57

Rüzgârları rahmetinin yani yağmurun

önünde müjdeci olarak gönderen O'dıır. Kur'an'da ”riyâh" (Rüzgârlar) olarak zikredilen bütün kelimeler ”rahmet"; ”Rıh" (rüzgâr) olarak zikredilen de ”azap" içindir. Buna delil, rüzgâr estiği zaman Rasûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) iki dizi üzerine çöküp şöyle demesidir: ”Allah’ım! Onu bize riyâh (rahmet) kıl, rîh (azap) kılma. Allah’ım! Bizi gazabınla katletme, azabınla da helak etme. Bundan önce bize afiyet ver

Hadiste şöyle rivayet edilmiştir: ”Rüzgâra sövmeyiniz. Hoşunuza gitmeyen şey gördüğünüz zaman şöyle deyin: Allah’ım! Senden bu rüzgârın hayrını, onda olan şeyin hayrını ve onunla emrolunduğum şeyin hayrını isterim. Bu rüzgârın şerrinden, onda olan şeyin şerrinden ve onunla emrolunduğum şeyin şerrinden de sana sığınırım." (19) Âyetteki ”rahmet", yağmurdur. Nitekim İbn Abbas: ”Allah, rüzgârları gönderir. Onlar da bulutları sıkar. Tıpkı kişinin devenin ve koyunun memesini sıkıp süt çıkardığı gibi" demiştir.

Sonunda onlar yani o rüzgârlar

ağır bulutları kolayca kaldırıp

yüklenince, diriltmek ve canlandırmak için, bitkisi olmayan

onu ölü bir memlekete sevkederiz. Orada yani o ülkede

su indirir ve onunla yani o su sebebiyle

türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. O ülkeyi, kendisinde bitki bitirme gücü icad ederek ve orada türlü türlü bitki ve meyveler meydana getirerek canlandırdığımız gibi, ölüleri de kabirlerinden çıkarır, bedenlerine ruhları iade etmek suretiyle, diriltiriz.

Herhalde bundan ibret alırsınız. Böylece buna gücü yetenin, her şeye gücünün yettiğini anlarsınız.

Âyette geçen ”beled-memleket" ifadesi, mamur olsun, veya olmasın, meskun olsun veya olmasın yer yüzündeki her yere denilir.

İbn Abbas ve Ebû Hûreyre derler ki: ”İnsanların hepsi birinci ne ika (surun üflenmesi) da öldükleri zaman, son nefhadan önce, kırk gün, erkeklerin menisi gibi gökten yağmur yağar. Bu yağmur sebebiyle kabirlerinden ot gibi biterler. Tıpkı analarının karnında bittikleri ve ekinin sudan bittiği gibi. Cesetleri tamamlanınca da onlara ruh üflenir, sonra üzerlerine uyku bırak iluda kabirlerinde uyurlar. Sura ikinci defa üflendiğinde -ki o dirilme üflemesidir- silkinip kalkarlar. Uyuyup da uykudan uyanan kimsenin hissettiği gibi, başlarında uykunun tadını hissederler. O anda derler ki: ”Bizi kabrimizden kim çıkarıp diriltti?" Bir münâdi onlara şöyle nida eder: ”Bu Rahman'ın vaadidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!" (Yâsîn: 52)

57 ﴿