13

Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile teşbih eder. Melekler de O'nun heybetinden'dolayı teşbih ederler. Ve Allah yıldmmlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Halbuki o yalanlayanlar da Allah hakkında mücâdele edip dururlar. Ve O, azâbı pek şiddetli olandır.

Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile teşbih eder.” Bu şöyle tefsir edilmiştir: Yağmur beklentisi içerisinde bulunan kullar, gök gürültüsünü duyunca Allah'ı teşbih ederler.

Yani Sübhanellah, elhamdülillah diye seslerini yükseltirler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) den yapılan rivâyete göre şöyle buyurmuşlardır:

“Ra'd, bulutlar üzerinde onlardan sorumlu bir melektir. Yanlarında ateşten kamçıları ya da aletleri vardır, onunla bulutları sevkederler, istenilen tarafa yöneltirler.”

Duyuları ses ise, ulaştırılması gereken noktaya kadar meleğin bulutları sesli bir şekilde hareket ettirmesidir.

Melekler de O'nun heybetinden dolayı teşbih ederler.” Melekler de onun heybetinden, azametinden dolayı teşbih ederler.

Ve Allah, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar.” Saika; gökten düşen ateş, demektir.

Yüce Allah, her şeyde geçerli ve etkin olan ilmini, katında açık ve gizli her şeyin eşit olduğunu, her şey üzerinde açık, kesin ve etkin olan kudretini ve bir tek olduğunu yani vahdaniyetini gösteren delilleri sunduktan sonra, devamında şöyle buyurmaktadır:

Halbuki o yalanlayanlar -Resûlüllahnü yalanlayanlar- da, Allah hakkında mücâdele edip dururlar.” Öyle ki inkârcılar, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in anlattığı ve tanıttığı şekilde Allah'ın ölümden sonra varlıkları diriltmeye kâdir olduğunu ve yaratılanları tekrar iade edeceğini bütün gerçeklere rağmen inkâr etmeye devam ederler de: “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” (Yasin,78) diye alay edip inkâr ederler. Allah'a ortaklar koşmakla O'nun birliğini ve vahdaniyetini reddederler. Bazı cisimleri, Meselâ melekler Allah'ın kızlarıdırlar, gibisinden şeyleri ona ortak kabul ederler. Ya da buradaki “vav” harfi hâl içindir.

Yani mana şöyledir: “Onlar mücadele edip dururlarken Allah onlarla dilediğini çarpar.” Bunun sebebi şöyle bir olaydır. Lebid b. Rebia el-Amir'in kardeşi Erbed Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanma Amir b. Tufeyl ile birlikte Hazret-i Peygamberi öldürmek üzere gelmişlerdi. İşte bunun üzerine yüce Allah Amir'i deve vebası ile en alçak bir kabile olan Selul kabilesi arasında gebertti, Erbed üzerine de bir yıldınm gönderip onu da yıldırm çarpmasıyla helâk etti. Bu adam Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Bize Rabbimizden öğren de haber ver, o yıldırım bakırdan mı yoksa demirden mi?” diye alaycı bir ifade kullanmıştı. İşte Allah onu böylece yıldırımla ortadan kaldırdı.

Ve O, azâbı pek şiddetli olandır.” Burada geçen, (.......) kelimesi Mumahale demek olup tuzakları, düzenleri, hileleri ve alay etmeleri pek şiddetli ve pek çetin olan anlamındadır. Meselâ birine karşı içinden çıkılamaz bir tuzak kuran, başına çorap ören ve o konuda son derece çaba gösteren için, “Temahhale li keza” denir ki, bu manayadır. Aynı şekilde, “Mehale bi fulanın” denilir ki bu ona tuzak kurdu ve onu sultana jurnalladı, demektir. Dolayısıyla bunun manası şöyle olmaktadır: “O Allah, düşmanlarının hiç hesap edemedikleri, düşünemedikleri yerlerden onlara en şiddetli ve en anlaşılmaz tuzaklar ve hileler kurarak kendilerini ortadan kaldırır.”

13 ﴿