15

Babalan izin verdikten sonra

onu götürüp yapmak istedikleri eza ve cefayı yaptılar. Olay şöyle gelişti: Ya'kub (aleyhisselâm), kardeşlerinin Yûsuf un onlarla beraber ısrarla sahraya çıkmasını istediklerini ve onu koruyacaklarına dair yemin ederek söz verdiklerini gördü. Aynı şekilde Yûsuf’u da gezip dolaşmaya meyilli görünce, kendisini kaderde ne yazılıysa ona razı olmaya mecbur hissetti. Böylece Yûsuf’u beraberlerinde götürmelerine izin verdi. Ancak gözden kayboluncaya kadar uzaklaşınca babalarının nasihatlerine uymadılar ve kardeşlerini yere yatırarak: ”Ey yalancı rüya sahibi! Sana secde eder halde gördüğün yıldızlar nerede? Şimdi gelsinler de seni elimizden kurtarsınlar" dediler ve kendisine eziyet vermeye, vurmaya başladılar. Yûsuf ise kardeşlerinden kime sığındı ise, ondan dayak yedi. Bu şekilde kendisine kötü davranmayı, sıkıştırmayı artırdılar. Bunun üzerine dayanamayarak ağlamaya ve: ”Ey babacığım! Sana verdikleri sözü ne çabuk unuttular! Ne çabuk vasiyetine uymadılar!.. Ah! Cariyenin oğullarının, oğluna yaptıklarını bir bil sen!" diye seslenmeye başladı. Daha sonra Yehuda ortaya atılarak kardeşlerine şöyle dedi: ”Bana onu öldürmeyeceğinize dair söz vermediniz mi?" Onlar da: ”Evet söz verdik" diye cevap verdiler. Bunun üzerine: ”Öldürmeden daha hayırlısını size göstereyim mi? Onu kuyuya atın" dedi. Bunu duyan kardeşlerinin kızgınlıkları geçti ve: ”Öyle yapalım" dediler. Böylece

kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman beline bir ip düğümleyerek içeriye doğru sarkıttılar. Çünkü kuyunun üst kısmı dar, dibi ise genişti. Yûsuf (aleyhisselâm), ipe tutunarak dışarı çıkmak istedi. Onlar da Yûsuf’un iki elini bağladılar. Gömleğini babalarını aldatmak amacıyla yalancı kan sürmeye karar verdikleri için üzerinden soydular. Bunun üzerine Yûsuf kardeşlerine şöyle dedi: ”Ey kardeşlerim! Gömleğimi bana geri verin ki, yaşadığım sürece giyeyim ve öldükten sonra da kefenim olsun." Buna rağmen gömleğini geri vermediler. Üstelik kuyunun yarısına kadar indiğinde ipi keserek ölmesi için onu içeriye bırakıverdiler. Ancak kuyunun içerisinde su vardı." Yûsuf suya düştü. Sonra da kuyunun kenarında bulunan bir kaya parçasına tutundu ve ağlayarak ayağa kalktı.

Hasen el-Basrî şöyle dedi: ”Yûsuf (aleyhisselâm) kuyuya on iki yaşında iken atıldı. Babasına ise kırkından sonra kavuştu."

Yûsuf (aleyhisselâm)'un on yedi yaşında iken kuyuya atıldığı da rivayet edilir.

Kuyuya atılınca şöyle dediği söylenir: ”Ey şahit olup gaip olmayan, yakın olup uzak olmayan, galip olup mağlup olmayan Allah'ım! Bana içinde bulunmuş olduğum şu durumdan bir kurtuluş ve çıkış yolu göster..."

Kevâşîde denir ki: Yûsuf (aleyhisselâm) kuyuda üç gün kaldı ve Cibril (aleyhisselâm) kendisine bu sırada şu duayı öğretti: ”Her kederi gideren, her duayı kabul eden, her kırığı saran ve her yalnızı avutan Allah'ım!.. Muhakkak senden başka ilâh yoktur. Seni tesbih ederim. Senden bana bir kurtuluş, bir çıkış yolu kılmanı, kalbime sevgini yerleştirmeni, beni korumanı ve bana acımanı istiyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi Allah'ım!.."

Biz Yûsuf'a: 'Yemin olsun ki sen onların sana yaptıkları

bu işlerini, devlet idaresinde hatırı sayılır, güçlü bir kimse olacağından ve durumunun bu hale geleceğini akıl edemeyeceklerinden dolayı

onlar senin Yûsuf olduğunun

farkına varmaksızın gelecek bir gün

kendilerine haber vereceksin' diye kendisini müjdelemek ve avutmak için

vahyettik. Allah'ın Yûsuf (aleyhisselâm)'a gönderdiği bu vahiy, nübüvvet ve peygamberlik vahyi idi.

15 ﴿