21

Yer altında bekleme süreleri tamamlandıktan ve ikinci kez Sûr'a üfürüldükten sonra, mü'min-kâfir insanların

hepsi kabirlerinden çıkıp mahşer meydanına gidecekler ve hesap vermek üzere

Allah'ın huzuruna çıkacaklar, ve sorgulanacaklardır. Nitekim Yüce Allah bir âyette: ”...Sonra ona (sûr'a) bir üflenince hemen bakakal acaklardır." (Zümer. 68) buyurmakta, başka bir âyette de: ” ...Hiçbirini bırakmaksızın onları mahşerde toplamış olacağız." (Kehf: 47) demektedir. İşte o zaman

güçsüz kimseler uydu durumunda olan sıradan insanlar, Allah'ın yolundan ve itaatimi an çıkıp reis konumunda olan ve

büyüklük taslayanlara, şöyle diyecekler: 'Biz, dünyada iken

size uymuştuk, Peygamberleri yalanlama ve nasihatlarını dinlememe konusunda sizin emirlerinizi yerine getirmiştik, sizin direktiflerinize uymuştuk.

Allah'ın azabının bir kısmını bizden uzaklaştırır mısınız?' Bizi ilâhî azaptan kurtarır mısınız?... Aslında bu bir kınama ve sitemde bulunmadır. Kendilerine uyan insanların bu kınamaları karşısında

onlar da yani büyüklük taslayanlar da cevap olarak

şöyle derler: 'Eğer Allah bizi doğru yola iman ve hidayet yoluna

sevketmiş olup bizi bu konuda başarıya ulaştırmış

olsaydı, biz de sizi o yola sevkederdik, Ancak ne yazık ki biz de, siz de eğri yola yöneldik ve hak yoldan çıktık. Bu yüzden

(bugün) sızlanmamız da, sabretmemiz de aynıdır. Azaptan ve yok olmak tehlikesinden kurtulmak için sızlanıp sabırsızlık göstermek ile rahmet beklentisi içerisine girerek sabırlı davranmak arasında bizim için bir fark yoktur.

Başka bir deyişle kurtuluşumuzun imkânsızlığı konusunda sabırlılık, ya da sabırsızlık herhangi bir şekilde sonucu değiştirmez. Kısacası ne yaparsak yapalım kurtulmamız mümkün değildir. Böylece güçsüzler, büsbütün ümitsizliğe sevkedilmiş oluyorlar. Nitekim sözlerinin devamında şöyle diyorlar:

Bizler için kurtuluş yolu yoktur.' İlâhî azaptan kaçıp kurtulmak mümkün değildir.

21 ﴿