47

Ey mü'minler!

Sakın, ülkelerinden böbürlenerek, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın! Yani, Şam'dan gelmekte olan kervanı karşılayacak olan Mekkeliler gibi olmayın. Onlar, büyük bir gurur ve gösteriş içerisinde, kervanı karşılamaya çıkmışlardı. Geçmişleriyle övünüyorlardı. Birtakım hayalî nimetleri düşünerek büyüklük taslıyorlardı. İnsanları Allah yolundan, cennet yolundan ve sevap işlemekten alıkoyuyorlardı. İşte sizler, bu grublar gibi olmayın! Onlar bu davranışlarını, kendileri övünmek için, başkaları da onları övsün diye yapıyorlardı. Böylece onlar, Cuhfe denilen yere vardıklarında, Ebû Süfyân'ın elçisi kendilerine ulaşıyor ve: ”Geri dönün! Kervanınız, Muhammed'den ve onun ashabının yağmalamasından kurtuldu" diyor. Ebû Cehil ise: ”Hayır! Bedir'e varıncaya, orada içkilerimizi içip, kölelerimiz bize çalgılar çalıncaya kadar, orada toplanan Araplara ikramda bulununcaya kadar devam edeceğiz" diyordu. Bu isteklerine ulaştılar. Fakat, içki yerine ölüm içtiler. Kölelerin şarkıları yerine de, ölüm ağıtları dinlediler. Mü'minler, onlar gibi gösterişli ve kendilerini beğenen olmaktan kaçınırlar. Çünkü bu gibi şeyler, mü’minlere yasaklanmıştır. Onlar, takva ve ihlâslı olmakla emrolunmuşlardır.

Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. İnsanlara, yaptıkları şeylere göre ceza veya mükâfat verir. Ayette, çirkin amel işleyenler için bir tehdit ifadesi vardır. Özellikle, âyette konu edilen gösteriş ve büyüklük taslama eylemlerini işleyenler için. Bu, gösteriş diye Türkçeye çevirdiğimiz riya, güzeli açığa vurma ve kötüyü de gizleme eylemidir ki, bu da nefis için yerilmiş olan eylemlerdendir.

Sâlih kimselerden birisi şöyle anlatır: ”Gecenin birinde, seher vaktinde, yola yakın olan odamdaydım ve Tâhâ sûresini okuyordum. Bitirdiğimde hafif bir uykuya daldım ve elinde bir sayfa olarak gökten inen bir kimse gördüm. O sayfayı önüme açtı ve Tâhâ sûresi olduğunu anladım. Her kelimenin altında, on tane sevap olduğunu gördüm. Bundan sadece bir kelime müstesna idi. O kelimenin yerinin silinmiş olduğunu, altında da başka bir şeyin olmadığını gördüm. Kendi kendime dedim ki: 'Ben bu kelimeyi de okumuştum, fakat sevap namına bir şey yok.' O şahıs dedi ki: 'Doğru söylüyorsun. Onu okudun, biz de yazdık. Fakat gökten birisi seslenerek ' onu silin ve sevabını düşürün' dedi. Biz de sildik. Uykumda ağladım ve dedim ki: 'Bunu neden yaptınız?' O dedi ki: ”Bir adam geçiyordu. Sesini duysun diye o kelimeyi yüksek sesle okudun. Böylece de sevabın kayboldu."

Akıllı olan insan, amelinde ihlâslı olur. İhlâs, Allah'a yaklaşma isteğidir, O'nun emirlerini yüce tutma isteğidir, O'nun çağrısına uyma arzusudur. İster mâlî, isterse bedenî ibadetlerde olsun, durum böyledir.

Tatarhaniye isimli kitapta şu yazılıdır: Bir kimse halis niyetle namaza başlar da sonradan kalbine gösteriş girerse, başladığı gibi kalır. Gösteriş şöyle olur: Bir kimse insanlardan uzak olursa namaz kılmaz, insanlarla beraber olursa kılar. Ayrıca insanlarla kıldığı zaman güzel kılar, ayrı kıldığı zaman güzel kılamaz. Kendisine namaz sevabı verilir, fakat güzel namaz kılma sevabı verilmez. Oruçta, gösteriş olmaz. Ancak insanlar seni takva sahibi ve sâlih kimse sansınlar diye yüzünün sararması ve bedeninin zayıflaması için oruç tutarsa o zaman riyâ olur. İnsanların hatırı için çekilen şu yorgunluğa bakınız! Akıllı ve düşünceli adam böyle yapar mı hiç? Bu gibiler hakkında ”akıl bakımından serçeden daha hafif" yani ”kuş beyinli" tabiri kullanılır. Hazret-i Peygamber'in Şâiri Hasan b. Sâbît şöyle der:

Kavmin uzun ve büyük olmasının pek önemi yoktur.

Tıpkı, katırların cüsseli olmasının ve serçelerin akıllarının önemi olmadığı gibi.

Dünya, nedir ki akıllı insanın ilmiyle onu istesin ve eceli gelinceye kadar ömür tüketsin? Rivayet edilir ki Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), eskiden insanların yaşamış olduğu bir harabeye uğrar, orada bir hayvan leşi görür ve: ”Sahibinin buna ihtiyacı yok mu?" diye sorar. Onlar: ”Ey Allah'ın Nebisi! Onların buna ihtiyacı olsaydı atmazlardı" derler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): ”Allah'a yemin ederim ki, dünyanın Allah katındaki değeri, bu leşin sahibine olan değerinden daha azdır" buyurur.

47 ﴿