41

Ey peygamber!... Hazret-i Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) ”peygamberlik" sıfatıyla seslenilmesi, onu onurlandırmak içindir.

Kalbleri inanmadığı halde ağızlarıyla: 'imarı ettik' diyenlerden ve Yehudilerden inkâra koşanlar seni üzmesin. Bunların içinde bulundukları durum seni mahzun etmesin. Küfürde yarışmaları, fırsat buldukça küfre dalmaları seni kederlendirmesin. Unutma ki, dostun ve yardımcın Allah'tır.

Konuşmanın ”ağızla" yapıldığı apaçık ve bilinen bir şey olduğu hakle, burada özellikle vurgulanın asının sebebi, dillerinin kalbi eri ne tercüman olmadığını belirtmek, kalben inanmadıklarına dikkat çekmek içindir. Nitekim âyette ”kalbleri inanmadığı halde" cümlesi de bu gerçeğe işaret eder.

Burada küfürde yan şanların iki kısım olduğu dikkatimizi çekmektedir: Münafıklar ve Yehudiler.

Onlar yani, yahudi ve münafıklar

çok yalan dinlerler. Hahamların Allah'a karşı olan yalanlarına, kitab'ı tahrif etmelerine ve iftiralarına önem verirler.

Sana gelmeyen kibir, kin ve gururundan dolayı, senin meclisine uğramayan ve senden kaçan

başka bir kavme çok kulak verirler. Rivayet edildiğine göre, kibir ve gururlarından dolayı Hazret-i Peygambere uğramayanlar Hayber Yahudileri; onların sözlerini dinleyenler ise Kurayza oğullarıdır.

Bunlar, kitabın kelimelerini asıl yerlerinden değiştirirler. Ya bizzat kelimeleri atarak veya anlamından uzak bir şekilde kullanarak, Allah'ın yerli yerine yerleştirdiği ilâhi kelimeleri eğip bükerler, yerlerinden kaydırırlar ve değiştirirler. Sözlerine kulak verenlere ve

(kendilerine uyanlara, değişik şekli göstererek): Eğer peygamber tarafından

size bu verilirse alın yani değiştirilmiş şeklini alın ve gereğini yapın; çünkü o haktır. Yok eğer

verilmezse kaçının', sakın kabul etmeyin

derler.

Rivayet edildiğine göre, Hayber'de soylu bir erkek, soylu bir kadınla zina etti. Oysa ikisi de evliydiler. Tevrat'a göre recmedilmeleri: yani taşlanmaları gerekiyordu. Ancak, soyluluklarından dolayı onları recmetmek istemediler. Sonra Kurayzaoğullarına bir haber yollayıp dediler ki: ”Bizde böyle böyle bir olay oldu, evli olan falanca erkek ve kadın zina ettiler. Bu durum hakkındaki görüşünü Muhammed'e somanızı istiyoruz. ”Bunun üzerine Kurayzaoğulları onlara dediler ki: ”Şüphesiz, görürsünüz; size hoşunuza gitmeyecek bir şeyi emreder." Sonra, onlardan bir grup, gidip Hazret-i Peygamber'e şöyle bir soru sordu: ”Senin kitabında, evli bir kadınla erkeğin zina etmelerinin hükmü nedir?" Hazret-i Peygamber dedi ki: ”Recmetmektir." Ancak, bu hükmü uygulamaya yanaşmadılar. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber, onların reisi durumunda olan İbn Sûriyâ'yı çağırıp dedi ki: ”Mûsa'ya Tevrat'ı indiren ve kendisinden başka ilâh olmayan Allah’aşkına doğru söyle, sizin kitabınızda zina eden evlilerin recm edileceklerine ilişkin bir hüküm var mıdır, yok mudur?" İbn Sûriyâ'nın cevabı şu oldu: ”Evet, vardır. Yemin ettirmesevdin itiraf etmezdim. Vardır: ama bizim eşraftan birisi böyle bir şey yaparsa cezayı uygulamaz okluk. Sıradan, güçsüz birisi yaparsa hemen recm haddini tatbik ettik. Bu yüzden soylularımız arasında zina yapanların sayısı arttı. Bunun üzerine herkesi çağırdık ve dedik ki recimden daha hafif bir ceza bulalım ki, soyluya da, güçsüze de uygulayabilelim. Sonuçta recm yerine 'değnekleme' ve 'yüzlerini karalama' cezasını koyduk." Bu itirafından sonra Yehudiler İbn Sûriyâ'ya dediler ki, ”Ne kadar da çabuk haber verdin". O da onlara dedi ki: ”Beni, Tevratla yemin ettirdi. Tevrat yüzünden helâka gideceğimden korkmasaydım, bu itiraflarda bulunmazdım." Ardından Hazret-i Peygamber, iki zailinin de recmedilmesi için emir verdi; Mescid'in önünde recmedildiler. Sonra Hazret-i Peygamber şu duayı yaptı: ”Ya Rab! Ortadan kaldırmaya çalıştıkları bir emrini hayata kavuşturan, ilk defa ben oldum. ”

Bunun üzerine âyetin şu kısmı indi:

Allah, bir kimsenin fitneye düşmesini dilerse, ne şekilde, kim olursa olsun, onun sapıklığını ve rezilliğini isterse,

senin onun için Allah'a karşı yapacak hiçbir şeyin yoktur. Bu durumu ortadan kaldırmaya senin gücün yetmez.

İşte onlar, bu yahudi ve münafıklar,

Allah'ın, kalblerını küfür ve dalalet kirinden

temizlemek istemediği kimselerdir. Çünkü, küfür ve dalaletden yüzçevirmede Yehudilerle münafıklar aynı durumdadırlar.

Dünyada onlar için, yani yahudi ve münafıklar için

zilliet, ahirette de büyük bir azap vardır. Dünyada münafıkların zillet görmesi; içyüzlerinin ve Müslümanlar arasında münafık olduklarının oıtaya çıkması şeklinde gerçekleşmesidir. Yahudilerin dünya zilleti ise, Tevrat âyetlerini gizlemelerinin ortaya çıkması ve kendilerinden cizye alınması şeklinde tahakkuk etmiştir. Ahirette de, ayrıca cezaya çarptırılacaklardır. Kuşkusuz, ahiretin en büyük azabı, cehennemde süresiz kalmaktır.

41 ﴿