23Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah'ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? “Nefsinin arzusunu ilâh edinen, -onun istediği gibi ona itâat edip hareket edenin ve her arzusuna uyan kimsenin, -sanki bu kimse, mü'minin Rabbine kulluk ettiği gibi, o da nefsine, heva ve hevesine kulluk ediyordur.- Allah'ın; -hâlini- bildiği için -kendi isteğiyle sapıklık yolunu seçeceğini bilmesinden ötürü- saptırdığı -ya da- Allah'ın bildiği -bir sebepten ötürü onda yaratmış olduğu dalalet fiili sebebiyle saptırdığı- kulağını ve kalbini mühürlediği, -yani vaaz ve nasihat dinlemeye kulağını tıkayıp gerçeği kabul etmediği, kalben de hakka da inanmadığı- gözüne de perde çektiği -ibretle bakmadığı- kimseyi gördün mü? Şimdi -Allah'ın kesin olarak sapacağını bildiği kimseyi, sapmasından sonra- onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Âyette geçen, (.......) kelimesini, Hamza ile Ali (.......) diye okumuşlardır. (.......) kelimesini, Hamza, Ali ve Hafs, şeddesiz olarak, (.......) diye okumuşlardır. Başkalan ise, şeddeli olarak, (.......) diye okumuşlardır. Aslında “şer” , heva ve hevese uymaktır. “Hayır” ise, tamamen bunun karşıtı olan güzelliklerdir. Nitekim Şâir ne güzel söylemiş: Günün birinde nefis isterse senden bir şehvet Ona karşı koymak için bir yol var, bil bunu Bırak onu, ona muhalefet et ve istediğine de Çünkü heva düşmanındır, ona muhalefet dostundur |
﴾ 23 ﴿