24Yemin olsun ki, kadın ona meyletti. Yani kendisini Yûsufa gösterip, nefsinden murad almak için kapıları kapattıktan ve ”haydi gel!" diyerek yanına çağırdıktan sonra, onunla birleşmeyi, cinsel ilişkide bulunmayı büyük bir azimle istedi. Belki de bu arada Yûsuf (aleyhisselâm)'u kapıya doğru kaçmaya zorlayan, Züleyha'nın elini kendisine uzatarak açması, kucaklaşmayı istemesi gibi birtakım hareketler de meydana gelmiş olabilir. Eğer Rabbinin zinanın çok çirkin, büyük bir günah olduğunu gösteren delilini, yani doğruyu gösteren mucizesini görmeseydi, o da insanoğlunun tabiatı ve gençlik şehveti gereği zorlanmadan herhangi bir amaç izütmeksizin kadına meyledecekti. Ancak Yûsuf (aleyhisselâm) böyle bir zina suçu işlemediği gibi, haram olan herhangi bir şeye de meyletmeyen birisiydi. Bunun için âyet-i kerîme'de ”...ikisi de birbirleriyle birleşmeye meylettiler" gibi bir anlam bulunmamaktadır. Bu da ”meyletme'îim tek taraflı olduğunun kanıtıdır. Diğer taraftan âyetteki Yûsuf (aleyhisselâm)'un ”Rabbinin delilini görmesi" ndeki amaç, zinayı gerçek yönüyle çok çirkin bir suç olarak yakinen bilmesiydi. Çünkü böyle bir bilgiyle olayların iç yüzü gerçek şekilleriyle ortaya çıkar. Tıpkı Allah'ın Rasûlü (sallallahü aleyhi ve sellem)'nün şu sözünde olduğu gibi: ”Cennet'in etrafı nefse hoş gelmeyen şeylerle. Cehennem'in ise şehvetlerle çevrilmiştir." (4) İşte böylece Biz, kötülük yani efendiye hiyanet etmeyi ve fuhşu, yani zinayı ondan uzaklaştırmak için böyle yaptık. Ona delillerimizi gösterdik ve öğrettik. Çünkü zina çirkinlikte haddi çok aşan bir günahtır. Burada Yûsuf (aleyhisselâm)'un kesinlikle günah işlemeye meyletmediğinin, böyle bir şeye asla yönelmediğinin, açık ispatı vardır. Eğer aksi olsaydı âyette: ”Biz onu kötülük ve fuhuştan uzaklaştırmak için" denilirdi. Ancak durum böyle olmadı. Aksine kötülük ve fuhuş ona dışarıdan geldi. Yüce Allah da dışarıdan gelen kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırdı. Çünkü o, Allah'ın kendilerini itaat etmekten alıkoyacak şeylerden korumak suretiyle kendisine itaat için seçtiği ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı. Burada Şeytanın Yûsuf (aleyhisselâm)'u kandırmak için bir yol bulamadığının ispatı vardır. Nitekim Sâd sûresinin 82. âyetinden de anlaşılmaktadır ki İblis, ihlâslı kulları azdıramıyacaktır. Orada şöyle buyrulur: ”İblis: 'Senin mutlak kudretine Yemin olsun ki, onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların bir yana, hepsini mutlaka azdıracağım' dedi." (Sâd: 82) Bahru'l-Ulûm’da şöyle denilmektedir: ”Bil ki yüce Allah (celle celalühü), Yûsuf (aleyhisselâm)'un günah işlemediğine şahit oldu. Diğer taraftan onun iyilik yapan, ihlâsa erdirilmiş seçkin kulları arasında olması sebebiyle de Allah (celle celalühü) kendisini övdü. Bunun için kim olursa olsun, herkesin Yûsuf (aleyhisselâm)'un sadece nezih, temiz, iffetli, şer ve fitne anında doğru yoldan sapmayıp sapasağlam ayakta kalması gibi özelliklerini incelemekle yerinmemeleri gerekir. Aksine onlardan ibret almalıdırlar." Bu konuda Hasan-ı Basrî şöyle demektedir: ”Allah (celle celalühü), peygamberlerin kıssalarını, onlara acıyasınız diye değil, aksine O'nun rahmetinden ümit kesmeyesiniz diye anlatır. Çünkü Peygamberin yapmış olduğu şeylerdeki gerekçeleri, Allah katında daha fazla geçerlidir. Bunun için tevbeleri de (kabulü halinde) peygamber olmayan kimselerin tevbelerinden daha çabuk kabul edilir. Burada Yûsuf (aleyhisselâm)'un tevbe edip, etmediğine ilişkin herhangi bir şeyin zikredilmemesi, onun günah işlemediğinin delilidir. Çünkü yüce Allah, peygamberlerin küçük bile olsa, işledikleri tüm günahları onların daha sonra vazgeçerek tevbe ve istiğfar ettiklerine değinmeden hiçbir zaman zikretmemiştir. Tıpkı Adem, Nuh, İbrahim ve Süleyman (Aleyhimu's-Selâm) peygamberlerin işledikleri günahları ve o günahlardan yaptıkları tevbelerini zikrettiği gibi." |
﴾ 24 ﴿