18Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Fakat kulak hırsızlığı yapan bundan müstesnadır. Âyetin içerisinde geçen kelimeden türeme ”el-müsterik" bir şeyi gizlice dinleyen, ona kulak veren demektir. Âyet metninde yeralan ”sem'" kelimesi, işitilen şey anlamınadır. Buna göre ”istirakus-sem ” gizlice dinlemek ve bir şeyler kapmak demektir. Onun da peşine görenler için, durumu gayet açık bir alev sütunu düşmüştür. Âyet metninde yeralan ”şihâb", yanıp tutuşan ateşten kopan bir parça anlamına gelmektedir. Burada üzerinde durulması gereken nokta sözkonusu olayın Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan önce meydana gelmiş bir olay olmasıdır. Şeytanlar, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Peygamber olarak gönderilmeden önce bazı durumları kulak hırsızlığı yapar, öğrenirlerdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Peygamber olarak gönderilince şeytanların arkasından atılan taşlar çoğaldı ve onların, doğrudan doğruya ve tam olarak kulak hırsızlığı yapmaları engellendi. Bu görüşü İbn Abbas'tan rivayet olunan şu ifadeler desteklemektedir: ”İlk zamanlar şeytanların gökyüzüne çıkmaları engellenmiyordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyaya teşrif edince artık bir alev sütunuyla onların semalara çıkmaları engellenmiştir." Kulak hırsızlığı yapana âyet-i kerimenin deyimiyle ”şihâb" atılmaktadır. Şeytanlara yıldızların bizatihi kendileri atı İmam aktadır. Çünkü gökyüzünde gezegenler yörüngelerinden ayrılmamaktadır. O halde bu şihâb sadece ateşten alınmış bir parça olsa gerektir. Ateş ise tam ve eksilmez biçimde sabittir. Şeytanlar arasında yüzü, alnı ve eli ile Yüce Allah'ın dilemiş olduğu başka yerleri yanmış olanları vardır. Aralarında aklını yitiren ve bu sebeple bir daha kulak hırsızlığı yapmak üzere semaya geri dönemeyen şeytanlar vardır. |
﴾ 18 ﴿