34Allah, istediğiniz her şeyden size verdi. Sizin yararınıza olup sizin tarafınızdan talep edilen pek çok nimeti size sundu. Şüphesiz bu açıklama, âyetin içinde vera lan ”mm" edatının açıklayıcı olduğu, ”küll" kelimesinin de teksir-çoğaltma anlamına geldiği yorumuna göredir. Gerek sizin istediğinize binaen verilen, gerekse siz istemediğiniz halde size bahşedilen Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz. Yüce Allah'ın nimetleri sayısız ve sınırsız olduğu için onları toplu halde ve özet biçimde bile saymanız mümkün değildir. Öte yandan nimetler, başlıca iki kısına ayrılır: Birincisi, beden sağlığı, can güvenliği, yiyecek ve içeceklerden lezzet alınması, giyecekler, evlenmeler, mal ve çocuklar gibi menfaatleri celbetme nimeti... İkincisi, hastalıklar, sıkıntılar, fakirlik ve musibet gibi hususlardan kurtulma ile ilgili zararları bertaraf etme nimeti... Ancak nimetlerin en büyüğü ilâhî marifetin bağışlanması nimetidir. Şüphesiz ki insan, nefsine son derece zulmettiği ve nimetlerden yoksun bırakılmasına sebep olduğu için çok zalim ve o nimetlere karşı nankörlük ettiği, sürekli şikayette bulunduğu, nimetleri toplayıp başkasından engellediği için de çok nankördür. Âyette geçen ”insan" kelimesinin başındaki ”el" takısı, cins ve türe işaret içindir. Yani insan cinsi saydığımız özelliklere sahiptir. Rivayet edildiğine göre fakirlerden biri eski âlimlerden birisine fakirliğini şikayet edip içinde bulunduğu sıkıntıyı dile getirdi. Bunun üzerine sözkonusu bilgin, adı geçen fakire şöyle bir soru yöneltti: ”Senin gözlerin âmâ olsun da on bin dirhem paran olsun, ister misin?" Fakir: ”Hayır, bu duruma sevinmem," cevabını verdi. Daha sonra bilgin: ”Peki, ellerin ve ayakların kesik olsun da yirmi bin dirhem paran olsun, ister misin?" deyince, fakir yine: ”Hayır," cevabını verdi. Ardından bilgin sözlerine şöyle devam etti: ”Peki, Allah seni delirtsin de on bin dirhem paran olsun, ister misin?" Fakir, buna da: ”Hayır," deyince bilgin sözlerine şöyle devam etti: ”Kırk bin dirhemiik bir sermayen olmasına rağmen, efendini şikâyet etmekten utanmıyor musun? Meşhur Vaiz İbn Semmak halifelerden birinin huzuruna girer. Tam bu sırada Halifenin elinde bir bardak olup su içmektedir. Halife İbn Semmak'ı görünce: ”Bana nasihatta bulun." der. Bunun üzerine halife şöyle der: ”Bu su karşılığında ya malının tümünü vermek veya susuz kalmak gibi bir tercihle karşı karşıya kalsan, malının tümünü bu bir bardak su karşılığında verir misin?" Halife ”Evet." cevabını verir. Bunun üzerine İbn Semmak tekrar: ”Peki, ya susuz kalacaksın veya mülkünü yani saltanatını vereceksin, denilse mülkünü verir misin?" deyince yine Halife: ”Evet, veririm." karşılığında bulunur. Sonra halifeye şöyle der: ”Öyleyse bir yudum suya değmeyen mal ve mülkünle gururlanma." Bana göre, susuzluk anındaki Allah'ın, kuluna bahşettiği bir yudumluk su nimeti, tüm yeryüzü mülkünden daha değerlidir. Hatta, alıp verdiğimiz bir nefes bile dünya mülkünden daha değerlidir. Çünkü bir an için insan nefessiz bırakılsa ölür. Sıcak havalı bir yere ya da rutubetli bir kuyuya hapsedil se kederinden ölür. Şu halde insan bedeninin her bir zerresi sayısız nimetlerle doludur. |
﴾ 34 ﴿