12

Ey Rasûlüm Muhammed!

Belki senin... Burada geçen ”belki" anlamındaki ”lealle" kelimesinin iki anlamı vardır. Bunlardan birincisi ”tereccî" yani ummak, ikincisi de ”işfâk" yani korku içinde bulunmaktır. Bu ikisi de Allah için değil, muhataplar için kullanılır. Bu âyetteki anlamı ise ”vazgeçmeme"dir. Yani işfâktır. Dolayısıyla ”sana indirilen vahyi tebliğ etmekten uzak durma ve tebliğden vazgeçme! Eğer vazgeçersen bundan kork" denilmektedir.

'Ona bir hazine indirilmeli, tıpkı krallar gibi, işlerini görürken yararlanacağı hazineler indirilmeli

veya yanında bir melek gelmeli, böylece onun doğruluğuna şehadet etmeli ve hedefine ulaşma konusunda yardımcı olmalı

değil miydi' demelerinden dolayı kalbin daralır, Kur'an'ı onlara okuyup tebliğ etme konusunda sıkıntıya düşersin

ve dolayısıyla

sana vahyolunanın bir kısmını terkedecek olursun.

Rivayet edildiğine göre, Mekke müşrikleri: ”Bize, içinde putlarımız hakkında kötü söz olmayan ve atalarımızın inancına ters düşmeyen bir Kur'an getir" demeleri üzerine, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların taptıkları sahte ilâhlara açık bir şekilde kötü şeyler söylememeyi düşündü. İşte bunun üzerine yüce Allah bu âyeti indirdi.

Nitekim Mekke ileri gelenleri şöyle söylüyorlardı: ”Ey Muhammed! Eğer sen gerçekten peygambersen Mekke dağlarını bizim için altın yapıver." Bazıları ise: ”Bize, peygamberliğini tasdik edecek melekler getir" diyorlardı.

Ey Rasûlüm Muhammed!

Sen ancak bir uyarıcısın. Dolayısıyla senin görevin, sana vahyedilen şeyle onları uyarmaktır. Onların reddetmeleri ve alaylarından dolayı, sana bir sorumluluk yoktur. Öyleyse bundan dolayı niçin göğsün daralıyor?

Allah her şeye vekildir. Sen ona dayan. Çünkü o, putperestlerin durumunu biliyor. Söz ve hareketlerinin cezasını da mutlaka verecektir. Kısacası sen, onlara aldırmadan tebliğ görevini yerine getir. Şüphesiz Ben seni korur, onlara karşı sana yardımcı olurum.

12 ﴿