36

Allah'ın yazısına göre; gökleri ve yeri yarattığı gün, Allah katında ayların sayısı on iki ay olup... Hac, umre, oruç, zekât ve bayramlar gibi dini hükümlere, ilişkin ayların sayısı on ikidir. Bu aylar, Arabî-kamerî olup bir hilâlin görünüşünden, diğer hilâlin görünüşüne kadar olan zamandır ki, bu da bazan yirmi dokuz, bazan da otuz gündür. Ay yılının müddeti ise, üçyüz elli dört gün ve sekiz saattir. Güneş yılının müddeti de, iiçyüz altmış beş gün ve altı saattir. Ay yılı, güneş yılından kısa olduğu için, kamerî aylar, mevsimden mevsime kayarlar. Oruç, hac ve bayramlar, bazan yaz aylarına, bazan da kış aylarına rastlar. Diğerlerinde ise, güneşin tam bir dönüşümüyle hareket edildiği için, bayramlar ve oruç, hep aynı mevsime rastlar.

Ayların sayısının on iki oluşu, Allahü teâlâ tarafından Levh-i Mahfuz'da sabit kılınmıştır. O'nun hükmü böyledir. Bu durumun böyle oluşu, yüce Allah'ın eşyayı cisimleri yaratışından beri böyledir. Böyle söylenmesinin sebebi şudur: Çünkü Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün, ay ve güneşi göklerde hareket ettirmiştir. Ay sayısının toplamı on ikidir. Bu ne eksiltilir ne de artırılır. İlk ay Muharrem, son ay ise Zilhiccedir.

Ikdü'd-Dürer adlı kitapta şunlar yazılıdır: ”Bazı ilim adamları, ayların isimlerinin anlamları olduğunu söylerler. Araplar, efendileri gördüklerinde, âdetlerini bırakır ve saldırmayı terkederlerdi ve ”Muharrem" (haram/yasak/mübarek) derlerdi. Bedenleri hastalanıp, organları zayıflayınca ve renkleri sararınca da ”Safer" derlerdi. Çiçekler çıkıp, bahçeler yeşerince ”Rabî'ayn" (rebîu'l-evvel ve Rebîu'l-âhir), meyveler azalıp, hava soğuduğunda ve sular donduğunda ise ”Cemâdeyn" (cemâziyel-evvel, Cernâziyel-âhir) derlerdi. Denizler dalgalanıp, nehirler aktığında ve ağaçlar depreştiğinde ”Receb" derlerdi. Kabileler birbirlerinden ayrılıp, aralarındaki ilişkiler kopunca ”Şa'bân", gökyüzü ısınıp, kumsal da sıcaklaşınca ”Ramazan" derlerdi. Toprak tozlaşıp, sinekler çoğalınca, develer de kuyruklarım sallayınca ”Şevval" derlerdi. Tüccarları görünce, sefere çıkmayı bırakırlar ve ”Zülka'de", her taraftan hacılar toplanıp gelince, ortalığın kalabalıklaştığı ve Kurbanların kesildiği zamana da ”Zilhicce" derlerdi."

Bunlardan dördü haram aylardır... Bu aylardan dört tanesi haram (kutsal) aylardır. Bunlardan birisi tektir ki o da Recep ayıdır. Diğer üçü ise peşpeşe olup, Zi'lkade, Zi'lhicce ve Muharrem aylarıdır. Bu dördü mukaddes aylar olup, bu aylarda savaşmak haramdır.

Doğru din budur işte! Belirtilen bu dört ayın kutsal olması var ya, işte gerçek din budur. Bu, gerçek din; İbrahim ve İsmail peygamberlerin dinidir. Araplara bu din, o iki peygamberden miras kaldı.

O aylarda kendinize haksızlık etmeyin. O ayların kutsiyetini çiğnemek ve yasaklanan şeyleri yapmak suretiyle, kendinize haksızlık etmeyin.

İlim adamlarının çoğunun kanaatine göre, bu aylarda savaşmanın haram oluşu yürürlükten kaldırılmıştır. Yani bu âyet, mensuh bir âyettir. Ayette geçen ”zulüm" (haksızlık) kelimesini, ”büyük günahları işlemek" şeklinde yorumlamışlardır. O büyük günahları işlemek, Harem'de ve ihramlıyken günah işlemek gibi büyük günahlardandır. Haksızlık yapmak her zaman yasak olmasına- rağmen, bu dört ay içerisinde kendine karşı haksızlık yapılmamasına özellikle dikkat çekilmiştir. Bu aylarda işlenen haksızlığın, en ağır haksızlık olduğu açıklanmak istenmiş ve sanki ” o aylarda özellikle kendinize haksızlık etmeyin" denmiştir.

Müşriklerin sizinle topyekün savaştığı gibi, siz de onlarla topyekün savaşın. Müşriklerin tümüne karşı, siz de bir bütün olarak her zaman savaşın. Bu konuda birbirinize arka çıkın ve yardımlasın. Tıpkı onların, Hıll'de ve Harem'de sizinle topyekün savaşmış oldukları gibi. Cihad, kıyamete kadar devam edecektir. Onun içindir ki, onlarla her zaman savaşınız.

Allah'ın, muttakilerle beraber olduğunu da bilin! Savaşa giriştiğiniz zaman, Allahü teâlâ yardım ve desteğiyle sizinledir. Bu ifadeyle, onların takvaları övülmüş ve böylelikle de, yardıma kavuşacakları belirtilmiştir. Ayette geçen ”takva" kelimesinden maksat kelime-i şehâdettir. Mü'min, kelime-i şehâdette dünya hayatında, kendisini ve ailesini ölümden ve âhirette de azaptan korur. Hadiste: ”Cennet, kılıçların gölgeleri altındadır" buyurularak, mücahidin savaşta olma durumunun, cennete girmesine sebep olacağı vurgulanmıştır. Cennetin kapıları, sanki mücahid için hazırlanmıştır. Hadiste kılıcın zikredilmiş olması. Arapların en önemli silahının kılıç olmasından dolayıdır.

36 ﴿