sözedilmemiş isimlere zamir gönderilebilir. Nitekim yüce Allah: "Nihayet o perde arkasına girince" (Sad, 38/32) âyetinde de böyledir. Âyet; "derken onunla" yani koşmakla "toz çıkaranlara" anlamındadır, diye de açıklanmıştır. Zaten "koşmak"dan daha önce sözedîlmiş bulunuyor. (Dolayısıyla bu zamir ona gönderilmiş olmaktadır.) "Toz" anlamı verilen; 'in Müzdelife ile Mina arasındaki yerin ismi olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı Muhammed b. Ka'b el-Kurazi yapmıştır. Vadiye giden yol olduğu da söylenmiştir. Belki de "zamir' bu yerden çıkartılan toza racidir. es-Sıhah'in şöyle denilmektedir: " Toz" demek olup, çoğulu; ...diye gelir. Bu kelime "suyun biriktirildiği yer" anlamına da gelir. Kuyuda biriken suya da bu isim verilir. Hadiste de: "Kuyuda biriken suyun başkası tarafından alınmasını yasakladı" anlamında; denilmiştir İbn Hibban, Sahih, XI, 331; İbn Mace, II, 828 (az lafzi farkla), Müsned, VI, 139-268. "Suyun biriktiği karabataklık yer" anlamına da gelir. Çoğulu; şekillerinde gelir. " Deniz" lâfzının çoğulunun; diye gelmesi gibi. Derim ki: Bu lâfız hazan sesi yükseltmek anlamına da gelir. Nitekim Ömer (radıyallahü anh)'a: Kadınlar biraraya gelmiş, Halid b. el-Velid için ağlıyor, denildiğinde önün: "Muğireoğulları kadınlarının Ebû Süleyman'ın ölümü için oturup ağlarken gözyaşlarını akıtmalarında herhangi bir “nak” ve uğultu olmadıkça onlar için bir sorumluluk olmaz" şeklindeki ifadesinde de bu anlamdadır. Ebû Ubeyde dedi ki: "Nak"' ile kasıt, sesin yükseltilmesidir. Ben ilim ehlinin çoğunluğunun bu görüşte olduklarını gördüm. Lebid'in şu beyitinde de bu anlamdadır: "Her ne zaman (savaş için) samimi bir feryad duyacak olurlarsa Sesi soluğu olan herşeyi o savaş için toplarlar." el-Kisaî dedi ki: Ömer (radıyallahü anh)'ın "ses yükselmesi ve uğultu olmadıkça" ifadesindeki (ses yükselmesi anlamı verilen): aslında -matem zamanlarında- yemek yapmak demektir. Bu anlamda: " Matemde yemek yaptım, yaparım" denilir. (Ancak) Ebû Ubeyd dedi ki: (el-Kisaî) burada bu kelimenin anlamına geldiği kanaatindedir. Halbuki onun dışındaki diğer ilim adamlarına göre bu yolculuktan gelme sırasında yapılan yemektir. Matem sırasında yapılan yemek değildir. Kimi ilim adamı şöyle demiştir: Ömer: " Ses yükselmesi" ifadesiyle başın üzerine toprak koymayı (bir nevi dövünme) kastetmiştir. Bu açıklamayı yapanlar bu lâfzın toz anlamına geldiği kanaatindedirler. Ancak Ömer'in bu anlamı kastettiğini ve onların böyle bir iş yapacaklarından korkmuş olduğunu zannetmiyorum. O onların (oturmalarını isteyip) ayakta durmalarını hoş karşılamamışken, nasıl olur da bu derece ileri bir davranışı yapacaklarından korkabilir. O: "Onlar otururken gözyaşlarını dökmelerinde... (bir mahzur yoktur)" demiştir. Kimisi de bu lâfzın yakaları yırtmak anlamında olduğunu söylemiştir ki; ben böyle bir anlamın bununla alakasının ne olduğunu bilmiyorum ve anlayamıyorum. Bana göre bu lâfız bu rivâyette sadece "yüksek ses" anlamındadır. (Ömer -radıyallahü anh- ın kullandığı) diğer lâfız olan: "Uğultu" ise "yüksek şiddetli ses" demektir. Bu hususta herhangi bir görüş ayrılığını işitmiş değilim. Ebû Hayve "toz çıkaranlar" (lâfzını) şeddeli olarak; diye okumuştur ki; "bunun izinin görülmesini sağlarlar" demektir. Bunu şeddesiz okuyanların bu okuyuşu ise karıştırmayı anlatmak üzere kullanılan; fiilinden gelmektedir ki: "Onlar yeri sürüp altüst ettiler." (er-Rum, 30/9) âyetinde de bu kökten (gelen lâfız kullanılmış)dır. |
﴾ 4 ﴿