27

Allah, iman edenleri dünya hayatında yani ölümlerinden önce

ve ahirette yani kabir hayatında, Münker-Nekir sualleri sırasında ve benzeri yerlerde

o sağlam söz ile sabit kılar. Yani onları tevhid inancında ve tevhid kelimesinde kararlı kılar. Çünkü tevhid kelimesi, müminin kalbinde tam anlamıyla yerleşir. Öte yandan burada kabir hayatının ahiret yurdundan sayılması, kabrin ahiret duraklarının birincisi olduğundan dolayıdır.

Allah zalimleri ise saptırır. Yani Yüce Allah dünyada iken sapıklığa düşen kâfirlerin içinde o zaman sapıklık tohumları yaratır.

Allah dilediğini yapar. Kararlılığı ve sapıklığı yaratma konusunda serbesttir. Hiç kimse O'na itirazda bulunamaz.

Bu âyet, kabirdeki sorgulamanın gerçekliğine işaret ettiği gibi, mü'minlerin kabirde nimetlendirileceklerini de gösterir. Çünkü gerçekten Yüce Allah, mümini kabirde tevhid inancı üzerine sabit ve kararlı kılması, nimetlerin en büyüğüdür.

İslâm hukukçusu Ebu'l-Leys der ki: Âlimler kabir azâbıyla ilgili olarak çeşitli görüşler belirtirler. Bir kısmı şöyle der: ”Kabirde -tıpkı dünyada olduğu gibi- ölen kişinin ruhu bedenine yerleştirilir ve oturtulur. Ardından ona, kendisi siyah, gözleri mavi olan, çok kızgın ve öfkeli bulunan, gözleri gözalıcı şimşek gibi parlayan, sesleri şiddetli gök gürültüsü gibi çınlayan ve ellerinde demir çubuk bulunan iki melek gelir ve şu soruları yöneltirler: Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? Mü'min olan kimse bu soruları: ”Rabbim Allah'tır, dinim İslâmdır, Hazret-i Muhammed benim Peygamberimdir." şeklinde cevaplandırır. İşte âyette sözkonusu edilen Yüce Allah'ın mü'mini hak ve hakikatte sabit kılması olayı budur. Kâfirler ve münafıklar ise bütün bu sorulara ”Bilmiyorum" karşılığını verirler. Bunun üzerine sorgu melekleri ellerindeki demir çubuk ile onları döverler. Dolayısıyla bağırmaya ve inlemeye başlarlar. Seslerini, insanlar ve cinler dışındaki tüm varlıklar işitirler.

Diğer bir kısım âlimler ise, ruhun ceset ile kefen arasında yeraldığı görüşündedirler.

Şüphesiz tüm bu görüşlerle ilgili rivayetlere rastlanır. Ancak en doğrusu kabir azabının varlığına inanmak, nasıl olacağına ilişkin detaya girmemek, yani keyfiyetiyle meşgul olmamak ve onun için yapılan dua, sadaka, istiğfar, hac sevabı ya da yakınları veya başkaları tarafından okunan ve kendisine ulaşan Kur'an ile kabir azabının kesileceğine inanmaktır. Nitekim el-Feth isimli eserde de bu hususlara yer verilir. Öte yandan hadiste de şöyle buyurulmaktadır: ”Allahım, cimrilikten Sana sığınırım. Korkaklıktan Sana sığınırım. Aşağılık bir konuma girmekten, dayanılmaz bir yaşa ulaşmaktan Sana sığınırım. Deccal'in fitnesinden Sana sığınırım ve kabir azabından Sana sığınırım."'4' Öte yandan Hazret-i Peygamber herhangi bir adamın defin işini tamamladıktan sonra kabrin başında durur ve şöyle buyururdu: ”Kardeşiniz için bağışlanma talebinde bulunun. Kararlı ve sabit olması için Allah'a dua edin. Çünkü o, şu anda sorguya çekilmektedir."(5)

27 ﴿