46Allah buyurdu ki: “Ey Nûh! Senin o oğlun senin kurtuları aile bireylerinden değildi. Çünkü kötü bir iş yapmıştı. Hakkında bilgi sâhibi olmadığın bir şeyi benden isteme! Ben senin câhillerden olmamanı öğütlüyorum. “Ey Nûh! Senin o oğlun senin kurtuları aile bireylerinden değildi.” Bundan sonra yüce Allah onun neden kendisini aile bireylerinden olmadığını şöyle açıklıyor: “Çünkü o sana îman etmemiş, kötü bir iş yapmış, küfrü seçmişti.” İşte âyetin bu kısmından şunu öğrenmekteyiz. Dini karabet yani yakınlık, nesep yani soy yakınlığından daha üstün ve daha baskındır, burada bu gerçek bildirilmektedir. Çünkü senin dini bakımdan en yakının, sen Kureyşli, ötekisi de Habeşli yani yabancı, soyundan bir olmasa da inancın bakımından sana bağlı ve seninle beraber olandır. Senin dininden olmayana gelince bu, senin en yakın akraban, kendi öz soyundan bile olsa, o senden en uzak olan kimsedir, uzaktan ve yakından dinin açısından seninle bir yakınlığı kalmamıştır. Âyette, “O kötü bir iştir” diye bizzat o kişinin kendisinin kötü olduğunun vurgulanması, onu daha fazla yermek, üzerinde bulunduğu inanç bakımından değer verilemesi, sahip çıkılmaması gerektiğini ortaya koymak içindir. Nitekim Şâire Hansa'nm şiirinde yer alan: (.......) dizesindeki (.......) ve (.......) gibi- Bu şiirde yavrusunu yitiren bir devenin hâli sanki ikbal ve idbarın bizzat kendisi imiş gibi bir ifade ile nasıl aktanlıyorsa, Nûh'un oğlunun kendisi, zâtı da, (.......) kavliyle anlatılmıştır. Ya da bu-, “O şu iş sâhibidir” takdirindedir. Dolayısıyla âyet, “Ancak Nûh'un ailesinden salah sâhibi olanları kurtaracağını” zikrediyor. Yoksa salah sâhibi olmasalar bile ailesinden olan herkesi kurtaracağım anlamında değildir. Dolayısıyla oğlunun salah ehli, îman ehli biri olmadığı anlaşılınca doğal olarak Hazret-i Nûh'un onun babası olmasının da kendisine bir yaran yoktur. Kırâat imâmlarından Ali Kisâî, (.......) kavlini, (.......) diye okumuştur. Şeyh Ebû Mansûr Mâturîdî diyor ki: “Hazret-i Nûh, oğlunun îman sâhibi olduğunu biliyordu, çünkü oğlu münâfıkça hareket ediyor, iki yüzlülük ederek inanmış gibi gözüküyordu. Böylece oğlunun mü’min olduğu kanaatine sahipti. Yoksa Hazret-i Nûh'un bile bile: Oğlum benim ailemdendir'diye söylemez ve onunu kurtuluşunu istemezdi. Nitekim benzeri bir istek sebebiyle buna ilişkin bir yasak uyansı gelmişti, yüce Allah ona şöyle buyurmuştu: “Küfrü seçenlerin bağışlanması için benden af dileme. Çünkü onlar kesin olarak tufan cezâsıyla boğulacaklardır.” (Hûd, 37) Hazret-i Nûh'un böyle bir istekte bulunması ve dua etmesi, onun kendi zahiri görünürdeki bilgisine dayanarak hareket etmesiydi, yoksa bilerek değildi. Nitekim münâfık olan kimseler bizim Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e görünürde inandıklarını söyleyip öyle bir görüntü sergiledikleri hâlde, aksi olan inançlarını ise gizli tutuyorlardı. Yüce Allah onların bu durumlarını kendisine bildirene kadar, o bunlardan habersiz bulunuyordu.” (.......) kavli ise, şu manayadır; O “senin kendilerine kurtuluş vadinde bulunduklarından değildir. Senin kendilerine necat yani kurtuluş vadinde bulundukların ise hem gizlide ve hem açıkta gerçek anlamda mü’min olanlardır. “Öyleyse hakkında bilgi sâhibi olmadığın bir şeyi benden isteme!” Yani hakkında bir şey istemenin câiz olup olmadığını bilmediğin bir şeyi isteme, demektir. Burada geçen, (.......) kelimesinde sadece sondaki kesre ile yetinildiğinden Kûfe kırâat okulu mensupları “Y” harfine gerek duymadan, (.......) olarak okumuşlardır. Ancak Basra kırâat okulu mensupları ise, “Y” harfiyle, (.......) olarak okumuşlardır. Medine kırâat okulu mensupları aynı kelimeyi, (.......) olarak okumuşlardır. Şam kırâat okulu mensupları ise, (.......) olarak okumuşlardır. Yani burada Y hazfedilmiş ve sadece nun harfinin kesresiyle yetinilmiştir. Mekke kırâat okulu mensupları ise sadece nun harfinin şeddesi ve fethiyle, (.......) olarak okumuşlardır. “Bilmediğin bir şeyi istemeye kalkışmakla ben senin câhillerden olmamanı öğütlüyorum.” Bu uyan tıpkı bizim peygamberimizin de yüce Allah tarafından şu kavliyle uyanlmasma benzemektedir: “O hâlde sakın kendini bilmezlerden olma!” (En'am,35) |
﴾ 46 ﴿