48Onlara gösterdiğimiz her bir mu'cize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azâba uğrattık. “Onlara gösterdiğimiz her bir âyet -mu'cize- önceki benzerinden daha büyüktü.” Yani bir sonra gönderilen mu'cize, bir önce gönderilene göre çok daha büyük çapta olan bir mu'cize olurdu ki bu, olağanüstü olan bir olaydı. Ayetten açıkça anlaşıları o ki, “bir sonra gönderilen mu'cize ya da âyet, bir öncekine göre daha büyüktü” gibi bir mana çıkmaktadır. Halbuki mesele böyle değildir. Aksine burada demek istenen şey şudur: “O mu'cizelerin tamamı büyük olan mu'cizeler demektir. Neredeyse biri diğerinden ayırt edilemeyecek özellikteki önemli mu'cizelerdi.” Nitekim halk arasında, “İkisi de kardeştirler” diye bir deyim vardır ki, her ikisi de tıpa tıp aynıdır, biri ötekisinden ayırt edilemez, biri diğerine göre çok daha değerli ve üstündür, saygındır, demektir. “Doğru yola -küfürden îmana- dönsünler diye, onları azâba uğrattık.” Bu hususlar yüce Allah'ın şu buyrukları, kavilleri gibidir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki, biz de Fir'avun'a uyanları, ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsul kıtliği ile cezâlarıdırdık.” A'râf, 130. “Biz de kudretimizin ayrı ayrı mu'cizeleri olarak onların üzerlerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik. Yine de büyüklük taslayıp suçlu bir topluluk oldular,” A'râf, 133. |
﴾ 48 ﴿