17Bedir gününde, düşmanları öldürmekle gurur duymaktasınız. Halbuki, onları siz öldürmediniz. Biliniz ki, onları kendi kuvvet ve gücünüzle öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Size yardım etmek, sizi onlara egemen kılmak ve kalplerine korku ve dehşet salmak suretiyle, onları Allah öldürdü. Rivayet edildiğine göre, arkasında saklanmış oldukları kum tepesinden ayrılarak, vadiye gelen Kureyşlileri gören Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle der: ”Ey Allahım! Bunlar, kibir ve gururlanyia övünerek gelen ve senin peygamberini yalanlayan Kureyşlilerdir. Ey Allahım! Senden, bana söz verdiğin şeyi istiyorum!" Hazret-i Peygamber daha sonra, yerden bir avuç toprak alarak onların yüzüne doğru atar ve: ”Yüzler çirkinleşti" der. Bu toprağın, gözlerine ve burunlarına isabet etmiş olduğu müşriklerden hepsi yenilgiye uğramıştır. Mü'minler de bunları takip etmiş, bir kısmını öldürmüş, bir kısmını da esir almıştır. Ey Rasûlüm Muhammed! Attığın zaman da gerçekten sen atmadın. Görünüşte sen atar gibi göründüysen de -çünkü atmak, beşerin yapageldiği eylemler cinsinden şeylerdir- gerçekte Allah attı. Allah, bu toprak parçalarını, müşriklerin gözlerine ulaştırdı ve onlar yenildiler. Sizler de, onları perişan ettiniz. Buradaki ”atma" eylemi, şekil olarak Hazret-i Peygamber tarafından gerçekleştirilmiştir. Aslında ise, bunu yapan Allahü teâlâ'dır. Bir kimsenin, bir avuç toprak atmasıyla, bütün düşmanın gözlerinin kör olması ve mahvolmaları beşerin yapabileceği bir şey olamaz. Düşmanın öldürülmesi sebeplerini var eden Allah'tır. Meleklerini indirerek Müslümanların yardımına koşmuştur. Kâfirlerin kalbine korku salmış, mü'minlerin gönlünü de kuvvetlendirmek suretiyle sebepler kılıp, böylece isteğini gerçekleştirmiştir. Ve bunu, mü'minleri kendi katından güzel bir imtihana tâbi tutmak için yaptı. Böylelikle, yüce Allah, kendi katında bulunan şeylerden sevgili kullarına ikram edecek ve onları güzel bir şekilde ve çok büyük ödüllerle ödüllcndirecektir. Onlara zafer ve ganimet bahşedecektir. Bu âyetin görünümünden, mü'minlerin bir takım belâ ve musibetlere uğrayarak çile çekecekleri değil, birtakım şeylerle denenmeye tâbi tutulacakları anlaşılmalıdır. Belâ kelimesi, nimet ve külfet anlamına gelir. Bu belâ, sabrı ölçmek için külfet, şükrü ölçmek için nimet olarak da karşımıza çıkabilir. Her iki durumda da deneme gayesi taşır. Şüphesiz ki Allah, çok iyi işiten ve çok iyi bilendir. Allahü teâlâ, onların yardım istemelerini ve dualarını çok iyi işitir. İcabet etmek için gerekli olan durum ve niyetlerini de çok iyi bilir. |
﴾ 17 ﴿