24

Ancak 'Allah dilerse yapacağım' de.

Burada istisna edilen şey mevcut değildir. (İstisna-i Mufarrağ) Yani, hiçbir zaman kesinlikle böyle deme! Âdet olduğu üzere, Allah'ın iradesine bırakarak söyle: O da: ”İnşallah-Allah dilerse" ifadesini kullanmak suretiyle olur. Bu ifadelerde, seçme ve irade sahibinin, sadece Allahü teâlâ  olduğuna işaret edilmektedir. Kulların fiillerinin tümü, Allah Te âlâ'nin iradesine bağlıdır. Nitekim âyette: ”Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz" buyurulmuştur. (İnsan: 30)

Unuttuğun zaman Rabbini an inşallah de,

ve hatırladıktan sonra da:

'Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın bir bilgiye ulaştırır' de. Yani Ashab-ı Kehf’e dair haberlerden daha belirgin bir bilgiye ulaştırır. Ki bu bilgiler de, peygamberliğime dair her türlü delillerdir. Bu bilgilerle, insanları hakka çağırır ve onları irşad ederim. Nitekim durum böyle olmuştur. Allahü teâlâ  ona, mağaradakilerin durumlarından daha büyük ve açık mucizeleri göstermiştir. Çok eski zamanlarda yaşayan peygamberlerin durumlarını ve olaylarını anlatan bilgiler, kıyamete kadar yaşayacak olan insanların asırlar boyu başlarına gelecek olanlar... gibi.

Semerkandî, Bahr'ul-Ulûm adlı eserinde şunları söyler :

"Âyetin açık anlamı, ”bir şeyi unuttuğun zaman, Rabbim an" şeklindedir. Rabbini anman da ”Umulur ki Rabbim bana, unuttuğumdan daha iyi ve hayırlısını nasip eder. Bu da benim için, unuttuğumdan daha iyi ve hayırlı olur" demendir."

İmam Fahreddin Râzî tefsirinde şunları söyler: ”Bu ifadenin (inşallah ifadesinin) mutlaka kullanılmasının sebebi şudur: Bir insan 'yarın şunu yapacağım' dese, yarın gelmeden önce ölmesi uzak bir ihtimal değildir. Yahut da, yarma kadar araya bir engel girmek suretiyle, hayatta bile olsa, dilemiş olduğu o işi yapanıayabilir. Şayet ‘İnşallah' dememiş idiyse, bu sözünde yalancı olmuş olur. Yalan ise, çok çirkin bir durumdur. Peygamberlere asla yakışmaz. Bu sebepten dolayıdır ki, ‘İnşallah' demesi gerekir. Eğer bu durumda sözünü yerine getiremezse, işte o zaman yalancı olmuş olmaz, bir çirkinlik de meydana gelmez."

Ebû Hureyre (radıyallahü anh), Hazret-i Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet eder: ”Davud'un oğlu Süleyman dedi ki : 'Gecede yüz kadını dolaşırım. Her kadın da Allah yolunda savaşacak bir çocuk doğurur, - inşallah demeyi unutur - Onlardan hiçbiri çocuk doğurmaz. Ancak bir tek kadın, o da yarım çocuk doğurur. Burada peygamber buyurur ki, ”Nefsim Kudret Elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer ‘İnşallah' demiş olsaydı, bunlar doğurulurdu."

Hatip’in Ravda'sında şöyle bir lâtife anlatılır :

Adamın birisine ”Nereye?" diye sormuşlar. O da ”pazar yerine eşek satın almaya gidiyorum" cevabını vermiş. Bu adama ”inşallah" demesi için ısrar etmişlerse de, adam hiç oralı olmamış ve : ”Böyle bir istisna yapmaya (inşallah demeye) ihtiyacım yok. Param kesemde, eşek ise pazarda" deyivermiş. Pazar yerine varmadan da kesesindeki parası çalınmış ve adam gerisin geri dönmüş. Bu sefer ona ”Nereden geldin?" diye sonn uslar. Adamın verdiği cevaplara bakınız : ”Pazar yerinden inşallah. Kesemden paralarım çalındı inşallah."

İbni Abbas (radıyallahü anh), bu âyete dayanarak, sözden sonra inşaallah denilmesini caiz görmüştür. Fıkıhçıların Cumhur’u yani çoğunluğu onun görüşünde değillerdir. Eğer bu durum sahih olsa; ne ikrar, ne talak ve ne de köle azad etmek gerçekleşemezdi. Gelecekteki işlerden haberler vermede sözün yalan mı gerçek mi olduğu bilinemezdi.

Kurtubî bu âyetin tefsirinde şöyle der : ”Bu, hüküm günahtan kaçınmak ve kurtulmakta telâfi içindir. Hükmü değiştiren istisna ise, sadece bitişik olandır."

Ebû Hanife'nin Menkıbeleri isimli eserde de şöyle anlatılır : Meğazî müellifi Muhammed b. İshak, Ebû Hanife'yi kıskanıyorum. Çünkü Halife Mansur, Ebû Hanife'yi diğer bilginlerden daha üstün tutuyormuş. Günün birinde, Halife Ebû Cafer el-Mansur'un huzurunda bulunurlarken, Muhammed b. İshak, Ebû Hanife'ye: ”Yemin edip sonra da susan, daha sonra yeminini bitirince de inşallah diyen adam" hakkındaki görüşün nedir? demiş: Ebû Hanife buna ”istisna tesir etmez. Çünkü ara açılmıştır. Ara bitişik olsaydı ona fayda verirdi" demiştir. Muhammed b. İshak sözüne devamla şöyle sorar : ”Bu istisna nasıl faydasız olabilir? Şu anda yanımızda olan Müminlerin emirinin dedesi İbni Abbas, aradan bir sene bile geçse istisna yapılabileceği görüşündeydi. Dayanağı da ”..Unuttuğun zaman Rabbini zikret" âyeti idi."

Bu olay üzerine müminlerin emiri ona: ”Dedem öyle mi demişti?" diye sorar. O da ”evet" der. Bunun üzerine Halife Ebû Mansur : ”Ey Ebû Hanife! Sen dedeme muhalefet mi ediyorsun?" diye sorar, Ebû Hanife şu cevabı verir: ” İbni Abbas'ın sözünde, doğruya karşı çıkan bir te'vil vardır" der ve Halife'ye dönerek şunu ekler: ”Bu adam ve yandaşları, seni halifeliğe lâyık görmezler. Çünkü sana biat ettikten sonra dışarı çıkarak ‘İnşallah' derler. Böylelikle de sana biat etmenin sorumluluğundan sıyrılmış olurlar. Yeminlerini de bozmuş olmazlar." Ebû Hanife'nin bu sözleri üzerine Halife, yardımcılarına, Muhammed b. İshak'ın yakalanmasını emreder. Onlar da yakalayıp hapse atarlar.

24 ﴿