54Şüphesiz ki, gökleri ve yeri önceden örneği olmaksızın altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istiva eden, geceyi, durmadan onu kovalayan gündüze karanlığıyla bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine yani hükmüne ve tasarrufuna boyun eğmiş durumda yaratan Rabbiniz Allah'tır. Allah gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. Dileseydi anında yaratırdı, fakat O, kullarına işlerinde acele etmemeyi öğretiyordu. Derler ki: Acele ancak şu hususlarda iyi olur: 1- Günahlardan tevbe etmekte, 2- Süresi gelince borcu ödemekte, 3- Misafiri ağırlamakta, 4- Bulûğa erdiğinde bekârı evlendirmekte, 5- Ölüyü defnetmekte, 6- Cünüplükten yıkanmakta, Arş, kralların üzerine oturduğu tahta verilen addır. Arş üzerine istiva, lâzımı zikredip melzûmu murad etme kaidesince, bizzat mülk, izzet ve saltanattan kinaye kılınmıştır. Bu Kâzi'nin, ”emri istiva etti" sözünün mânâsıdır. Yani: Rubûbiyetinin emri karar kıldı, emri ve tedbiri gerçekleşti ve kudretini yaratıklarında geçerli kıldı, demektir. (14) Arş'ın tahsisi, mahlûkatın en büyüğü olmasındandır. Çünkü o, bütün cisimleri kuşatan bir cisimdir. Onun dışındakilerinin üzerine istivası da öyledir. Sonra Allahü teâlâ Arş'ın üzerine istivasını zikredip emrinin geçerliliğini ve tedbirinin intizamını haber verdiğinde, bunu açıklayarak: ”Geceyi, durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örten..." buyurmuştur. Yani geceyi, karanlığıyla gündüzü örten bir örtü kılar. Böylece gündüzün ışığını giderir ve onu gecenin karanlığıyla örter. İki zıddın biriyle yetinerek aksini zikretmemiştir. ”Durmadan kovalamak" şunu ifade eder: Gecenin gündüzü kovalayıcı olduğu halde, yani, gecenin arkasından çabucak geleceği için, geceyi gündüze örtü kılmıştır. Gece ve gündüzün her birinin diğerini izlemesi ve aralarına hiçbir şey girmeksizin birbirinin arkasından gelmesi, bir program dahilinde, birinin diğerini kovalaması şeklinde ifade edilmiştir. "Güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan..." Bunun manası: Bütün mahlûkatı hükmüne ve tasarrufuna boyun eğmiş, yani, doğup batmalarından, kendilerine takdir edilen hareketler ve meydana gelen durumlardan murad edilen şeye ram olmuş olarak yarattı. Bilesiniz ki, yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur. Çünkü her şeyi îcad eden ve üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan O'dur. Fahreddin er-Râzi Tefsirinde der ki: ”Âlem -ki o Allah'tan başka her şeydir- ikiye ayrılır: Halk, yani yaratma âlemi ve emir âlemi." Halk âleminden amaç, cesetler ve cismâniler; emir âleminden amaçsa, ruhlar ve mücerredler âlemidir. Allahü teâlâ'nın: ”Bilesiniz ki, yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur" kelâmı bu iki âleme işarettir. Halk âlemi, emir âlemine tâbidir; çünkü o, onun aslı ve başlangıcıdır. ”De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir." (İsrâ: 85) Sonra Allahü teâlâ: Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! buyurdu. Yani: Ulûhiyetindeki vahdaniyetle yüce, rubûbiyetindeki teklikle büyüktür. İbnû'ş-Şeyh der ki: ”Her şeyi icad eden, onda tasarruf eden, bir olan ilâh ne büyüktür!" Bununla Allah, kendilerine bir takım rabler edinenlere cevap vermiş, hikmet ve hüccetle onları tevhide çağırmış, inkârlarını reddetmek için âyete ”inne" edalıyla başlamıştır. ”Şüphesiz ki" Rubûbiyete lâyık olan ”Rabbiniz" birdir. Ve O, her şeyi, İlim, Hikmet ve Kudretinin kemâline işaret eden sağlam, muhkem tertib üzerine yaratan Allah'tır. Görüldüğü üzere mülkünü inşa eden, onun yönetimini üzerine alan da O'dur. Tıpkı ülkesini yöneterek dizginleri elinde tutan kral gibi. Bir beyitte şöyle denilmiştir: Yaratıklarıyle ilgili bütün emir Allah'a mahsustur. Emir, yaratıklarından hiç birine ait değildir. |
﴾ 54 ﴿