27Kavminden önde gelen tanınmış kâfirler dediler ki: “Biz seni bizim gibi bir insan olarak görüyoruz, aramızdan sana uyduklarını gördüklerimiz, bizim aşağılık, basit düşünceli tabakamızdan olanlardan başkalan depdir. Kaldı ki sizin bize karşı bir üstünlüğünüzün olduğunu da görmüyoruz. Aksine biz, sizin söylediklerinizde yalancılardan olduğunuzu samyoruz. “Kavminden önde gelen tanınmış kâfirler dediler ki:” Burada, (.......) kelimesiyle murad olunan kimseler, toplumundan önde gelen, o toplumun tanınmış kimseleridir. Çünkü bunlar toplumun gönlünde bir ürperti, heybet ve korku oluşturuyorlardı. Bulundukları meclislerde ise orada bir ağırlık, bir baskı hissettirirleri toplum üzerinde bir baskı havası sağlarlardı, görkemleri vardı. Ya da bunlar, halk tarafından aklı başında ve isabetli karar sâhibi kimseler olarak bilinmeleri sebebiyle halkın gözünü bu manada dolduruyorlardı. “Biz seni peygamber değil, sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz,” Böyle söylemekle, peygamber olarak gelenin ya bir kral veya bir melek olması gerekirdi. Sıradan birinin olmaması icabederdi, demek istiyorlardı. “Aramızdan sana uyduklarını gördüklerimiz, bizim aşağılık, basit düşünceli tabakamızdan olanlardan başkalan değildir.” Burada geçen, (.......) kavli, (.......) kelimesinin çoğuludur ve “bizim aşağılık kimselerimiz, alt tabakamızdan olan kimseler” gibi manalara gelir. Kırâat imâmlarından Ebû Artır, (.......) kelimesini, hemze harfiyle, (.......) olarak okumuştur. Diğer imâmlar ise âyette görüldüğü gibi okumuşlardır. Yine âyette geçen, (.......) kelimesini de hemzesiz olarak Ebû Amr, (.......) tarzında okumuştur. Yani, “Bu gibileri daha ilerisi ne olacak düşünmeden hemen ilk başta sana tabi oluyorlar, ya da daha baştan düşüncelerini açıklıyorlar, gibi bir mana taşır. Bu kelime, (.......) kökünden alınmadır. Bu ise, ortaya çıkmak, meydana çıkmaz manasınadır. Ya da bu kelime, (.......) fiilinden alınmadır. Bir şeyi ilk önce yapmak demektir. Bu (.......) kelimesinin mensûb olması ise zarf olması sebebiyledir. Bunun aslı şöyledir: “Onların düşüncelerinin, karararlarının ortaya çıktığı an.” Ya da, “Düşüncelerin ilki...” Bu hazfedildiğinden, bunun yerine muzâfun iley geçmiş bulunmaktadır. Bununla şunu demek istediler: “O kimselerin sana tabi olmaları, kendilerinin bu işin ilerisini ve geleceğini hiç düşünmeden hemen teklif edileni kabul edivermeleridir. Eğer düşünselerdi zaten sana uymazlardı.” Bir de bunların, inanan kimseleri aşağılamaları, basit görmeleri, sırf fakir ve yoksul olmaları ve bir de dünyalık bakımından onlardan geride bulunmaları sebebiyledir. Çünkü bunlar câhil, bilgisiz kimselerdir. Bunlar dünya hayatının şu görünen hâlinden başka bir şeyi görmektan başka bir şey bilmezler. Bunlara göre değerli ve soylu insan, varlıklı, makam ve mevkii bulunan kimse demektir. Nitekim güya Müslüman olduklarını ileri süren bir çok kimseler de böyle inanıyor ve böyle hareket ediyorlar. Hatta insanlara değer verirlerken veya onları basit kabul ederlerken hep bu ölçülere göre hareket ediyorlar. Hatta bunlardan öyleleri de vardır ki, bu dünya sarhoşluğu akıllarını başlarından aldığından şöyle inanmaktadırlar: “Dünya hayatında ilerlemenin kimseyi Allah'a yaklaştırmayacağını, belki de sizi bu hâlinizle Allah'tan uzaklaştıracağını, onu yükseltmek değil belki de alçaltacağım hiç mi hiç düşünmüyorlar, akıllarına bile getirmiyorlar.” “Kaldı ki sizin bize karşı bir üstünlüğünüzün olduğunu da görmüyoruz.” Mal varlığı ve düşünce, görüş bakımından.. Bu söyledikleriyle Hazret-i Nûh ve ona îman edenleri kasdediyorlardı. “Aksine biz, sizin söylediklerinizde yalancılardan olduğunuzu sanıyoruz.” Yani daveti konusunda Nûh'u, ona uyma ve onu tasdik etme konusunda da tabilerini yalancı kimselerden olduklarını sanıyoruz. Yani sizler davet ve icabet konusunda aranızda ittifak edip anlaştınız. Çünkü bu, riyâsete, baş olmaya giden bir sebep ve bir yoldur. |
﴾ 27 ﴿