18

Uykuda oldukları halde, sen onları uyanıklar sanırsın. Onları sağa sola çeviririz. Onlar uykuda oldukları halde, bakana göre gözleri açık olduğu için sen kendilerini uyanık zannedersin. Onlar bu haldeyken, meleklerin elleriyle, kendilerini sağ ve sol taraflarına doğru çeviririz ki, yerde uzun zaman kalmak suretiyle, bedenleri aşınmış olmasın. Ebû Hureyre, bu çevirmenin ”senede iki defa" olduğunu söylerken, İbni Abbas da, ”toprağa değen bedenleri aşınmasın diye, senede bir tek defa döndürülürler. Bu da aşure günü olur" demektedir. Bu sözlere bazıları şaşar ve ”Allahü teâlâ  onları sağa sola çevirmeden de bedenlerinin korunmasına güç yetirir" derler. Müftü Sa'dî onlara şu sözleriyle cevap veriyor : ” Allahü teâlâ nın mutlaka buna da gücü yeter. Fakat çoğu kez O, her şeye bir sebep yaratmıştır."

Köpekleri de, çıkışta iki kolunu uzatmıştır. Bu köpek bir çoban köpeği olup, bağlandıkları dine uymuş ve onlarla birlikte mağaraya girmiştir. Burada, geçmiş bir durum anlatılmaktadır. ”Zira-Kol" kelimesi, dirsekten orta parmak ucuna kadar olan kısmı kapsar. ”Vesît-çıkış" kelimesi, mağara kapısının yerini ifade etmektedir. Kânın s'un ifadesine göre vesît, avlu ve eşik anlamına gelir. Süddî ise, mağarada ne kapı ve ne ele eşiğin olmadığını, o yerin ancak evdeki eşik yeri olabileceğini söyler.

Mukâtil'den rivayet edildiğine göre, cennete girecek hayvanlar on tanedir. Bunlar :

Hazret-i Salih peygamberin devesi,

Hazret-i İbrahim peygamberin buzağısı,

Hazret-i İsmail peygamberin koçu.

Hazret-i Mûsâ peygamberin ineği,

Hazret-i Yunus peygamberin balığı,

Hazret-i Üzeyr’in eşeği,

Hazret-i Süleyman'ın karıncası,

Hazret-i Belkıs'ın hüdhütü.

Ashab-ı Kehf’in köpeği ve

Hazret-i Muhammed’in devesi.

Bütün bunların cennete gireceği rivayet edilir. Bunlar, ”Mişkâtü'l-Envâr" da anlatılır.

"Hayât'ül-Hayavân" isimli eserde şöyle denilmektedir: ”Tefsircilerin çoğunun görüşüne göre, Ashâb-ı Kehf in köpeği de diğer köpekler cinsindendir. İbni Cerir ise, bunun arslan olduğunu söyler. Arslana da köpek denir.

Çünkü Hazret-i Peygamber, Utbe b. Ebû Leheb'e, kendisine köpeklerinin saldırması için beddua etmişti. Bu beddua üzerine ise, o zatı arslan yemişti."

Köpekler iki kısımdır. Birincisi evcil köpektir. Diğeri ise, selûkî yani tazı olanıdır. Bu isim. Yemen'de bulunan ve adına Selûk denen bir kasabadan gelir. Selûkî köpekler de buraya nisbet edilir. Bu kasabada, uzun köpekler bulunur ve onlarla avlanırlar.

Zemahşerî: ”Sokak insanları ve sokak köpekleri, kötü ahlâk ve insanlara yapacakları muamele bakımından, birbirlerinin aynıdırlar. Bu iki grup da, huy bakımından birbirlerine benzerler" demektedir.

İbni Abbas şöyle der : ”Güvenilir köpek, hâin arkadaştan iyidir."

