31Ey Âdem oğulları! Her mescide gidişinizde ziynetli elbiselerinizi giyin. Her ne kadar ziynet, kendisiyle süslenilen lüks giysilere verilen isimse de, tefsirciler, buradaki ”ziynet" ten amacın, avret yerini örten giysi olduğunu söylemişlerdir. Buna, âyetin nüzul sebebini delil gösterirler. O da şudur: Cahil iye döneminde Arap kabileleri Kabe'yi çıplak olarak tavaf ediyorlar ve: ”İçinde günah işlediğimiz ve günahlarla kirlettiğimiz elbiselerle tavaf etmeyiz" diyorlardı. Böylece gündüz erkekler, gece de kadınlar çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Bunun üzerine yüce Allah, elbiselerini giymelerini; ister namaz, ister tavaf için olsun, her mescide girişlerinde soyunmamalarını emretti. Halbuki onlar, Mina'ya ayak bastıklarında, her biri elbisesini bineğindeki heybeye sokar; eğer tavaf ederken üzerinde elbise varsa, dövülür ve elbisesini çıkartırlardı. Kadınlar da geceleyin çıplak olarak tavaf eder, ancak kalçaların üzerine seyrek bir şekilde kesilmiş püskül gibi sarkan sırım bağlar, bu da avret yerini tam olarak örtmezdi. Bu âyet, namazda avret yerinin örtülmesi konusunda delildir. Âyetin anlamı şudur: Gerek tavaf, gerekse namaz için her mescide girişinizde, avret yerinizin örtülmesi için elbiselerinizi giyin. Namaz esnasında en güzel elbiseleri giymek müstehaptır. Çünkü ”zinet"ten amaç, elbisedir. Elbise giyinmek farz, güzel bir şekilde giyinmekse sünnettir. Ebû Hanife (radıyallahü anh), gece namazı için, bir gömlek, bir sarık, bir cübbe ve bir de şalvardan oluşan elbise edinmişti. Değeri bin beş yüz dirhemdi. Bunu her gece giyer ve şöyle derdi: Allah için süslenmek, insanlar için süslenmekten daha evlâdır. Size helâl olan şeylerden yeyin, için, fakat harama tecâvüz etmek veya aşırı yemek suretiyle israf etmeyin. Çünkü ihtiyaçtan fazlasını yemek de israftır. Rivayete göre Âmir oğulları haccettikleri günlerde ölmeyecek kadar yerler, yağlı yemezler, bununla haclarına saygı gösterdiklerini düşünürlerdi. Müslümanlar da böyle yapmak isteyince bu âyet nazil oldu. Çünkü Allah israf edenleri sevmez; yaptıklarına razı olmaz ve onları övmez. Kişinin içinin çektiği her şeyi yemesi israf sayılır. Rivayete göre Harun Reşid'in uzman bir hristiyan doktoru vardı. Ali ibn Hüseyin'e: ”Sizin kitabınızda tıp ilmiyle ilgili hiçbir şey yoktur. Halbuki ilim; dinler ilmi ve beden ilmi olmak üzere ikiye ayrılır." O da ona cevaben: -Şüphesiz ki Allah, bütün tıbbı, kitab'ımızm yarım âyetinde toplamıştır. -Peki, nedir o? -Yüce Allah'ın ”yeyin, için, fakat israf etmeyin" buyruğudur. -Peki, Peygamberinizin tıpkı ilgili herhangi bir sözü var mıdır? -Evet, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) tıbbı birkaç lâfızda toplamıştır. -Nedir o? -Onun ”Ademoğlu, midesini doldurmaktan daha şerli bir kap doldurmadı. Halbuki âdemoğluna, belini doğrultması için birkaç lokmacık yeter. ” sözüdür. Bunun üzerine hristiyan doktor: -Kitabınız da, Peygamberiniz de Calinos'a tıp diye bir şey bırakmadı, dedi. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle diyor: ”Dilediğini ye, dilediğini giy. Yeter ki iki haslet seni hataya düşürmesin: İsraf ve kibir." |
﴾ 31 ﴿