58

Toprağı değerli, verimli

güzel ülkenin bitkisi, Rabbinin izniyle, dilemesi ve kolaylaştırmasıyla, çok yararlı olarak

çıkar; sanki ateşle yakılmış gibi siyah taşlı ve hiç bir şey bitirmeyen

kötü toprağı

olandan yani kötü ülkeden

ise hiçbir zaman

faydasız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte Biz, Allah'ın nimetlerine

şükreden, onlar hakkında tefekkürde bulunan ve onlardan ibret alan

bir kavim için âyetleri böyle eşsiz bir açıklamayla tekrar tekrar

açıklıyoruz. Burada şükredenlerin özellikle anılması, Allah'ın âyetlerinden ancak onların yararlanabilme yeteneğine sahip olmalarıdır.

Âyet, Peygamberlerin şeriatlerle gönderildiğini anlatmaktadır. O şeriatler, kalplerin hayat suyu olup nurundan istifade edenler ve eserlerinin ganimetlerinden mahrum olanlar diye kısımlara ayrılan mükelleflere doğru akıp gider.

Abdullah ibn Mehran der ki: Harun Reşid haccedip Kûfe'ye geldi. Orada günlerce ikamet etti, sonra yolculuğa çıkmayı emretti. Onunla çıkan kimselerle Behlûl de çıktı. Sonra çöpler içinde oturdu. Çocuklar kendisine ezâ veriyor ve ona takılıyorlardı. Karşıdan Harun'un kervanı gelince ona takılmaktan vazgeçtiler. Harun gelince, Behlûl yüksek sesle şöyle seslendi:

"Ey mü'minlerin emiri! Eymen ibn Nail, Kudâme ibn Abdullah'tan bize şöyle nakletti: 'Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i deve üzerinde geçerken gördüm, altında da eski bir palan vardı.' Ne bir itiş kakış, ne de buna benzer şeyler vardı. Ey Mü’minlerin emiri! Bu yoluculuğunda tevazu göstermen, senin için büyüklük taslamandan hayırlıdır." Bunun üzerine Harun Reşid öyle ağladı ki, gözyaşları yerleri ıslattı. Sonra dedi ki: ”Ey Behlûl! Allah sana merhamet buyursun, nasihatini artır." Bunun üzerine Behlûl şu şiiri okudu:

Farzet ki, yeryüzünün tamamına sahip oldun

Kullar da senin (emrinde)dir, o halde olan nedir?

Yarın varacağın yer kabir boşluğu değil midir?

Biri arkasından öbürü (üzerine) toprak atmıyacak mıdır?

Harun ağladı ve: ”Güzel söyledin ey Behlûl!" dedi, sonra kendisine bir hediye verilmesini emretti. Bunun üzerine Behlûl hediyeyi getirene: ”Hediyeyi kimden aldıysan ona götür, benim hediyeye ihtiyacım yoktur" deyince, Harun: ”Ey Behlûl! Borcun varsa ödeyelim" dedi. Behlûl: ”Ey mü'minlerin emiri! Borç, borçla ödenmez. Hakkı sahibine iade et, kendi borcunu öde" dedi. Harun: ”Ey Behlûl! O halde sana yetecek kadar bir şey verelim" teklifinde bulundu. Behlûl başını semâya kaldırdı ve sonra şöyle dedi: ”Ey müminlerin emiri! Ben ve sen Allah'ın yaratıklarıyız. Seni hatırlayıp beni unutması imkânsız." Harun, cübbesini sarkıtarak geçti gitti.

Bu hikâyeyi anlatmamın sebebi, Harun'un gerçeğe kulak vermesi ve onu kabul etmesidir. İşte bu, onun temiz bir mekân gibi, kalbinin de güzel ve temiz bir hayatla canlı olmasındandır. Onun için ondan sadece güzel ahlâk südûr etmiştir.

58 ﴿