48Hani Şeytan, onların yaptıklarını kendilerine güzel göstermiş ve: Ey Rasûlüm Muhammed! Şeytanın, Mekke kâfirlerine, ınüslümanlara karşı düşmanlık yapma eylemlerini güzel gösterdiği zamanı hatırla! 'Bugün sizi yenecek hiçbir insan yoktur. Ben de kesin olarak sizin yanınızdayım' demişti. Şeytan onlara: ”Sizin sayınız çoktur, onlar ise azdır. Ben sizi korur ve sizin yardımınıza koşarım" demişti. Ayette geçen ”câr" kelimesi, arkadaşını koruyan ve ona gelebilecek her türlü zararı engelleyen anlamına gelir. Komşunun komşuyu koruduğu gibi. Ayette geçen ”insanlar" ifadesi ile, mü'minler kastedilir. İki topluluk Bedirde birbirine görününce, yani karşılaşınca geri dönüp: 'Ben sizden uzağım. Sizin görmediklerinizi görüyorum. Yenilgiye uğrayan kimse, savaş alanından gerisin geriye kaçar. Çünkü, düşmandan korkan böyle yapar. Burada görülenler, müminlerin imdadına yetişen meleklerdir. Haris der ki: ”Biz, Yesrib'li bodur boylu kimselerden başkasını görmedik." Allah'tan korkarım. Allah'ın cezası pek çetindir' demişti. Bana bir kötülük isabet etmesinden ya da helak olmaktan korkarım. Allahü teâlânın, O'ndan korkmayana vereceği ceza çok çetindir. Burada, yalancı olan şeytan bile, Allah'ın azabından korktuğunu söylemektedir. Allah'ın cezası üzerine bir düşüverse, perişan olurdu, yok olurdu. Onun içindir ki, Hazret-i Ömer'in gölgesinden dahi kaçıyordu. Hazret-i Ömer bir yol takip ederken, şeytan mutlaka ondan kaçıp, bir başka yol takip ederdi. Şeytan, kendisinin azaba uğrayıp, cezaya çarpılacaklardan olduğunu biliyordu. Onun korkusu, Allah'ın azabının şiddetindendi. Çünkü biliyordu ki, Allah'ın azabının ve cezasının sonu yoktur. Şeytanın âdetlerinden birisi de, kendisine itaat eden kimseyi, helakin içine atıp, kendisinin temize çıkıp savuşmasıdır. Anlatıldığına göre âbidin biri uzun yıllar manastırında kulluk yapmıştı. Kralın da bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. Kral, bu kıza erkeklerin dokunmasından kaçındığı için, âbidin manastırına götürmüş ve oraya yerleştirmişti. Böylelikle de, onu birinin tanımasına ve istemesine engel olmayı düşünmüştü. Derken kız büyümüştü. Günün birinde şeytan, şeyh kılığına girerek âbide gelmiş, onu aldatmış ve o kızı iğfal ettirmiş, kız da hâmile kalmıştı. Kızın hamile olduğu anlaşılınca, şeytan tekrar âbide gelmiş ve: "Sen bizim zâhidimizsin. Bu kız doğurursa, senin zina yaptığın ortaya çıkacak ve büyük bir skandal olacak. Doğumu yapmadan önce bu kızı öldür. Babasına, kızın öldüğünü söylersin, o da sana inanır ve cezadan kurtulursun" der. Zâhid, kızı öldürür. Bunun üzerine şeytan, bir ilim adamı kılığına girerek krala gelir ve zahidin kızma yaptıklarım bildirir. Sonra da: "Eğer işin gerçeğini öğrenmek istersen, kabri aç görürsün" der. Kral da öyle yapar ve işin doğru olduğunu anlar. Zahidi alıp devesine bindirir, şehre götürür ve orada asar. Şeytan, asılı halde bulunan bu zahide gelir ve: " Benim emrimle zina yaptın, cana kıydın. Şimdi bana iman et de seni kralın azabından kurtarayım" der. Sapıklığa batmış olan zahit, bu sefer de şeytana iman eder. Şeytan zahitten kaçar ve uzak bir yerde durur. Zâhid: ”Beni kurtar" dediğinde: şeytan ona: "Alemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarını" cevabını verir. Akıllı olan kimse, şeytanın tuzağından sakınmalıdır. Biliniz ki şeytan, Allah yolunda olan kimseye galip gelince, o kimseyi kuvvetle ve üstünlükle kandırıp, ona istediğini yaptırır. |
﴾ 48 ﴿