43

Kalblerinde dünyadan kalma

kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Dünyada iken var olan kinin sebeplerini kalblerinden çıkarırız. Çünkü bu kin, ancak dünya ve içindekilere bağlanmaktan kaynaklanmıştır. O bağın kesilmesiyle üzerine terettüb eden hak da bitmiştir.

Şeytanın dünyada Âdem oğullarının kalblerine vesveseler atmış olması da, bu kinin sebepleri arasındadır. Bu, âhirette kesilmiştir. Aralarında sevgiden başka bir şey yoktur. Cennet ehli, aralarındaki derece yüksekliğinden dolayı birbirini kıskanmadığı gibi, yüksek derecelerden mahrum olduğundan dolayı da kederlenmez.

Cennette onların ağaç ve köşklerinin

altlarından son derece lezzetli ve sürür verici

ırmaklar akmaktadır.

Ve onlar cennetteki yerlerini gördükleri zaman

derler ki: Lütfedip

hidâyetiyle bizi buna, bu nimete, yani mükâfatı bu olan bir din ve amele

kavuşturan Allah'a hamdolsun. Allah bizi doğru yola iletmeseydi ve onda başarılı kılnıasaydı

kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.

Süddî'nin şöyle dediği rivayet edilir: ”Cennet ehli cennete sevkolundukları zaman, gövdesinin dibinde iki pınarı olan bir ağaç bulurlar. Birinden su içtiklerinde, kalblerindeki kin sıyrılıp çıkar. Bu, temiz içecektir. Diğerinde de yıkanırlar. Nimetin güzelliği üzerlerinde cereyan eder de, ondan sonra ebedî olarak dağınıklık ve vücutlarında değişme olmaz, cennete girmeden önce de cennet bekçileri kendilerini müjdeleyerek şöyle seslenirler: 'İşte size cennet! Yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız.' Oraya girip yerlerine yerleştiklerinde: 'Hiday etiyle bizi buna kavuşturan Allah'a hamdolsun derler. '“

Yemin olsun ki, Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişlerdir.' Bunu, cennet ehli, elçilerin kendilerine vaadettikleri şeyi apaçık gördükleri zaman söyler. Bununla elçilerin kendilerine gerçeği ulaştırdıklarına şehâdet etmiş olurlar. Yani: Onlar doğruyu getirdiler, biz de onları tasdik ettik (doğruladık), demektir.

Onlara: 'İşte size cennet. Dünyada

yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız.' Yani o size verildi

diye seslenilir. Müminler cenneti uzaktan gördükleri zaman melekler onlara seslenir ve şöyle derler: ”İşte o gördüğünüz var ya, dünyada size vaadedilen cennettir o."

Eğer: ”Bu âyet, kulun kendi ameliyle cennete gireceğine işaret ediyor, halbuki Rasûlüllah: 'Sizden hiçbiriniz kendi ameliyle cennete giremeyecektir' buyuruyor. Şimdi bu iki görüşün uzlaşma yönü nedir?" denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Amel, bizzat cennete girmeyi gerektirmez. Ancak, yüce Allah'ın katıksız rahmeti, eksiksiz lütuf ve lisanıyla amel edenleri cennetle nimetlendireceğini vaad etmesi yönüyle amel, cennete girmeyi gerektirir. Madem ki amel karşılığında, amel edenlere cennete girme lûtfu vaad edilmiştir, o halde amel, cennete götüren bir sebep mesabesindedir. Onun içindir ki: ”Yapmış olduğunuz amellere karşılık ona vâris kılındınız" denilmiştir.

Amelde üstünlüğe gelince, o da mertebe mertebedir. Onu da şöyle sıralayabiliriz:

Yaş unsuru: Amel bakımından aynı mertebede olan iki kişiden yaşlı olan, yaşı küçük olana üstündür. Çünkü o ibadet ve İslâm'da daha öncedir.

Zaman unsuru: Ramazan, Cuma günü, Kadir gecesi, Zilhiccenin onuncu ve aşura gününde yapılan ameller diğer zamanlardan daha değerlidir.

Mekân unsuru: Mescid-i Haram'da kılınan namaz, Medine mescidinde kılınandan; Medine mescidinde kılınan namaz, Mescid-i Aksâ'da kılınandan; orada kılınan namaz da diğer camilerde kılınanlardan daha faziletlidir.

Durum unsuru: Cemaatle kılınan namaz, kişinin tek başına kıldığı namazdan daha faziletlidir.

Bizzat amel unsuru: Namaz kılmak, yoldan eziyet verici şeyi kaldırmaktan üstündür.

Aynı amel içinde de bu üstünlük sözkonusudur. Çünkü akrabasına sadaka veren kimse, hem sıla-i rahimde bulunmuş, hem de sadaka vermiş olur. Bir kimsenin ehl-i beytten bir şerif (Hazret-i Hüseyin'in soyundan olup İslâm iy ete tam bağlanan kim se)'e hediye vermesi de, bir başkasına hediye vermesi ve ihsanda bulunmasından dalia faziletlidir.

43 ﴿