21Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp sâlih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağım mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar! “Yoksa kötülük işleyenler, -ma'siyet işleyip küfre dalanlar- kendilerini, inanıp sâlih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağım mı sanıyorlar?” (Âyetin başında yer alan (.......) harfi, munkatıadır. Baştaki hemzenin manası, sözkonusu sanmayı inkâr demektir. (.......) kelimesi de, âyette geçen (.......) kelimesinden alınmadır. Meselâ, (.......) dendiğinde, (.......) demek olup “Ailesini giydiriyor, yediriyor, onlar için kazanıyor.” manasınadır. Yine âyette geçen (.......) fiili, demek olup, değiştirmek, kılmak manasınadır. Bu kelime yani (.......) fiili, iki mefûl alan kelimelerdendir. Bu nedenle ilk mefûl, zamîrdir, ikinci mefûl ise, (.......) diye devam eden ibârenin başında yer alan (.......) harfidir. Bu arada, (.......) cümlesi de yine (.......) haıfinden bedeldir. Çünkü cümle ikinci mefûl konumundadır. Bu itibarla cümle tek kelime hükmündedir. (.......) kelimesini, Ali, Hamza ve Hafs, (.......) kelimesindeki zamîrden hâl kabul ederek nasb ile (.......) diye okumuşlardır. Böylece, (.......) ibâresi de, (.......) kelimesiyle merfû' kılınmıştır. A'meş ise (.......) kavlini nasb ile (.......) diye okumuştur. Böylece (.......) kelimelerini zarf olarak kabul etmiştir. Yani: “Onlar hayatlarının ve ölümlerinin bir mi olacağım sanıyorlar?” olur. Bu durumda mana şöyle olmaktadır: “Kötülük işleyenlerle iyilik ve güzel amel işleyenlerin ister hayatlarında olsun, ister ölümlerinde obun bir olmayacakları, eşit sayılmayacaklarıdır. Çünkü iyilik yapanların hayatta iken yaşantılarının farklı olmasıdır. Zira berikiler sâlih amel işlerken, Allah'a (celle celâlühü) itâat ederlerken, ötekiler kötülük işlemekteydiler. Ölümlerinde farklı olmaları, bir olmamaları ise, sâlih amel işleyen ve itaatte devam edenler, Öldüklerinde rahmetle ve ikramla müjdelenmiş olarak ölecekler. Ötekiler ise, Rahmetten umutları kesilmiş ve pişmanlık duyarak hayatlarına son vereceklerdir. Dolayısıyla bu ikisi hiçbir olurlar mı?” Yine bir tefsire göre de deniliyor ki mana şöyledir: “Hayatlarında nasıl ki sağlık, sıhhat ve rızık yönünden eşit değiller idiyse, ölümlerinde de eşit ve aynı olmayacaklardır.” Temîmüd-Dari'den (radıyallahü anh) rivâyete göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), kendisi bir gece Makam-ı İbrâhîm'de, namaz kılarken, namazda okuduğu âyetlerden bu ayete gelince, ağlamaya başlar ve sabaha kadar bu âyeti tekrar eder durur. Fudayl b. İyad'dan gelen rivâyete göre, o da bu ayete geldiğinde, âyeti tekrar eder durur ve kendi kendisine: “Ey Fudayl! Vah başıma gelenler, keşke gerçeği bilebilseydin, sen acaba hangi guruptan olacaksın?” dermiş. “Ne kötü hüküm veriyorlar!” Verdikleri hüküm ne de fena bir hükümdür! Çünkü bu zavallılar da, kendilerinin mü'minler gibi olacağını sanmaktadırlar. Hiç, kabul döşeğinde oturtuları ile muhalefet minderine oturtuları eşit olabilir mi? Aksine, biz onları birbirinden ayırır ve mü'minlerin makamını yüceltir, kâfirleri de rezil ederiz. |
﴾ 21 ﴿