Haris b. Sa'saa adında bir zat ve bu zatı hiç terketmeyen masa arkadaşları vardı. Haris arkadaşlarını çok severdi. Günün birinde arkadaşları ile birlikte kır gezisine çıkmışlardı. Onlardan birisi onlarla gitmeyip geride kalmıştı. Bu geri kalan adam, Hâris’in hanımıyla buluşmuş ve günlerini gün ettikten sonra uzanıp yatı vermişlerdi. Bir müddet sonra da köpek gelip üzerlerine çullanmak suretiyle, ikisini de öldürmüştü. Haris evine dönünce, karısını ve o arkadaşını ölmüş olarak buldu ve durumu anlayıp şu anlamda bir şiir yazdı:

(O köpek) halâ benim zimmetimi gözetirse etrafında döner. Dostum ihanet ederken o, eşimi korur. Namusuma gözdiken dosta şaşarım. Onu koruyan şu köpeğe de hayret ederim.

Yaratıkların hayret verici olaylarından şöyle bir olay anlatılır: İsfahanda bir zat, bir başka zatı öldürerek kuyuya atmıştı. Öldürülen adamın da bir köpeği vardı ve bu olayı izlemişti. Olayı izleyen köpek, her gün kuyunun başına gelip toprağı eşeliyordu. Katil adamı da görünce, ona havlamaya başlıyordu. Bu durum tekrarlanınca, insanlar oradaki toprağı kazımışlar ve öldürülen atkımı bulmuşlardı. Katili çağırmışlar ve suçunu itiraf etmişti. Sonunda da öldürülmüştü.

Onları görseydin,.mutlaka dönüp giderdin ve onlardan dolayı için korku dolardı. Mağarada bulunan o gençleri görmüş olabilseydim onların heybetinden için korku dolar veya gerisin geri dönmek suretiyle kaçıp giderdin. Onların gözleri öyle açıktı ki, sanki konuşmak ister bir durumda idiler.

Muaviye'den (radıyallahü anh) rivayet edildiğine göre, o rumiarla savaşmış ve bu mağaraya uğramıştı. ”Onlar bize açılsa da, onlara baksaydık." demişti. Bu istek üzerine İbni Abbas: ”Sana bu imkân sağlanmaz. Çünkü senden daha hayırlı olana bile sağlanmamıştır" demiş ve bu âyeti okumuştu: ”Onları görseydin, mutlaka dönüp giderdin..." Ayetin neresinden, imkân sağlanmadığı anlaşılıyor sorusuna şu cevabı verebiliriz. Bu durum, âyetin delâletinden anlaşılmaktadır. Allahü teâlâ  onlara, öyle bir heybet elbisesi giydirivermiştir ki, hiçbir kimsenin, araştırıcı gözle onlara bakmaya gücü yetmez.

Bu fakir de der ki : ”..Onları görseydin.." ifadesi ve onu takip eden ifadeler, hiç şüphesiz Hazret-i Peygambere yapılan bir hitaptır. Ancak, bu ifadenin işareti, bütün ümmeti kapsamına alıyor. O hakle onların durumunu araştırmak boşunadır. Çünkü onun hârika ve hayrete düşürücü işlerinin şekillerinden çıkanı görmek herkese müyesser olmaz. Hazret-i Peygamber bile, kendisinde ruhsal durumun hakim olmuş olmasına rağmen, Cebrail’in kanatlan ile doğu ve batının arasını kaplayan Cebrail’in suretini gördüğü zaman, kendisinden geçmişti. Kehf ashabını düşünmek ve onları gönnek de, bu işe ehil olmayanlar açısından onları küçümsemektir. Allahü teâlâ 'nın sünneti de, dünyadaki böyle mânâ alanlarını ve Âhiret âleminin başlangıcı olan Berzah alemindeki suretleri gizlemektir. Ruh da görülmez. Çünkü, onu görecek olanın duygusu, o ruhu görmeye engeldir. Temiz ve mukaddes ceset de ruhun makamına bitişik olduğu için böyledir. Onun içindir ki, onu da toprak aşındırmaz.

18 ﴿