30

Kâfirlerin seni tutup bağlamaları... Burada Kureyşlilerin, Mekke'deyken kurduğu tuzaklar hatırlatılmaktadır ki, o tuzaklardan kurtulduğu için Allah'ın nimetine şükretsin. Kureyşliler, ibn Kilâbin Mekke'de yapmış olduğu binada (Dâr'un-Nedve) toplanıp, Hazret-i Peygamberin durumu hakkında istişarede bulunmuşlardı. Kureyşliler, her konuyu burada görüşürlerdi. Bu görüşmeye katılanlardan bazıları, Ebû Rebîa'nın oğulları Ut be ve Şey be. Ebû Cehil, Ebû Süfyân, Nadr b. Haris gibi ileri gelen kimselerdi. Bu arada şeytan, yaşlı bir adam kılığında bunların arasına girdi. Sırtında, eski bir elbise vardı. Bu kılığıyla onlar arasında oturunca: ” Sen kimsin be adam! İzinsiz olarak aramıza nasıl girebildin?" diye sordular. O da: ”Ben Necid'lilerdenim. Mekke'ye geldim ve neler konuştuğunuzu duymak istedim. Görüşünüzü ve öğüdünüzü benden gizlemeyin" dedi. Onlar da: ”Bu adamdan size zarar gelmez" dediler ve aralarında bildikleri gibi konuşmaya devam ettiler.

Amr b. Hişam konuşmaya başladı ve: ”Benim görüşüm, Muhammed'i yakalayıp, bir eve tıkayarak kapısını kapatmanız, ona kelepçe takmanız, küçükçe bir delikten yemek ve suyunu vermeniz ve de ölünceye kadar orada hapis tutmanızdır" dedi. Şeytan dedi ki: ” Bu ne kötü görüştür! O kişinin toplumundan savaşçı birisi gelir ve onu sizden kurtarır!" Bunun üzerine dediler ki: ”Vallahi yaşlı adam doğru söylüyor."

Bundan sonra, Ebû'l-Buhtürî konuştu ve: ”Benim görüşüme göre, onu bir deve üzerine yüklemeniz, kelepçelerini takmanız, sonra da ölünceye kadar kendi toprağınızdan çıkarmanızdır, ya da dilediği yere gitmesidir" dedi. Şeytan: ”Ne fena görüş! Topluluğunuzu bozan ve kendisiyle sizden de bir grup bulunan bir adama yöneliyorsunuz ve de onu, aranızdan çıkarmayı amaçlıyorsunuz. Halbuki o, diğer bir topluluğa gidip, tatlı dili ve güzel sözleriyle o topluluğu da bozar. Araplar, onun etrafında toplanıp, onun güzel sözlerini dinlemeye başlarlar. Daha sonra sizin üzerinize yürür ve sizi yurdunuzdan çıkarır, içinizde bulunan ünlü kişileri öldürürler!" dedi. Onlar da: ” Vallahi yaşlı adam doğru söylüyor" dediler.

Bunun üzerine Ebû Cehil konuştu ve şöyle dedi: ”Benim görüşüme göre, her kabileden bir adamın toplanıp bir araya gelmesi, kılıçlarını alıp, hep birlikte onun boynunu vurması gerekir. Böylece, kanı bütün kabilelere dağılır ve onlar da, bunun intikamını hangi kabileden alacaklarını bilemezler. Bütün

Kureyş kabilesine de savaş açamazlar ya. Eğer diyet isterlerse, diyet ödeyip rahata kavuşabiliriz." Bunun üzerine şeytan: ”Vallahi bu genç en güzel görüşü ortaya koydu. Doğrusu onun dediğidir, bundan başkası da olamaz" dedi. Bu söz üzerinde karar kılıp dağıldılar.

Daha sonra da Cebrail inerek, olup bitenleri Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bildirdi. Her gece sabahlamış olduğu yatağında gecelememesini, Medine'ye göç etmesini söyledi. Hazret-i Peygamber de yatağına Hazret-i Ali'nin yatmasını söyledi. Daha sonra, Hazret-i Ebû Bekir'le yola çıktı ve mağaraya vardı.

"Mekr", hile, başkasına tuzak kurma ve gizli bir şekilde onun düzenini bozma anlamına gelir. Bu işi öyle ince bir ustalıkla yapar ki, olay meydana gelinceye kadar, kendisine tuzak kurulduğu anlaşılmaz. Durum bu olunca, âyetin anlamı şöyle olur: ” Ey Rasûlüm Muhammed! Sana tuzak kurup, seni kelepçelerle bağlamayı ve hapse atmayı tasarladıkları zamanı hatırla!"

Veya seni, Ebû Cehil'in görüşüne göre, her kabileden birinin kılıçlarıyla

öldürmeleri, yahut da seni, (yurdundan) Mekke'den, kendi aralarından

çıkarmaları için, sana tuzak kurduklarını hatırla! Onlar (sana) tuzak kurarlarken, Allah da onların

tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allahü teâlâ, kimseye tuzak kurmaz. Ancak, tuzak kuranların tuzağını boşa çıkarır. Tuzak kurma olayı, bir hile olduğu içindir ki, Allahü teâlâ buna başvurmaz, sadece, bu taktiği kullanana karşılık verir. Bu taktiğe başvurmak, Allahü teâlâ'nın büyüklüğüne uygun olmaz.

Allah, tuzakları bozanların en hayırlısıdır. Allah'ın tuzağı karşısında onların tuzaklarının önemi yoktur. Çünkü O, onların hilelerine, doğru ve gerçek olarak karşılık verecektir. Halbuki, onların hileleri bâtıl ve haksızdı.

Biliniz ki, halkın da Hakkin da tuzağı vardır. Halkın tuzağı, hile ve acizlikten kaynaklanır. Hâlikın (Yaratıcının) tuzağı ise, kudretin ve hikmetin eseridir. Hakkin tuzağına karşı halkın tuzağı, bâtıldır, boşunadır. Hakkin tuzağı ise, gerçektir, doğrudur.

Ebûl-'Aynâ anlatıyor: Benim, zalim hasımlarım vardı. Onları, Ahmed b. Ebî Davud'a şikâyet ettim ve dedim ki: ” Bunlar, birbirlerine arka çıkıp, tek yumruk haline geldiler." O bana: ”Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir" (Fetih: 10) anlamına gelen âyeti okudu. ”Onların tuzağı vardır" dedim, ”kötü tuzak, ancak sahihine dokunur" (Fahr: 43) âyetini okudu. ”Onlar kalabalıktır" deyince de: ”Nice az topluluklar vardır ki, kalabalık topluluklara galip gelmişlerdir" âyetini okudu. Bunun üzerine, gönlüm rahat olarak dönüp gittim.

30 ﴿