59Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) üzerlerine cilbablarını (çarşaflarını) almalarını söyle. Bu onların tanınıp da incitilmemesi için en elverişli olandır. Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. 17 17 Âyet-i Kerîme'de geçen cilbab kelimesini türkçe olarak tefsîr yazan müfessirlerden Konyalı Mefamed Vehbi “çarşaf olarak tercüme etmiştir. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ise bu kelimeyi şöyle açıklamıştır: “Cilbab” tabirinde iki vecih vardır. Birisi; cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek. Diğeri de Cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek. İki türlü örtünme şekli vardır. Birisi: Kaşlarına kadar başırıı örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek, yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. İkincisi ise: Alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp gözlerin ikisi de açık kalsa bile yüzün kısm-ı azamini (büyük kısmını) ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Ümmü Seleme (rha) diyor ki: “Bu âyet nâzil olduğunda ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir sekinet ile çıkmışlardı ki sanki başları üzerinde kuşlar varmış gibiydi.” Merhum Elmalılı Hamdi Yazır Hazretleri, bu ifadelerin altına şu dipnotu düşmüştür: “Ben 1310'da İstanbul'a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiyye bulunmak şartıyla tesettür tarzları bu idi.” (Hak Dini Kur'ân Dili, 6 / 3928, Eser Neşriyat, İstanbul.) Cilbab; Müberid'den naklen; dışarı çıkıldığında giyilen üstlük gibi her tarafı örten şeydir. (Çarşaf gibi). “Cilbablarını üzerlerine almalarını söyle.” cümlesinin manası; “üstlerine sarkıtmalarını ve onlarla yüzlerini. Örtmelerini söyle demektir. Denir ki; “Kadınınyüzündeki örtü kaydığında, senin elbisen yüzüne gelir.” (.......) teb'îz içindir. Yani örtünün bir kısmı salıverilir, artan kısmı ile yüze örtülür. Cariyelerden ayırdedilecek şekilde örtünür. Ya da maksat, kendilerine âit örtülerin bir kısmıyla örtünmeleri ve günlük elbiseler ve baş örtüsü içerisinde cariyeler gibi bayağı kıyafetli olmamalarıdır. Çünkü çok defa onların evlerinde iki örtüsü olur. İslam'ın başlarıgıcında kâdirılar, câhiliyyedeki adetleri üzerine bayağı kıyafetler giyiyorlar ev elbisesi ve baş örtüsü içinde dışarı çıkıyorlardı. Hür ile cariye arasında hiçbir fark yoktu. Gençler, geceleri, hurmalıklara ve arazilere ihtiyâçlarını gidermek üzere gelen cariyeleri rahatsız ediyorlardı. Bazan de cariye zannıyla hür kâdirılara saldırıyorlardı. Bu sebepten hür Müslüman kadınlar vücûdu örten dış elbisesi giymek, başları ve yüzleri örtmek suretiyle cariye kıyafetinden farklı bir kıyafete bürünmeleriyle emrolundular. Böyle örtünsünler ki onlara hiç kimse tamah etmesin. “Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur.” âyeti de bunu ifade etmektedir. Yani, kendilerine saldırılmaması için evlâ ve layık olan (cariyelerden ayırdedilmeleri) tanınmalarıdır. Allah (celle celâlühü), geçmiş taşkınlıkları çok çok bağışlayandır, güzel ahlâkı öğretmek suretiyle de çok çok merhamet edendir. |
﴾ 59 ﴿