34

Her ümmetin bir eceli, ölümleri için takdir edilmiş zaman

vardır. Ecelleri yani üzerlerine, köklerini kesecek azabın inmesi için belirlenen vakit

gelince, bu vakti

ne bir an, yani zamandan az bir şey

geriye atabilirler, ne de bir an ileriye alabilirler.

Rivayete göre, meliklerden biri ibadete çok düşkündü. Sonra, dünya ve devlet reisliğine meyletti. Yüksekçe bir köşk yaptırdı. Döşenmesi için emir verdi. Sofralar kuruldu. Halkı çağırdı. Yanına gelip yiyip içmeye, köşkün yapısına hayranlıkla bakmaya, kendisine duâ edip gitmeye başladılar. Günlerce burada ikâmet etti, sonra kendisiyle birlikte oturmakta olan yakın arkadaşlarından bir gruba: ”Görüyorsunuz, bu köşkümde ne kadar sevinçliyim. Çocuklarımdan herbiri için de onun bir benzerini yapmaya kendi kendime söz verdim. Yanımda birkaç gün kaim da sohbetinizle yalnızlığımı gidereyim ve sizin görüşünüzü alayım" dedi. Günlerce onun yanında oynayıp eğlendiler. Köşkü nasıl yapacağını onlara danışıyordu. Onlar bir gece vakti eğlenirken köşkün öbür ucundan gelen bir ses işittiler. Şöyle diyordu:

Ey ölümünü unutan bânî!

Hiç güvenme; çünkü ölüm yazılmıştır.

Bu insanlar, sevinseler de,

Ölüm, arzuların önüne dikilmiş bir yok olmadır.

Yerleşmiyeceğin köşkleri yapma

İbadete başvur ki günah (ın) bağışlansın.

Bu sesten çok korktu ve dedi ki:

- Benim işittiğimi işittiniz mi?

- Evet, dediler.

- Benim hissettiğimi hissediyor musunuz?

- Ne hissediyorsun ki?

- Kalbimin daraldığını hissediyorum. Bu ölüm hastalığından başka bir şey değildir.

- Hayır, aksine sağlık ve afiyettir.

Bunun üzerine ağladı, sonra şarapları döktürdü, çalgı âletlerini kırdırdı, Allah'a tevbe etti ve ruhu çıkıncaya kadar ”ölüm, ölüm" dedi durdu. Allah ona rahmet etsin.

34 ﴿