18

Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı gereği gibi kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar imar ederler. İşte onların, doğru yola ulaşmış olmaları umulur. Buradaki ”mescidler" ifadesi, hem Mescid-i Haram'ı, hem de diğer mescidleri kapsar. Bir tek olan Allah'a imanın içerisinde, peygambere iman da yer almaktadır. Ahiret gününün kapsamında; öldükten sonra diriltilmek, hesap vermek ve ceza görmek, ya da mükâfat elde etmek de vardır. Namazı da cemaatle kılmak gerekir. Çünkü hadiste: ” Bir kimsenin cemaatle kılmış olduğu namazın sevabı, çarşıda ya da evinde kılmış olduğu namazdan yirmi beş kat daha fazladır" buyurulmuştur. (4) Teravih namazında cemaat olmak, daha faziletlidir. Cemaat yapılması gerekenlerin, mescitte yapılması ise, en faziletli olandır.

Farz olan zekâtı da, gönül rızasıyla vermek gerekir. Âyette zekât, namazla birlikte anlatılmıştır. Çünkü, bunların biri olmadan, diğeri kabul edilmez. İşte, bütün bu ilmî ve amelî özellikleri kendisinde toplayan kimse, mescidleri de tamir edebilir.

Ayrıca bu kimse, Allah'tan başka hiçbir şeyden de korkmaz. Kınayanın kınamasından ve zalimin zulmünden çekinmez. İşte bu niteliklere sahip kimseler, cennetteki isteklerine ve oradaki yüceliklere ulaşırlar. Bu güzel sıfatlara ulaşmalarının anlatılmış olması, kâfirlerin amellerinin fayda vermeyeceğini belirtmek ve inkarcıları azarlayarak, kendilerinin doğruluğa erişmediklerini anlatmak içindir. Çünkü kâfirler, kendilerinin güzel şeyler yaptıklarını sanıyorlardı. Mü'minler bile, kendilerinde bu güzel vasıfların bulunmasına rağmen, ”belki, umulur ki" gibi ümit belirten kelimeler kullanılmak suretiyle ifade edilmişlerdir. Mü'minlerin durumu böyle olursa, bozgunculuk yapan kâfirlerin durumu ne olacaktır acaba?

Haddâdî şöyle diyor: ”Umulur" kelimesi, Allah için vücup ifade eder. Âyette bu kelimenin kullanılmış olmasının sebebi; insanın, yaptığı amellerin sevabını boşa çıkaracak olan şeye dikkat etmesi içindir.

Biliniz ki, mescidlerin onarılma olayı birçok şekilde olur. Yepyeni bir mescid yapmak, yıkılanı yeniden yapmak, döşemesini yaparak onları süslemek, süpürmek ve temizlemek... gibi. Hasan da: ”Cennetteki Hurilerin mehilleri, mescidleri süpürmektir" der. Mescidi döşeyip güzelleştirmek de böyledir. Bazıları da şöyle diyor: ”Mescidin altına ilk defa hasır döşeyen, Hazret-i Ömer'dir. Ondan önce küçük çakıl taşlarıyla döşeliydi." Mescitlere kandil asmak, mum yakıp onları aydınlatmak da tamir sayılır. Mescide ilk olarak kandil takan yine Hazret-i Ömer'dir. Ubey b. Kâ'b'ın etrafına, teravih namazı kılmak için insanlar toplandığında, Hazret-i Ömer oraya kandil asmıştı. Hazret-i Ali bunu parlar halde her gördüğünde: ” Ey Hattab'ın oğlu! Mescitlerimizi aydınlattın. Allah da senin kabrini aydınlatsın" diye duâ edermiş. Mescitlerin bakım ve koruma işi de tamire girer.

18 ﴿