48Önceden (Uhud harbinde) de fitne çıkarmak istediler ve işleri sana tersyüz ettiler. Bu münafıklar, Tebük savaşından daha önce, yani Uhud'da, senin gücünü dağıtmak, arkadaşlarını senden uzaklaştırmak istemişlerdi. Obey, üç yüz arkadaşıyla çekip gitmişti ve geride peygamberle birlikte yedi yüz samimi mü'min kalmıştı. Münafıkların reisi Übey b. Selûl ile beraber olan bu grup, Tebük savaşına da katılmaktan çekinmişti. Yine bu münafık grup, Hendek savaşında fitne çıkarmak istemiş ve: ”Ey Medineliler! Sizin yeriniz yok, geri dönün!" (Ahzab: 13) diye bağırmışlardı. Böylelikle onlar, çalışıp çabalamak suretiyle, işleri tersyüz edip, tuzaklar kurmuşlardı. Senin emirlerini tersyüz etmek için, görüşleri reddetmişlerdi. Sonunda hak geldi ve istemedikleri halde Allah'ın emri galip geldi. Daha sonra, Allahü teâlâ'dan yardım ve zafer gelmesiyle, O'nun dini galip geldi ve dinin şerefi yükseldi. Onlar bunu istemiyorlardı. Buna rağmen zafer gerçekleşti. Şu âyetlere bir bak da münafıkların durumunun nasıl aşağılandığını gör. Buna karşı, Rasûlüllah'ın ve müminlerin nasıl teselli edildiğini, muttaki insanların durumlarının ne olacağını da gör. Her zaman samimi Müslümanlar arasına karışmış münafıklar vardır. Fakat, niyeti doğru ve dürüst olanlar, gösterişçi, nevasına uyan ve dine uzak olan gruptan ayrılmayı yeğlerler. Çünkü, kendi türünün başkasıyla ilişkilerde bulunduğun zaman, din konusunda bir takını karışıklık ve ayrılıklara sebep olur. Daha sonra ise Allahü teâlâ'nın: ”...Sizi birbirinize düşürmek için aranıza fitne sokarlardı." hükmü gerçeklik kazanır. Bu ifade, söz taşıyanları ve söz taşımayı kınayan bir ifadedir. Söz taşımak (nemime), açıklanması istenmeyen bir şeyi açıklamak anlamına gelir. Kabir azabının üçte biri, söz taşıma yüzündendir. Rivayet edildiğine göre, adamın biri. Hasan-ı Basrî hazretlerine bir dedikodu getirir ve: ”Falanca adam senin aleyhinde konuştu" der. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, ”ne zaman?" sorusunu sorar. Adam da ”bugün" der. ”Onu nerede gördün" diye sorunca da ”evinde" cevabını alır. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî: ”Onun evinde ne işin vardı?" diye sorar ve: ”O kişi ziyafet vermişti" cevabını alır. Hasan-ı Basrî tekrar: ”Orada ne yediniz?" diye sorar. Adam da: "Şöyle şöyle... Tam sekiz çeşit yemek yedik" der. Hasan-ı Basrî de şöyle der: ”Senin karnına sekiz çeşit yemek sığdı. Fakat bir tek söz sığmadı. Defol çık yanımdan ey günahkâr adam!" Bundan söz taşıyanların sözüne inanmamak ve onlara buğzetmek gerektiği anlaşılıyor. Gönül adamlarından biri, arkadaşlarını ziyarete gitmiş ve orada kendisine başkasından bir haber nakledilmişti. Gönül adamı bu haberi getiren adama şöyle dedi: ” Ziyarette geciktim diye mi bana üç tane cinayet getirdin? Kardeşim hakkında beni öfkelendirdin, gönlümü boş şeylerle meşgul ettin ve kendini töhmet altında bıraktın." Akıllı insanın yapması gereken şey, dilini tutması ve bütün organlarını boş sözlerden korumasıdır. |
﴾ 48 ﴿