50Ey Peygamber! Ücretlerini (mehirlerini) verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan (cariye)leri, seninle beraber göç eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı ve teyze kızlarını sana helâl kıldık. Bir de kendisini (mehirsiz) olarak peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almayı dilediği mü'min kadını, diğer mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Biz hanımları ve elleri altında bulunan (cariyeleri) hakkında mü'minlere neyi farz kıldığımızı bildirdik ki, sana bir zorluk olmasın. Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. “Ücretlerini...” yani mehirlerini, demektir. Çünkü mehir, cinsel organ için verilen ücrettir. Bu sebeple Kerhî: “Kira lafzıyla söylenen nikah, câizdir” der. Biz de deriz ki: “Ebedilik nikahın sarandandır. Belirli bir zamana aitlik de kiranın şartlarındandır. İkisi arasında da tezat vardır.” Onun verilmesi, peşinen verilmesidir. Ya da onun belirlenmesi ve akit esnasında zikredilmesidir. Allah'ın (celle celâlühü), ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeler, Safıyye ve Cuveyriyye (r.anhüm) dir. İkisini de azad etti ve onlarla evlendi. “Seninle beraber göç eden... “yani, seninle birlikte ve seninle birlikte olmadığı hâlde göç edenler, demektir. Bilâkis hicret, tek başına yeterlidir. “Süleymanla birlikte Müslüman oldum.” Neml, 44. âyetinde olduğu gibi. Ebû Talib'in kızı Ümmü Hani'den (rhma) şöyle rivâyet edilmiştir: “Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni istedi. Ona özür beyan ettim. Özrümü kabul etti de Allah, bu âyeti indirdi. Ben ona helâl olmamıştım. Çünkü ben, onunla birlikte hicret etmemiştim. “Tirmizî, 3214. “Mü'min bir kadın, kendini, peygambere hibe ederse...” Mü'min kadınlardan herhangi biri, kendini, sana hibe eder ve mehir de istemezse, bu hususta ittifak edilirse, onu sana helâl kıldık, demektir. Çünkü “kadın “kelimesi, belirsiz olarak getirilmiştir. İbni Abbâs (radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Bu, gelecekteki bir hükmün beyanıdır. Onun yanındaki hanımlarından hiçbiri hibe ile gelmemiştir.” Denildi ki, “Nefsini hibe eden, Meymûne binti Haris idi, ya da Zeynep Binti Huzeyme idi ya da Ümmü şerik binti Cabir idi, ya da Havle binti Bakîm (rhm) idi.” Hasen (.......) lafzını, (.......) şeklinde (.......) ın hazfınin takdirine göre sebep olarak üstünle okumuştur. İbni Mesud (radıyallahü anh) ise, (.......) siz okumuştur. “Peygamberin de kendisini almayı dilediği... “Peygamberin (saleyhisselâm), onu nikah altına alması, o, onu isterken almasıdır. (.......) ve (.......) fiilleri aynı manayadır denildi. İkinci şart, birinci şartla mukayyettir. Kadının helâl kılınmasında, onun kendisini hibesi, hibeden sonra da Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onu nikah etmeyi arzulaması şartı vardır. Sanki şöyle demiştir: “Eğer kendini sana hibe eder ve sen de onu nikah altına almayı arzularsan onu sana helâl kıldık.” Çünkü O'nun (peygamberin) (sallallahü aleyhi ve sellem) arzusu, hibeyi kabuldür. Ve hibenin kendisiyle tamam olduğu şeydir. Bunda, hibe lafzıyla nikahın câiz olacağına dair delil vardır. Çünkü Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ümmeti hükümlerde eşittirler. Ancak delillerin, onu tahsis ettiği hususlar müstesna. (.......) yani mehirsiz, demektir. (.......) deki zamîrden hâldir. Ya da yineleyici mastardır. Yani, sana helâl kıldıklarınıız, sadece sana helaldir, demektir. Sadece ona âit olma manasınadır. (.......) vezninin mastarlarda kullanımı nadir değildir. (.......) ve (.......) de olduğu gibi. “Diğer mü'minlere değil.” Bilâkis senden başkalan için mehir, zikredilmese de istenilmese de vâcibtir. “Peygamber isterse... “sözünde hitap ikinci şahıstan üçüncü şahısa geçti. Daha sonra da yine ikinci şahısa geçti. Bunu, bu özel ayrımın, ona, peygamberliği sebebiyle yapılan bir ikram olduğunu ve “Peygamber” kelimesini tekrar tekrar zikredilişinin de onu, övmek için olduğunun göstermek içindir. “Biz hanımları ve elleri altında bulunan cariyeleri hakkında mü'-minlere, neyi farz kıldığımızı bildirdik.” Yani senin ümmetine eşleri için, mehirden neyi vâcib kıldığımızı bildirdik. Ya da onlara, eşlerinin haklarına dair neyi vâcib kıldığımızı bildirdik, demektir. Cariyeleri hakkında da, onlara sahip olunması ile ilgili satm alma ve diğer hususları bildirdik. (.......) zorluk, darlık demektir. Ve “Diğer mü'minlere değil sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık)” cümlesine bağlıdır. “Biz hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında mü'minlere neyi farz kıldığımızı bildirdik. “cümlesi, cümle-i mutarızadır. (Parantez cümlesidir) “Allah (celle celâlühü) çok çok bağışlayan -ve kulları üzerine genişlik vermek suretiyle- çok çok merhamet edendir.” |
﴾ 50 ﴿