117Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü o, onlara karşı çok şefkatli, pek merhemetlidir. “Andolsun ki Allah peygamberini affetti.” Yani, savaştan geri kalmak isteyen münâfıklara geri kalmaları için izin veren peygamberini bağışladı. Çünkü yüce Allah peygamberi için: “Ey Peygamber! Allah seni bağışlasın!” (Tevbe,43) buyurmuştur. “Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Burada, Muhacir ve Ensar ifadesiyle mü’minler tevbe etmeye teşvik olunmaktalar. Çünkü hiçbir mü’min yoktur ki affa ve mağfiret dilenmeye ihtiyacı olmasın. Hepsi de buna muhtaçtırlar. Bunun için tevbeye teşvik edilmekteler. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisi, muhacir ve Ensar bile buna muhtaçtırlar. Ki bu kimseler kendisine zorluk, sıkıntı ve güçlük anında hep yardımcı olmuşlar, yanında yer almışlardır. Âyete geçen, (.......) yani güçlük zamanında, sıkıntı vaktinde ifadesiyle belirtilmek istenen şey, Tebük seferi sırasında, demektir. Mana şöyledir: “Tebük savaşı zamanında..” Burada geçen, (.......) kelimesiyle mutlak zaman ifade edilmektedir. Çünkü kelime bu manada kullanılmaktadır. Çünkü öyle sıkıntılı ve dar bir durumda idiler ki, sefere giderlerken çoğunun biniti yoktu, on kişiye bir tek deve düşüyordu. Yol azığına gelince, hepsi de kurtlanmış, kelebeklenmiş hurmalardan, güve tarafından yenmiş arpa ekmeğinden ve kokmuş yağdan ibâret bulunuyordu. Sıkıntı öyle bir noktaya gelmiş ti ki, yiyecek bir şey bulamadıklarından bir hurma iki kişi arasında paylaştırılıyordu. Çoğu zaman da o hurmayı aralarında dolaştırıp üzerine su içmek için ağızlarında emiyorlardı. Su bakımından da sıkıntı çekiyorlardı. Hatta deve kesip, o devenin işkembesinden çıkan şeyleri sıkarak, ondan çıkan suyu içerlerdi. Mevsim bakımından da sıkıntı çekiyorlardı, çünkü mevsim sıcaklarının en şiddetli olduğu bir zamanda yola çıkmışlardı. Bir de bunlara bağlı olarak kıtlık ve kuraklık yaşanıyordu. (.......) Yani tam de imanda sebat etmekten kalpleri kaymaya yüz tuttuğu bir sırada, demektir. Ya da bu gazvede Resûlüllahne uyma ve onunla beraber savaşa çıkma noktasında kalpleri kaymak üzere iken... anlamındadır. Burada, (.......) kelimesinde şan zamîr durumu vardır. Bundan sonra gelen cümle mahallen mensûb olarak gelmiştir. Meselâ; (.......) Yani, “Allah'ın yarattıkları onun gibi değildir” cümlesi gibi ki bu, (.......) yani, “Allah'ın yarattıklarının durumu onun gibi değildir” demektir. Âyetteki, (.......) fiili, Mûsannif tarafından asıl nüshada, “T” harfiyle, (.......) olarak belirtilmiştir. Bu ise Kisâî'nin, İbn Âmir'in, Ebû Amr'ın, İbn Kesîr'in ve Nâfi'in kırâatidir İlk okuyuş yani (.......) kırâati ise Hamza ile Hafs’ın kırâatidir. “Evet tevbelerini kabul edip onları affetti.” Bu cümle öncekilerini tekit ve pekiştirmek için tekrar olunmuştur. “Çünkü O çok şefkatli onlara karşı pek merhametlidir.” |
﴾ 117 ﴿