109

Binasını, Allah'ın emir ve yasaklarını uygulamak üzere takva ve Allah'ın rızasını elde etme temelleri üzerine yükseltenler mi daha hayırlı, yoksa yapısını her an yıkılabilecek bir kenarında kaygan zemin üzerinde inşa ederek, sonra da onunla beraber kendisi de yuvarlarııp cehennem ateşine giden mi? Bu ikisi hiç bir olabilirler mi? Allah, bozgunculuk çıkararak hak yolunu tıkayan kâfirler toplumunu doğru yola muvaffak kılmaz.

Binasını, Allah'ın emir ve yasaklarını uygulamak üzere takva ve Allah'ın rızasını elde etme temelleri üzerine yükseltenler mi daha hayırlı, yoksa yapısını her an yıkılabilecek bir kenarında kaygan zemin üzerinde inşa ederek, sonra da onunla beraber kendisi de yuvarlarııp cehennem ateşine giden mi? Bu ikisi hiçbir olabilirler mi?” Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

Burada, (.......) kavli, inşa edeceği, bina edeceği şeyin temellerini...koymak mı..” demektir.

(.......) kavli ise, cevabına yer verilmeksizin neticesi belli olan kesin bir sorudur. Çünkü bunun cevabı gayet açık ve nettir. Uçurum kenannda ve kaygan zemin üzerinde inşa edilen binanın sonucu bellidir. Bunun manası şu demektir:

Dininin temellerini sağlam esaslar üzerine kuran mı daha hayırlıdır? Yoksa dininin temelini, temellerin en zayıfı olan bir temel üzerine kurmak mı -ki bu da bâtıla bağlanmak ve nifak çıkarmak, münâfıklıktır- daha hayırlı?

Dikkat edilirse burada bâtıl ile münâfıklık bir uçurum kenannda bulunan kaygan ve hep heyeları hâlinde olan bir zemine benzetilmiştir. Burada yarın ya da uçurumun kenan takvaya karşıt olarak gösterilmiştir. Çünkü bu mecâzî manada takvaya zıt olan şeyler için kullanılmıştır.

Burada, (.......) kenar, kıyı ve uç manalarına gelir. (.......) ise, su ve seller tarafından sürekli olarak altı oyularak boşaları, yıkılmaya doğru her gün kayan ve şekilde kalan yer ya da zemin demektir. Âyette geçen, (.......) kelimesi ise, yıkılmaya, çökmeye ve parçalanmaya her an için yüz tutmuş yer demektir. Buradaki (.......) kavli (.......) kalıbında bir kelimedir. (.......) kelimesinden kısaltılmış şeklidir.

Meselâ: (.......) kelimesinden (.......) kelimesi gibi. Ancak bu kelimede bulunan elif harfi, fâil (ism-i fâil) elifi değildir. Ancak bu kelimesin bünyesinde var olan bir elif harfidir. Kelimenin aslı, (.......) dir. Buradaki vav harfi harekeli olduğundan ve makabli yani kendisinden önceki harfin harekesi de meftuh olduğundan vav harfi elif harfine dönüştürüldü ve kelime, (.......) şeklini aldı. Dolayısıyla bu kelimeden daha çok ve daha net bir dil ile durumu anlatan daha mübalağalı bir kelime görülemez. Batılın gerçekten ne olup olmadığını ve bu işin mahiyetini, künhünü bundan daha açık ifade eden bir ifade de görülemez.

(.......) ile (.......) kavli Şam kırâat okulu mensuplarıyla Nâfi'tarafından meçhul olarak elif harfinin zamme harekesi ve sin harfinin de kesre harekesiyle, her ikisinde de (.......) olarak okunmuştur. Yine, (.......) kelimesi de, İbn Âmir, Hamza ve Yahya tarafından cezimli olarak, (.......) şeklinde okunmuştur. Diğer taraftan kırâat imâmlarından Ebû Amr, bir rivâyete göre Hamza ve bir de Yahya, (.......) kelimesini imaleli olarak okumuşlardır.

(.......)

Yani bâtıl onu da beraberinde alıp cehennem ateşine yuvarladı, savurup götürdü. Mademki kaygan zemin, yar veya uçurum mecâzî manada bâtıl anlamında kullanılmıştır, dolayısıyla mecâz tercih olunmuştur.

Bunun için de, “İnhiyar” lâfzı yani, (.......) kelimesi getirilmiştir ki bu, oyuk için, yar ve uçurum için yerinde bir ifadedir. Düşünülsün bir kez, batılı seçmiş olan bir kimse sanki binasının, dayandığı inançlarının temellerini cehennem vadilerinden, uçurumlarından birinin kenarında kurmuş gibidir. İşte kaygan zemin üzerinde kurulmuş olan bu bâtıl bina yıkılırken onu da beraber yuvarlandığı çukura savurup götürüyor, demektir. Böylece o binanın içinde ki de beraber cehennem ateşi çukuruna yuvarlarııp gidecektir.

Hazret-i Cabir İbn Abdullah: “Dırar mescidi yıkılıp yakıldığı sırada ondan dumanların yükseldiğini gördüm” diyor.

Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” Onların münâfıklık etmelerine karşılık cezâ olarak Allah, onları hayra, iyiliğe muvaffak kılmaz.

109 ﴿