49

Hani, Medine'de bulunan Evs ve Hazrec kabilesinden

münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Kalblerinde hastalık bulunanlar, yeni müslüman olan ve imanları kuvvet kazanmayan ve yakınları engel olduğu için hicret edemeyen Kureyş'lilerdi. Kureyşliler Bedke çıktıklarında, onları zorla götürmüşlerdi. Müslümanların sayısını az görünce, şüpheye düşüp, dinlerinden dönmüşler ve Mekkelilere:

'Bunları dinleri aldattı' demişlerdi. Güya mü'minleri dinleri aldatmışmış. Bir avuç müslüman, sayı ve hazırlığı çok az bir grup, sayı ve güç bakımından kalabalık olan Kureyşe karşı savaşa çıkmış. Bunlar, kesinlikle Kureyşlilerin yeneceğine inanıyorlarmış. Çünkü onların sayısı bin civarındaydı; Müslümanların sayısı ise üçyüz on küsurdu. Allahü teâlâ da bunlara cevap olarak:

Oysa kim Allah'a dayanırsa... Her kim bütün işlerini Allah'a havale eder, O'na dayanır, O'na güvenir ve O'nun hükmüne razı olursa,

bilsin ki O Allah, azizdir, hakimdir. Allah mutlak galiptir. O'na dayanan perişan olmaz. Akıllar kavrayamasa bile O, yaptığı her şeyi bir hikmete dayalı olarak yapar. Onun yaptıklarını, akıllar şaşkınlıkla dahi karşılasa, O'nun her yaptığında bir hikmet vardır.

Haccac b. Yusuf Mekke'de bulunduğu bir sırada, Beytullah'ın etrafında yüksek sesle telbiyede bulunan bir ses duyar ve:

"O adamı bana getirin" diye emir verir. Adam kendisine getirildiğinde:

" Bu adam neyin nesidir?" diye sorar. Adam: ” Müslümanlardanım ” cevabını verir. Haccac: ”Müslümanlığını sormadım" deyince, Adam: ”Neyimi soruyorsun?" der. Haccac:

"Ülkeni soruyorum" deyince. Adam: ”Yemenliyim" der. Bunun üzerine Haccac:

" Muhammed b. Yusuf'u (Haccac'ın kardeşidir) nasıl tanırsın?" diye sorar. Yemenli zat:

" Onu, boyu bosu yerinde, kocaman bir adam olarak tanırım" der. Haccac: ”Ben onun gidişatını soruyorum" deyince, Yemenli adam:

"Ben onu; zâlim, câhil, yaratıklara itaat eden, yaratıcıya karşı çıkan birisi olarak tanırım" der. Bunun üzerine Haccac:

" O adamın, benim yakınım olduğunu bildiğin halde nasıl böyle konuşabilirsin?" diye sorar. Yemenli adam hiç istifini bozmadan şu cevabı verir:

"Acaba, onun sana olan yakınlığı, benim Allah'a olan yakınlığımdan daha mı üstündür'? Ben. O'nun evinin ve peygamberinin ziyaretçisiyim ve O'nun dinine uymuşum!" Bu cevap üzerine Haccac susakalır ve hiçbir cevap vermez. Adam da izin almaksızın huzurundan ayrılır ve gidip Kabe örtüsüne tutunarak şöyle yalvarır:

"Ey Allah'ım sana sığınırım! Sana dayanırım! Allahım, kısa zamanda sıkıntılardan kurtarmam, ezelî ihsanını ve güzel âdetini bizlere nasib et."

Yaratıktan korkmadan, bütün açıklığıyla hakkı ortaya koyan şu adama bakınız! Özellikle, kendi çağında, yaratıkların en zâlimi olan ve kan döken zâlim Haccac'a karşı nasıl bir cevap veriyor. Öyle bir cevap veriyor ki, sözle anlatmakta bile güçlük çekiyoruz. Demek ki insan, Allah'a dayanıp, O'ndan yardım alınca, her şeyi yapabiliyor.

Biliniz ki, kalblerde olan hastalık iki türlüdür:

Birincisi; dinde ve imanda olan şüphedir. Bu hastalık, kâfirlerin ve münafıkların kalblerinde bulunan şüphedir.

İkincisi ise; insanın, nefsânî zevk ve şehvetler için dünyaya yönelmesidir. Bu hastalık da, Müslümanların kalp hastalığıdır.

Kâfir ve münafıkların kalp hastalığının tedavisi; iman, tasdik ve yakîn iledir. Onlar, bu hastalıkla ölürseler, helak olurlar. Müslümanların kalplerindeki hastalığın tedavisi ise; tevbe, istiğfar, zühd, ibadet, vera' ve takva iledir.

49 ﴿