27

Ey Adem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, yani Adem ile Havva'yı,

çirkin yerlerini yani avret mahallerini

kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, ayartmak suretiyle

sizi de şaşırtıp cennete girmenize engel olacak

bir belâya ve sıkıntıya

düşürmesin. Ana-babanız Adem ve Havva'nın cennetten çıkarılma belâsı gibi, sizi de bir belâya düşürmesin. Çünkü onların ayaklarını kaydırmaya gücü yettiğine göre, çocuklarının ayaklarını kaydırmaya haydi haydi gücü yeter. Öyleyse, size düşen şey, onun vesvesesini kabul etmekten sakınmaktır.

"Elbiselerini soyarak" âyetinin tefsirinde İbn Abbas şöyle der: ”Onların elbiseleri tırnaktandı. Yani tırnağa benzerdi. Çünkü o elbise, onlar için tırnak şeklinde yaratılmıştı."

"Çirkin yerlerini" yani avretlerini ”kendilerine göstermek için". Halbuki bundan önce kendi kendilerine avret yerlerini görmüyorlardı. Nitekim rivayete göre Hazret-i Adem, uzun boylu bir kişiydi. Sanki upuzun hurma ağacı gibi. Saçları sıktı. Bilinen suçu işleyince, çirkin yeri göründü de cennette kaçmaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona: ”Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun?" diye nida edince: ”Hayır, fakat ben utandım" dedi.

Çünkü o, yani şeytan

ve kabilesi, yani askerleri ve zürriyeti,

sizin onları göremiyeceğiniz yerden sizi görürler. Bazı hallerde onların bizi görmesi, bizim onları görmemizin imkânsız olduğunu gerektirmez. İnsan biçimine girdiklerinde onları görürüz. Nitekim rivayette olduğu gibi, bazı insanlar cinleri apaçık görürler. Allah, onların cisimlerini katılaştırıp, bizim de göz ışınlarımızı güçlendirmiş olsaydı, elbette onları görürdük. Nefesin devamlı girdiği bedenlerimize cinlerin de girmeleri imkânsız değildir. Nitekim Hadiste: ”Şüphesiz ki şeytan insana, kanın deveranı gibi nüfuz eder"(9) buyurulmuştur.

Sonra, Allahü teâlâ'nın ”o sizi görür" sözü, onun, zararından sakınılması zor bir düşman olduğunu açıklayarak nehyin sebebini (yani: ”Şeytan sizi şaşırtıp bir belaya düşürmesin" sözünün gerekçesini) belirtmektir. Çünkü, o seni görüp de, senin onu göremediğin düşmanla başa çıkmak öyle zordur ki, ondan ancak Allah'ın koruduğu kimseler kurtulur.

O halde, akıllı insanın onun zararından çok sakınması gerekir. Eğer: ”Biz onları göremediğimize göre, onlarla nasıl savaşalım ve onlardan nasıl korunalım?" diye sorulacak olursa, cevap olarak: ”Biz, onların şahıslarıyla savaşmakla değil, sadece onların vesveselerini uzaklaştırmak, kalbimize bırakmak istedikleri şeyi, o şeyden Allah'a sığınarak kabul etmemekle emrolunduk" deriz.

Şüphesiz Biz şeytanları, aralarında terkedilmişlik ve azgınlık icad etmek suretiyle

inanmayanların dostları kıldık. Böylece onlar, birbirlerine yakın oldular ve birbirlerini azdırdılar.

Rivayet edildiğine göre lânetli şeytan, Zekeriyya'nın oğlu Yahya (aleyhisselâm)'ya göründü de: ”Ben sana öğütte bulunacağım" dedi. O da: ”Yalan söylüyorsun. Sen bana öğüt verme, fakat Âdem oğullarından haber ver" dedi. Şeytan şöyle dedi: ”Bize göre onlar üç gruptur:

Bunlardan birinci grup bizce en zorlularıdır. Onları, akıllarını çelerek elde ederiz. Sonra giderler istiğfar ve tevbeye başvururlar. Böylece bütün plânlarımızı alt üst ederler. Tekrar onlara döneriz, onlar da önceki gibi tevbe ve istiğfara dönerler. Onlardan ümidimizi kesmeyiz, ama istediğimizi de elde edemeyiz. Biz bu durumdan bitkin hale geliriz.

İkinci gruba gelince, onlar bizim elimizde, sizin çocuklarınızın elindeki lop gibidirler. Biz onlara yeterli olduğumuzdan onları istediğimiz gibi elimizde oynatırız.

Üçüncü grup ise, senin gibi masumdurlar. Onlara hiçbir şey yapamayız."

Bundan sonra Hazret-i Yahya ona: ”Bende, güç yetirebildiğin bir şey oldu mu?" deyince, o da: ”Hayır. Sadece bir kere sen yemek yemeye gelmiştin. Ben de sana onu lezzetli göstermeye devam ettim de, istediğinden fazla yedin. O gün uyuyakalıp her zaman kalktığın gibi namaza kalkamadın" cevabını verdi. Bunun üzerine Hazret-i Yahya: ”Şüphesiz, bundan sonra doyuncaya kadar yemeyeceğim" deyince, şeytan da ona: ”Ben de senden sonra hiçbir insan oğluna öğüt vermiyeccğim" dedi.

27 ﴿