14İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Derhal onları yalanladılar. Biz de hemen bir üçüncü elçiyi gönderdik. Onlar hep beraber “Biz, size gönderilmiş Allah elçileriyiz” dediler. Buradaki (.......), birinci (.......) den bedeldir. “Onlara göndermiştik” yani bizim emrimizle Îsa (aleyhisselâm) gönderilmişti, demektir. Doğru söyleyen ve güvenilen iki kişi gönderdik. Şehre yanaştıklarında koyunlarını otlatan bir ihtiyar gördüler. O, Habib-i Neccar’dı. (Habib-i Neccar) o ikisine durumlarını sordu. - “Biz Îsa'nın elçileriyiz. Sizi, putlara ibâdeti terkedip Rahmân'a ibâdete çağırıyoruz.” dediler. (Habib-i Neccar:) - Yanınızda herhangi bir mu'cize var mı? diye sordu. - “Hastaları iyileştiririz, körleri ve baras hastalarını iyi ederiz.” dediler. Habib-i Neccar'ın iki yıldan beri hasta olan bir oğlu vardı. Onu meshettiler de ayağa kalktı. Bunun Habib, îman etti. Haber derhal yayıldı. O ikisinin elinde, birçok kimse şifa buldu. Sultan o ikisini çağırdı ve onlara: - İlahlarınıızdan başka bir ilahınız mı var? diye sordu. - “Evet, seni ve ilâhlarını yaratan.” dediler. (Sultan): - İşinizi bir düşüneyim? dedi. İnsanlar o ikisini takip ettiler ve onlara vurdular. Denildi ki: Hapsedildiler. Sonra Îsa (aleyhisselâm) Şem'un'u gönderdi. Şem'un kendisini tanıtmaksızm şehre girdi. Sultanın çevresiyle temas kurdu. Onu benimsediler. Onu sultana tanıttılar. Sultan da onu benimsedi. Günün birinde Şem'un sultana: - Senin, iki adamı haspettiğin bana ulaştı. Onların sözünü hiç dinledin mi? diye sordu. Sultan: - Hayır, dedi ve o ikisini çağırdı. Şem'un onlara: - Sizi kim gönderdi? diye sordu. - “Herşeyi yaratan, her canlıyı rızıklarıdıran ve ortağı olmayan Allah” dediler. - Onu kısaca anlatın, dedi. - “Dilediğiniyapar ve dilediği gibi hükmeder.” dediler. - Deliliniz var mı? dedi. - “Sultanın dilediği şeydir” dediler. Sultan bir kör çocuk getirtti. Allah'a dua ettiler, çocuk derhal gördü. Şem'un sultana: - İlahından bunun benzerini yapmasını istesende bu oba ve o da şeref sâhibi olsa, dedi. Sultan: - Benim senden sakladığım bir şey yok. Bizim ilahımız işitmez, görmez, zarar ve fayda da vermez, dedi. Sonra şöyle dedi: - Eğer sizin ilahınız, ölüyü diriltmeye güç getirirse O'na îman ederiz. Yedi gün önce ölmüş bir çocuk cesedi getirdiler. (Çocuk) derhal ayağa kalktı ve şöyle dedi: - “Şirk üzere öldüğümden dolayı yedi ateş içerisine sokuldum. Bu sebeple ben sizi bulunduğunuz hâlde kalmaktan sakındırırım. Îman ediniz.” sonra şöyle dedi: - “Gök kapıları açıldı. Gördüm ki güzel yüzlü bir genç bu üç kişiye şefâat ediyor.” Sultan: - Kim onlar? diye sordu. Genç: - “Şem'un ve bu ikisi” diye cevap verdi. Sultan bu işe hayret etti. Şem'un sözünün tesir edeceğini anladığında ona nasihat etti. O ve bir gurup îman etti. Îman etmeyenlere gelince, onlara Cebrâîl (aleyhisselâm) bir sayha attı, derhal öldüler.” “Şehir halkı elçileri yalanladı. Biz de o ikisini güçlendirdik. “ Ebû Bekir'e göre (.......) fiilinden gelmektedir. (.......) şeklindedir. Yani, “galebe çaldık, kahrettik” , demektir. “Üçüncüsüyle. “Üçüncü elçi Şem'un'dur. Mef’ûlü bihi zikretmeyi terketti. Çünkü murat, kendisiyle güçlendirilen -ki o Şem'un'dur- ve hakkı azîz, batılı zelil kıları tedbiri içeren lutuftur. Eğer söz bir sebep için söylenmişse devamını da ona göre getirir. Ve sanki ondan başkası yokmuş gibi sadece ona yönelir. “Biz, size gönderilmiş elçileriz.” dediler. Yani bu üç kişi (bunu) şehir halkına dediler. |
﴾ 14 ﴿